| . |
Cumhurbaşkanına Rapor/Türk Ocakları
08.06.2000
Sayın Cumhurbaşkanımız,
1912'de kurulduğundan beri Türk Ocağının en önemli düşünce ve faaliyet alanlarından birinin "Türk Dünyası" olduğu yüksek malumlarıdır. Bu birikimin verdiği cesaretle, ekte sunduğumuz ve "1996 Türk Ocakları Yıllığında" yer alan rapor niteliğindeki bir çalışmaya ilaveten, kısa bir takdim yazısını da takdir ve değerlendirmelerinize ayrıca arz etmeyi görev sayıyoruz.
İlim ve fikir adamlarımızın, üniversitelerimizin, siyaset hayatının ve nihayet diplomasimizin ve önemlisi servislerimiz dahil devletimizin temel yönelişlerinde ve ufkunda uzun yıllar ciddi bir yer bulamayan, ihmal edilen Türk Dünyası, komünizmin çöküşü, Sovyet Bloğunun dağılışı ve dünyadaki konjoktürel gelişmeler ve değişmeler sonucunda istiklaline kavuşmuş, sadece Türkiye'yi değil bütün dünya Türklüğünü sevindiren mutlu gelişmelere sahne olmuştur.
Ne var ki, yılların biriktirdiği ihmaller sonucu, gerek bilgi ve tecrübe noksanlığı gerek yeterli uzman yetiştirilmeyişi, gerek alınması zaruri tedbirlerin vaktinde öngörülmeyişi ve gerekse konuyu milli politika olarak gündemin birinci sırasına koyamayış gibi sebeplerle , çok yüksek bir potansiyel gücün ve olağanüstü imkanın yeterince değerlendirilmediği görülmektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin daha ziyade savunma ağırlıklı muhafazakar ve durağan eski dış politikasını bile cihanşümul bir politika istikametinde zorlayan bu muazzam gücün rakamlarla ifade edilen tablosu gerçekten heyecan vericidir. Sadece Türkiye'nin değil toplam Türk dünyasının küçümsenmez nüfusu, geniş arazisi, siyasi, iktisadi ve kültürel gücü, yer altı ve yer üstü zenginlikleri üst üste dizildiğinde ve planlı bir şeklide müştereken tek istikamette kullanılabildiğinde, "Türleri dünyanın ilk beş büyük gücü arasına sokabilecek" bir imkanı ihtiva ettiği görülmektedir.
· Dalmaçya kıyılarından Cin ortalarına kadar uzanan 11 milyon km2'lik Avrasya'da, çeşitli şive ve lehçelerde konuşulan dünyanın yedinci büyük dili Türkçe...
· Dünya siyasetinde eskiden tek devletle temsil edilen ama artık 4.7 milyon km2 üzerinde 7 tam bağımsız devleti ve 3.7 milyon km2 üzerinde de 9 Muhtar Cumhuriyeti olan 200 milyonluk Türkler...
· Toplamı değerlendirildiğinde, petrol, doğalgaz ve elektrik üretiminde, altın dahil değerli madenlerde, pamuk, buğday, tütün ve diğer tarım ürünlerinde, dünya ekonomisinde büyük pay sahibi, sanayileşmiş, eğitim görmüş, genç, canlı ve üretken bir toplum...
· Zengin bir miras, yüksek medeniyet kurmuş imparatorluklara dayalı üstün bir devlet geleneği ve insanlığa değerler katmış ve katacak yüksek bir kültür...
Ancak, bu parlak tablonun hayata geçirilmesinde, çeşitli iktidarlar zamanında önemli hamleler gerçekleştirilmiş olmakla beraber, yılların biriktirdiği büyük ihtiyaçlar muvacehesinde yapılanlarla tam tatmin olmanın bizi rehavete sürüklemesi, çağa damgasını vuracak bu dev atılımın tavsaması ve sıradanlaşması istidadı bizleri kokutmaktadır.
Yapılanları küçümsemek elbette mümkün değildir. Dar imkanlarıyla Türkiye hükümetleri pek çok projeyi hayata geçirmiştir, ama konunun önemini idrak edenler için daha yapılacak binlerce işin kaldığı görülmektedir.
Sayın Cumhurbaşkanımız,
Aleyhimizdeki bazı gelişmeler endişelerimizi teyit edici nitelikte görmekte, zat-ı devletlerinin müdahale edeceği seviyede bulunduğu mütalaa etmekteyiz. Önemlilerinden bazılarını zikretmek gerekirse;
· Türkiye'nin Türk Cumhuriyetleriyle ve topluluklarıyla ilişkilerinde özellikle son zamanlarda çok ciddi bir soğuma dönemine girildiği gözlenmektedir. İlk yılların sıcak, samimi, heyecanlı, dostane ve aktif politikası karşılıklı olarak gerilemektedir.
· Devlet Başkanları seviyesinde her yıl gerçekleştirilen Türk Zirvesine bu yıl iki Devlet Başkanı katılmamıştır. Mazeretleri ne olursa olsun, 6 Başkanın kol kola çektirdiği fotoğraf zedelenmiştir ve sonuç manidardır.
· Sebebi kimden kaynaklanırsa kaynaklansın, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile ilişkilerimizde önemli, Kazakistan ve Kırgızistan ile daha az önemli arızalar zuhur etmiştir. Çözülememiş ciddi meselelerin üzerine cesaretle gidilememektedir.
· Rusya Federasyonun, eski Sovyet İmparatorluğunu yeniden dirilten teşebbüsleri had safhaya ulaşmıştır. Rus iç politikasındaki ihtiyaca da dalyalı olarak gelişen, Rusya iktisadi meselelerini çözdükçe giderek artacak olan, Komünist Partisi, KGB ve Kızılordu eski mensuplarınca da desteklenen bu "şahin" siyasetin, Putin'in Cumhurbaşkanlığı döneminde çok hızlandığı görülmektedir.
· Türk Cumhuriyetlerini Rusya ile BDT Anlaşmasını ve müteakiben de Savunma İşbirliği Anlaşmasını imzalamaya zorlayan şartları düzeltecek, tam bağımsızlık iddialarına rağmen kardeşlerimizin bu günkü fiili yarı bağımsız durumlarını tam bağımsızlığa taşıyacak, güçlü ordularını kurmuş, içi ve dış güvenliklerini kendi başlarına sağlayan, dış politikada istiklalli, mali ve iktisadi yapılarını zamanla Rusya'nın tesir sahasından kurtarmış bir neticeye ulaştıracak cesur teşebbüsler, ne kendileri tarafından, ne de Türkiye tarafından henüz gerçekleştirebilmiştir. Bu konuda müspet gelişmeler beklenirken, aksine bir geriye dönüş müşahede edilmektedir.
· Türkiye hariç , Türk Cumhuriyetlerinin başkanları zirve toplantılarında dünya siyaseti ve Türk Dünyasının müşterek siyasi menfaatlerini görüşmeye pek istekli değildirler. Ekonomi, mali yardım ve kültür ağırlıklı bir gündemi tercih ettikleri, siyasi işbirliğini ürkek karşıladıkları görülmektedir. Kuzey Irak, Kıbrıs, Kafkaslar, Afganistan, Balkanlar, Çenistan, Karabağ, İran, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek, Kosova vb. önemli meselerle dünyaya karşı müşterek bir politika sergileyememişlerdir. Aksine pek çok konuda Rusya ile birlikte hareket ettikleri gözlenmektedir.
· Aramızda imzalanan 800'ün üstünde ahdi belge, anlaşma ve protokol daha çok iktisadi, mali, kültürel, ticari ve eğitim ağırlıklıdır. Bunlara ilaveten ve asıl lüzumlu olarak siyasi, savunma işbirliği gibi askeri sahalarda da bütün imkanları bir şemsiye altında toplayan, Benelüks, Nordik, Arap Birliği, Avrupa Birliği vb. örneklerine benzeyen bir "Türk Dünyası İşbirliği Teşkilatı" henüz kurulamamıştır.
· Hayat damarlarımız diriltecek olan müşterek petrol ve doğalgaz üretimi, bunların boru hatlarıyla nakli ve dünya pazarlaması, elektrik enerjisinde tek interkonnekte sisteme bağlanılması, tarihi ipek yolunun demir, kara hava ve deniz yollarıyla geliştirilerek ihya edilmesi, büyük üretim kalemlerinde Ticari Birliklerin kurulması, Türk Dünyası Ortak Pazarının teşkili gibi konularda büyük hamleler yapılamamıştır. Yapılan hamlelerden de henüz umulan fiili sonuç alınabilmiş değildir. Ortada pek çok proje ve anlaşma olmakla birlikte gerçekleşme nispeti ümit kırıcıdır. Bütün gelişmeler rağmen, Türkiye'nin ve diğer Türk Cumhuriyetlerinin ticaret hacmi içindeki karşılıklı nispetleri çok düşüktür.
· Türk Cumhuriyetleriyle ilgili bu genel tespitlere ilaveten, henüz bağımsızlığ4ına kavuşmamış Türk topluluklarının durumunda da gözle görülür bir iyileşme olmadığı, son zamanlarda bilakis gerileme bulunduğu müşahede edilmektedir. Irak Türkmenleri, Doğu Türkistan'daki Uygur Türkleri, Afganistan Türkleri, İran Türkleri vs Türk topluluklarını ve insan haklarıyla ilgili çağdaş kaidelere aykırı baskı rejimleri içinde yaşayan diğer kardeşlerimizin, varlıklarını sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları desteği Türkiye'den yeterince göremedikleri anlaşılmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanımız,
Teferruatla kıymetli vaktiniz almak istemiyoruz. Yapılanlar, yapılamayanlar, .yarım kalanlar, bundan sonra yapılması gerekenler özet raporumuzda arz edilmiştir. Arzu ve emir buyurularsa daha geniş bir hazırlık yapmayı da kendimize milli bir görev addederiz.
Bu kısa arzımızdaki ana maksadımız, esasen zat-ı devletlerince çok iyi bilinen konudaki endişelerimiz satır başlarıyla hatırlatma ve yeni bir hamlenin ancak şahsi talimatlarımızla başlatılabileceği ve yakın takibinizle sonuçlanabileceği gerçeğini dile getirmekten ibarettir.
Geçmiş tecrübeler göstermiştir ki:
· Türk Cumhuriyetleri henüz tam bir devlet geleneği, müesseseleşme ve demokratikleşme kalıbına girememiştir. Hemen bütün işler Devlet Başkanlarının inhisarında ve yönetimindedir. Marksist dönemden kalan idare alışkanlıkların ve geleneklerini tam değiştirebilmiş değildir. Çağdaş devlet yönetimine geçiş zaman alacak gibidir. Bu bakımdan hükümetlerin bakanların üst yöneticilerin ve diplomatların resmi ilişkilerinden ziyade, Devlet Başkanları arasına kurulacak kardeşçe, sıcak ve samimi ikili ilişkiler ve dostluklar ön plana çıkmakta ve asıl müessireydi sağlamaktadır.
· Hariciyemizin ve diplomatlarımız, çok bilgi, çok sabır, çok gayret, sevgi ve ihtimam isteyen bu özel üsluba geçerken, zat-alilerinin destek ve teşvikine ihtiyaç duyacakları tabiidir. Diğer devletlere uygulanabilir diplomasi kurallarını kardeşlerimiz için geçerli olmadığını, anlaşmaların kuru satırlarına kardeşlik hukukunu, kalbi bir sevgiyi, sınırsız tahammülü eklemek gerektiğini, resmi görüşmelerde çözülemeyen meselelerin çoğu kere dostane özel bir sohbette halledildiğini, muhataplarımızın bazı tavırlarına mazeret olarak sığınamayacağımızı; (Kat'iyen ağabeylik taslamadan) ama gerçek ağabeyliğin hoş görüsüne dayalı sevgimizden hiçbir zaman vazgeçmemiz gerektiği durmaksızın telkin etme görevi de büyük nispette zat-ı devletlerini omuzlarındadır.
· Ayrıca, artık gerçek bir dünya devleti olduğu, güçlendiği ve zenginleştiği için ve Türk Cumhuriyetlerinin de zuhuru ile cihanşümul bir politikaya adım atan Türkiye'nin; siyasileri, üst yöneticileri ve diplomatlarıyla yeni büyük ufuklara taşınmasında ve bu politikanın omurgasını Türk dünyası temel hedefleri etrafında şekillendirmekte de başlıca görev zat-ı alilerinin olmaktadır.
· Hükümetlerimizin yoğun iç ve dış meselerle boğuşurken zaman zaman ihmale uğratabileceği Türk dünyası meselelerini kat-i talimatlara bağlanması, bir merkezden koordine edilmesi ve yönlendirilmesi, istikrarlı ve partiler üstü bir milli politika tespiti ve yürütülmesi, sonuçlarını yakın takibi, hükümetlere, üst yöneticilere ve diplomatlara yeniden bir şevk ve heyecan kazandırılması, küllenen inançların diriltilmesi gibi konularda, Devletimizin başı ve Türk dünyasının nazımı sıfatıyla zat-ı devletlerinin rolü çok büyük olacaktır.
Bu bakımlardan yükünüzün ne kadar ağır olacağı ama tarihimizi değiştirecek bu devlet inkılaptaki şerefinizin de ne kadar yüksek olacağı şimdiden bellidir.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Türk dünyası ile ilgili olarak bugüne kadar yapılanlara ilaveten bundan sonra yapılması gerekecek en önemli hususlardaki kanaatlerimizi, sadece satır başlarıyla arz etmek istiyoruz;
· Yapılacak işleri tek merkezden planlamak, yürütmek, çeşitli dağınık birimleri koordine etmek ve sonuçları takip etmek üzere, Başbakanlığa bağlı ve bir Devlet Bakanının uhdesine tevdi edilecek şekilde "Türk Dünyası Müsteşarlığı" kurulmalı, TİKA'da bu Müsteşarlığa bağlanmalı, uzman personel ve geniş bütçe imkanlarıyla teçhiz edilmelidir.
· Türk Cumhuriyetleri arasında "Türk Dünyası İşbirliği Teşkilatı" gecikilmeksizin kurulmalıdır. Bu teşkilatın Devlet Başkanlarından müteşekkil Bakanlar Kurulu, eşit adette milletvekilinden müteşekkil Meclisi, Yüksek Adalet Divanı ve önemli konular için Çalışma Grupları olmalıdır.
· Türk Cumhuriyetleriyle Siyasi İşbirliği Anlaşmaları yapılmalı, ayrıca ve çok önemli olara Savunma ve Güvenlik İşbirliği Anlaşmaları imzalanmalı, ordularını ve polis teşkilatlarını geliştirmeleri için geniş destek verilmelidir.
· Petrol ve doğalgaz üretiminde, boru hatlarıyla naklinde ve dünyaya pazarlanmasında müştereken hareket edilmeli, yabancı sermayenin ve Türkiye'nin de iştirakiyle büyür şirketler kurulmalı, Bakü-Ceyhan boru hattı muhakkak gerçekleştirilmelidir.
· Bütün Cumhuriyetlerdeki ve Türkiye'deki elektrik enerjisi aynı interkonnekte sisteme bağlanmalıdır.
· Sanayide, enerjide, madencilikte ve tarımda, üretimden nakle ve pazarlanmaya kadar müşterek birlikler ve şirketler kurulmalıdır.
· Türk Dünyası Ortak Pazarı , Sermaye Piyasası Birliği, Bankalar Birliğe vb yüzlerce müşterek teşebbüs gerçekleştirilmelidir. Cumhuriyetlere destek verici ve oralarda iş yapan müteşebbis ve tüccarları teşvik edici tedbirler artırılmalı, Eksimbank kredisi "ülke riski" şeklinde dönüştürülerek artırılmalıdır.
· Tarihi "İpek yolu"; (her ülkenin kendi sorumluluk alanı içinde olan kısmı kendisi tarafından) otoyol şeklinde kara yolu olarak ihya edilmeli, ayrıca demiryolu, deniz, nehir ve hava yolu ağı ile de gelişmiş bir ulaşım sağlanmalıdır.
· Akdedilen anlaşmalara tam riayet sağlanmalı ve uygulanmalıdır.
· Gerek Türkiye'de ve gerekse bu ülkelerde konu ile görevlendirilecek Büyükelçiler dahil ütün memurlar Türk dünyasını çok iyi bilen, benimseyen ve seven kişilerden özenle seçilmeli ve belli bir özel eğitimden sonra vazifelendirilmelidir.
· Aramızdaki iletişim ağı geliştirilmeli, ayrıca Avrasya Televizyonu kuruluş amacına uygun ve daha güçlü hale getirilmelidir.
· Müşterek Üniversiteler olara teşkil edilen A.Yesevi ve Manas Üniversitelerine yenileri eklenmeli, bu ülkelerde eğitim kurumu açacak gönüllü kuruluşlar, düzgün bir denetim şartıyla teşvik edilmelidir.
· Münasebetlerimizin temelini teşkil eden kültür işbirliğini artırıcı, zenginleştirici ve güçlendirici bütün tedbirlere tevessül edilmeli, başlayan kıymetli çalışmalar soğutulmadan yürütülmeli, Türksoy her bakımdan takviye edilmelidir.
· Başka güçlerin menfi etkisine imkan vermeyecek şekilde, dini yardım ve işbirliğine hız verilmeli, cami yapım faaliyetleri artırılarak devam etmelidir.
· Oralardaki tarihi Türk eserlerini aslına uygun onarımına kaldığı yerden devam edilmeli, programa yeni eserler ilave edilmelidir.
· Cumhuriyetleri Latin alfabesine geçişini süratlendirmek için geniş destek verilmeli, teknik teçhizat ihtiyacı karşılanmalıdır.
· Bazı dersler için öngörülen ve bir hayli mesafe kat edilen, eğitimde müfredat ve ders kitabı birliği sağlayacak teşebbüse kaldığı yerden devam edilmelidir.
· Türkiye'de diğer Türk lehçelerini, Cumhuriyetlerde ise Türkiye Türkçe sinin öğreten eğitim merkezleri ve kurslar geliştirilmeli, artırılmalı, bu konuda gönüllü kuruluşlar da teşvik edilmelidir.
Sayın Cumhurbaşkanımız,
Bizleri endişelendiren ve ilişkileri soğ4utan menfi şarları ters yüz edecek, hamleyi yeniden başlatacak, bütün Türk dünyasına şevk ve güven kazandıracak, Rusya'nın Putin eliyle hızlandırdığı atağa karşı atakla cevap verecek bir büyük soluğu milletimiz haklı olarak sizden beklemektedir. Buna muktedir olduğunuzdan eminiz.
Bu güne kadar taş taş üstüne konularak örülen temelin yıkılmaması, hizmetlere yeni hizmetler eklenmesi ve binanı tamamlanması sizin şüphe duymadığımız dirayetinize bağlıdır.
Konunun günü birlik siyasi tartışmaları aşan hayati önemi ve partiler üstü milli bir siyaset oluşu, bütün unsur ve müesseseleriyle devletin, yani onu temsilen zat-ı alilerini meseleye el koymasını zaruri kılmaktadır.
Cumhurbaşkanı olarak ilk yurt dışı gezinizi Türk Cumhuriyetlerine yapmanızın, çok müspet bir başlangıç olarak Türk dünyasına ve Türkiye'ye gerekli işareti vereceğini düşünüyoruz.
Ayrıca, konuyla ilgili bütün resmi birimleri ve gönüllü kuruluşları başkanlığınızda toplayarak vereceğiniz talimatlar ve çizeceğiniz çerçeve ile çalışmaların yeni bir ümit ışığına gark olacağı şüphesizdir.
Sayın Cumhurbaşkanımız,
Bu arzımızı, size bildikleriniz söylemek, görevleriniz hatırlatma ve tavsiyelerde bulunmak gibi asit bir çerçeve mütalaa etmeyeceğinizden eminiz. Böyle bir üslubun Türk Ocağına yakışmayacağını elbette takdir edersiniz. Bu güvenin cesaretiyle takdimde bulunduk.
Türk Ocaklarını 88 yıllık tarihi, başkaca önemli görevlerine ilaveten, Türk Dünyası için düşünmekle, çalışmakla, konuşmakla, yazmakla geçmiştir. Son derece titiz ve duyarlı olduğumuz, ihtisas alanımızda gördüğümüz ve müsaade buyurularsa fikri donanıma en yüksek seviyede sahip olduğumuzu düşündüğümüz bir konuda, endişelerimiz ve düşüncelerimizi sizinle paylaşmaktan başka bir amacımız yoktur.
Yirmi birinci asrı gerçekten Türk Asrı yapacak büyük hamlenin, kardeşlerimizin istiklalini kazandığı başlangıç dönemindeki inanç ve heyecanlara yeniden dönmekle ve konunu önemini tam idrak etmiş kadroların üstün gayretleriyle başarıya ulaşacağı ve bütün bunların ise zat-ı devletlerinin yakacağı ışığa bağlı bulunduğu istikametteki kanaatimizi tekraren belirtir, başarılı olacağından emin bulunduğumuz üstün gayretlerinizde Tanrının yardımlarını diler, daima emrinizde olduğumuzu arz ederiz.
Saygılarımla Nuri Gürgür
Türk Ocakları Genel Başkanı
Sayın Cumhurbaşkanım,
Milli kültürümüz, küreselleşmeden kaynaklanan faktörlerin yoğunlaştırdığı ağır bir tazyik altındadır.
İnsanlığın üç yüz yıla yakın bir süreden beri ulaşmaya çalıştığı demokratik idealler, büyük ölçüde gerçekleşme sürecine girdi. Böylece hukukun üstünlüğü, insan hakları ve sekülerleşme gibi kavramlar geniş toplum kesimlerine benimsenip uygulanabiliyorlar küreselleşmenin olumlu etkileri şeklinde ortaya çıkan bu gelişmeler, doğal olarak ülkemizde de yaşanıyor. Bunların bütün siyasi çevrelerde benimsenip savunulması çağdaş bir toplum yapısına ulaşma ümitlerini artıran sevindirici bir tablodur. AB'ne girme hazırlıkları yapılırken, Topluluğun temel ölçülerine uyum sağlama mecburiyetinin bu gelişmeleri hızlandıracağı aşikardır.
Ancak küreselleşmenin bu olumlu etkilerinin yanında insanımız ve ülkemiz adına endişe verici bir başka manzaranın mevcudiyetini görmezlikten gelemeyiz. İletişim araçlarında yaşanan büyük teknolojik gelişmeler sonucu, toplum çok yoğun şekilde yanlış örneklerle muhatap kılınıyor, böylece insanların değer ölçülerinde, zihniyet ve davranışlarında kırılmalar, sapmalar başlıyor, kültürel yozlaşma kaçınılmaz bir tehlike haline geliyor.
Terbiye ve eğitimin başlıca kaynaklarını oluşturan ile ve okulun yerini, yayımcılık ilkeleri büyük ölçüde kazanç hırsından kaynaklanan politikalarının oluşan basın, televizyon ve nihayet İnternet alıyor. Her türlü denetim imkanından yoksun olan sokaklar, disko ve kafeler genç beyinlerin eğitim gördükleri alanları teşkil ediyor.
İki yıl önce büyük umutlarla uygulamaya konulan sekiz yıllık eğitim sistemi, kültürel içeriğe gereken önem verilmediğinden beklenen hedefleri gerçekleştirememiştir. Eğitimin her kademesinde çok ciddi düzenlememe zarureti mevcuttur. Problemlerin istatistik rakamlarındaki gelişme görüntüleriyle, okul ve öğrenci sayılarındaki artışlarla halledildiğine inanmak, kültürele yozlaşmayı daha da derinleştirecektir. Ülkemiz kültürel çözülme tehlikesinin yanı sıra, bilim alanında gelişmiş ülkelerle aramızdaki mevcut mesafenin daha da açılma tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu tablo geçen yüzyılda sanayi devriminde yaşadığımız gibi, bu defa da bilgi çağını kaçırmamız anlamına gelir ve tarihi bir felaket olur.
Türk ocakları olara başta Milli Eğitim, Kültür ve İçişleri Bakanlıkları olmak üzere, üniversitelerin bilim çevrelerinin, ilgili ve ağırlıklı sivil toplum kuruluşlarının, eğitimcilerin, sosyologların, psikologların, TRT gibi birinci derecede etkili kurumların katılacakları, "Milli Kültür ve Eğitim Kurultayı"nın toplanmasın, bu Kurultayda oluşturulacak ve sürekli görev yapacak "Milli Kültür ve Eğitim Konseyi"nin kurulmasını teklif ediyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Kültürümüzdeki yozlaşma tehlikesinin en acı sonuçları dil konusunda yaşanıyor. Türkçe'miz başta İngilizce olmak üzere yabanca kelimelerin istila tehdidiyle karşı karşıyadır. Hatta bu gelişme sürerse çeyrek yüzyıl sonra Türkçe kelimelerin de yer aldığı melez bir dille konuşma ihtimaliniz söz konusudur.
Başkentimizin en seçkin semtlerinde iş yerlerini isimleri hemen hemen tümüyle yabancı dillerden seçiliyor. Basın ve televizyonlarımız da bu konuya gerekli hassasiyet gösterilmediğinden, bozuk Türkçe kullanılması giderek yaygınlaşıyor.
Milli kültürüne önem veren ve dilin toplum hayatındaki yerini, milletin oluşumundaki etkisini ve rolünü iyi bilen gelişmiş ülkeler, Fransa örneğinde olduğu gibi, yasal önlemler alıyorlar. Bu ülkelerde başta eğitim kurumları ve basın organları olmak üzere, yabancı kelimelerin kullanılmasına yasal olara imkan verilmez. Devlete dilin korunması hususunda denetim yetkisi verilmiş olması son derece doğal karşılanır.
Türkçe'mizin en önemli meselelerinden biri de "yabancı dille eğitim" konusudur. Yabancı dil öğretilmesi elbette gereklidir. Hatta zarurettir. Bunun sağlanabilmesi amacıyla her kademedeki okullarda en ileri teknik araçların kullanılması etkili tedbirler zaman geçirilmeden alınmalıdır. Ancak bazı okullarda ve üniversitelerde eğitim yabancı dille yapılması fevkalade sakıncalıdır. Konu yabancı dil öğrenme ihtiyacının dışına çıkartılarak ciddi bir kültür problemi haline dönüşmektedir. Ülkemizdeki bu uygulamanın örneklerine ancak Dünyanın geri kalmış ülkelerinde yahut sömürgelerde rastlanabilir. Kaldı ki, yabancı dille, eğitim yapma iddiası taşıyan kurumların bir çoğunda, nitelikle öğretmen yahut öğretim üyesi bulunamadığından dersler iyi anlatılmamakta, dolayısıyla eğitim ciddi şekilde aksamaktadır.
Yabanca dilin öğretilmesinin sağlanması, yabancı dille eğitim yapılması anlamına gelmez. Türkçe'mizin melez bir dil olma tehlikesinden arındırmak için ciddi tedbirlerin alınması kesin bir ihtiyaç haline gelmiştir. Gecikilmeden doğacak kayıpların telafisine imkan bulunamayabilir.
Bilgilerinize saygılarımızla sunarız.
Nuri Gürgür
Türk Ocakları Genel Başkan
|
|