TOGM
    
ANA SAYFA | TARİHÇE | TÜZÜK | YAYINLAR | SİTE HARİTASI | İLETİŞİM | ÜYE GİRİŞİ  
Üye Adı
Şifre
Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
UNUTULMAYAN İSİMLER:
 MİLLET MİSTİĞİ (REMZİ OĞUZ İÇİN) >>>

· TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ UFUKLARINDA BİR “ANADOLUCU” : NURETTİN TOPÇU >>>

[ Devamı Unutulmayan İsimler Bölümünde ]
UNUTULMAYAN YAZILAR:
 SULTAN İKİNCİ MEHMET HAN GAAZİ HUZURUNDA >>>

· SÜRÜ ADAMI >>>

[ Devamı Unutulmayan Yazılar Bölümünde ]


[ Yeni Kitaplar ]
Şu an sitede, 9 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
  

     
 .

Cumhurbaşkanı'na Mektup/Türk Dünyası

Sayın Cumhurbaşkanımız,

1912'de kurulduğundan beri TÜRK OCAĞI'nın en önemli düşünce ve faaliyet alanlarından birinin "TÜRK DÜNYASI" olduğu yüksek mâlûmlarıdır. Bu birikimin verdiği cesaretle, ek'te sunduğumuz ve "1996 Türk Ocakları Yıllığı"nda yer alan rapor niteliğindeki bir çalışmaya ilâveten, kısa bir takdim yazısını da takdir ve değerlendirmelerinize ayrıca arzetmeyi görev sayıyoruz.

İlim ve fikir adamlarımızın, üniversitelerimizin, siyaset hayatının ve nihayet diplomasimiz ve önemli servislerimiz dâhil devletimizin temel yönelişlerinde ve ufkunda uzun yıllar ciddî bir yer bulamayan, ihmâl edilen Türk dünyası; komünizmin çöküşü, Sovyet Bloğunun dağılışı ve dünyadaki konjoktürel gelişmeler ve değişmeler sonucunda istiklâline kavuşmuş, sadece Türkiye'yi değil bütün dünya Türklüğünü sevindiren mutlu gelişmelere sahne olmuştur.

Ne var ki, yılların biriktirdiği ihmâller sonucu; gerek bilgi ve tecrübe noksanlığı, gerek yeterli uzman yetiştirilmeyişi, gerek alınması zarurî tedbirlerin vaktinde öngörülmeyişi ve gerekse konuyu millî politika olarak gündemin birinci sırasına koyamayış gibi sebeplerle; çok yüksek bir potansiyel gücün ve olağanüstü imkânın yeterince değerlendirilemediği görülmektedir.

Türkiye Cumhuriyetinin daha ziyade savunma ağırlıklı muhafazakâr ve durağan eski dış politikasını bile cihanşümul bir politika istikametinde zorlayan bu muazzam gücün rakamlarla ifade edilen tablosu gerçekten heyecan vericidir. Sadece Türkiye'nin değil toplam Türk dünyasının küçümsenmez nüfusu, geniş arazisi, siyasî, iktisadî ve kültürel gücü, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri üst üste dizildiğinde ve plânlı bir şekilde müştereken tek istikamette kullanılabildiğinde, "Türkleri dünyanın ilk beş büyük gücü arasına sokabilecek" bir imkânı ihtiva ettiği görülmektedir:

- Dalmaçya kıyılarından Çin ortalarına kadar uzana 11 milyon km2 lik AVRASYA'DA, çeşitli şive ve lehçelerde konuşulan dünyanın yedinci büyük dili Türkçe...

- Dünya siyasetinde eskiden tek devletle temsil edilen ama artık 4,7 milyon km2 üzerinde 7 tam bağımsız devleti ve 3,7 milyon km2 üzerinde de 9 Muhtar Cumhuriyeti olan 200 milyonluk Türkler...

- Toplamı değerlendirildiğinde; petrol, doğalgaz ve elektrik üretiminde, altın dâhil değerli madenlerde, pamuk, buğday, tütün ve diğer tarım ürünlerinde, dünya ekonomisinde büyük pay sahibi, sanayileşmiş, eğitim görmüş, genç, canlı ve üretken bir toplum...

- Zengin bir tarihî miras, yüksek medeniyet kurmuş imparatorluklara dayalı üstün bir devlet geleneği ve insanlığa değerler katmış ve katacak yüksek bir kültür...

Ancak, bu parlak tablonun hayata geçirilmesinde, çeşitli iktidarlar zamanında önemli hamleler gerçekleştirilmiş olmakla beraber, yılların biriktirdiği büyük ihtiyaçlar muvacehesinde yapılanlarla tam tatmin olmanın bizi rehavete sürüklemesi, çağa damgasını vuracak bu dev atılımın tavsaması ve sıradanlaşması istidadı bizleri korkutmaktadır.

Yapılanları küçümsemek elbette mümkün değildir. Dar imkânlarıyla Türkiye hükümetleri pek çok projeyi hayata geçirmiştir ama konunun önemini idrak edenler için daha yapılacak binlerce işin kaldığı görülmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Aleyhimizdeki bâzı gelişmeleri endişelerimizi teyid edici nitelikte görmekte, zât-ı devletlerinin müdahale edeceği seviyede bulunduğunu mütalâa etmekteyiz. Önemlilerinden bâzılarını zikretmek gerekirse:

- Türkiye'nin Türk Cumhuriyetleriyle ve topluluklarıyla ilişkilerinde özellikle son zamanlarda çok ciddî bir soğuma dönemine girildiği gözlenmektedir. İlk yılların sıcak, samimi, heyecanlı, dostâne ve aktif politikası karşılıklı olarak gerilemektedir.

- Devlet Başkanları seviyesinde her yıl gerçekleştirilen Türk Zirvesine bu yıl iki Devlet Başkanı katılmamıştır. Mâzeretleri ne olursa olsun, 6 Başkanın kol kola çektirdiği fotoğraf zedelenmiştir ve sonuç mânidardır.

- Sebebi kimden kaynaklanırsa kaynaklansın; Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile ilişkilerimizde önemli, Kazakistan ve Kırgızistan'la daha az önemli ârızalar zuhur etmiştir. Çözülememiş ciddî meselelerin üzerine cesaretle gidilememektedir.

- Rusya Federasyonunun, eski Sovyet İmparatorluğunu yeniden diriltme teşebbüsleri had safhaya ulaşmıştır. Rus iç politikasındaki ihtiyaca da dayalı olarak gelişen, Rusya iktisadî meselelerini çözdükçe giderek artacak olan, Komünist Partisi, KGB ve Kızılordu eski mensuplarınca da desteklenen bu "şahin" siyasetin, PUTİN'in Cumhurbaşkanlığı döneminde çok hızlandığı görülmektedir.

- Türk Cumhuriyetlerini Rusya ile BDT Anlaşmasını ve müteakiben de Savunma İşbirliği Anlaşmasını imzalamaya zorlayan şartları düzeltecek; tam bağımsızlık iddialarına rağmen kardeşlerimizin bugünkü fiilî yarı bağımsız durumlarını tam bağımsızlığa taşıyacak; güçlü ordularını kurmuş, iç ve dış güvenliklerini kendi başlarına sağlayan, dış politikada istiklâlli, mâlî ve iktisadî yapılarını zamanla Rusya'nın tesir sahasından kurtarmış bir neticeye ulaştıracak cesur teşebbüsler, ne kendileri tarafından, ne de Türkiye tarafından henüz gerçekleştirebilmiştir. Bu konuda müspet gelişmeler beklenirken, aksine bir geriye dönüş müşahede edilmektedir.

- Türkiye hâriç, Türk Cumhuriyetlerinin Başkanları zirve toplantılarında dünya siyasetini ve Türk dünyasının müşterek siyasî menfaatlerini görüşmeye pek istekli değildirler. Ekonomi, mâlî yardım ve kültür ağırlıklı bir gündemi tercih ettikleri, siyasî işbirliğini ürkek karşıladıkları görülmektedir. Kuzey Irak, Kıbrıs, Kafkasya, Afganistan, Balkanlar, Çeçenistan, Karabağ, İran, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek, Kosova v.b. önemli meselelerle, dünyaya karşı müşterek bir politika sergileyememişlerdir. Aksine pek çok konuda Rusya ile birlikte hareket ettikleri gözlenmektedir.

- Aramızda imzalanan 800'ün üstünde ahdî belge, anlaşma ve protokol daha çok iktisadî, mâlî, kültürel, ticarî ve eğitim ağırlıklıdır. Bunlara ilâveten ve asıl lüzumlu olarak siyasî, savunma işbirliği gibi askerî sahalarda da bütün imkânları bir şemsiye altında toplayan; Benelüks, Nordik, Arap Birliği, Avrupa Birliği v.b. örneklerine benzeyen bir "TÜRK DÜNYASI İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI" henüz kurulamamıştır.

- Hayat damarlarımızı diriltecek olan müşterek petrol ve doğalgaz üretimi, bunların boru hatlarıyla nakli ve dünyaya pazarlaması, elektrik enerjisinde tek interkonnekte sisteme bağlanılması, tarihî İpekyolunun demir, kara, hava ve deniz yollarıyla geliştirilerek ihya edilmesi, büyük üretim kalemlerinde Ticarî Birliklerin kurulması, Türk Dünyası Ortak Pazarının teşkili gibi konularda büyük hamleler yapılamamıştır. Yapılan hamlelerden de henüz umulan fiilî sonuç alınabilmiş değildir. Ortada pek çok proje ve anlaşma olmakla birlikte gerçekleşme nispeti ümit kırıcıdır. Bütün gelişmelere rağmen, Türkiye'nin ve diğer Türk Cumhuriyetlerinin ticaret hacmi içindeki karşılıklı nisbetleri çok düşüktür.

- Türk Cumhuriyetleriyle ilgili bu genel tespitlere ilâveten, henüz bağımsızlığına kavuşmamış Türk topluluklarının durumunda da gözle görülür bir iyileşme olmadığı, son zamanlarda bilakis gerileme bulunduğu müşahede edilmektedir. Irak Türkmenleri, Doğu Türkistan'daki Uygur Türkleri, Afganistan Türkleri, İran Türkleri v.b. Türk topluluklarının ve insan haklarıyla ilgili çağdaş kaidelere aykırı baskı rejimleri içinde yaşayan diğer kardeşlerimizin, varlıklarını sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları desteği Türkiye'den yeterince göremedikleri anlaşılmaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Teferruatla kıymetli vaktinizi almak istemiyoruz. Yapılanlar, yapılamayanlar, yarım kalanlar, bundan sonra yapılması gerekenler özet raporumuzda arz edilmiştir. Arzu ve emir buyurularsa daha geniş bir hazırlık yapmayı da kendimize millî bir görev addederiz.

Bu kısa arzımızdaki ana maksadımız, esasen zât-ı devletlerince çok iyi bilinen konudaki endişelerimizi satır başlarıyla hatırlatmak ve yeni bir hamlenin ancak şahsî talimatlarınızla başlatılabileceği ve yakın tâkibinizle sonuçlanabileceği gerçeğini dile getirmekten ibarettir.

Geçmiş tecrübeler göstermiştir ki:

- Türk Cumhuriyetleri henüz tam bir devlet geleneği, müesseseleşme ve demokratikleşme kalıbına girememiştir. Hemen bütün işler Devlet Başkanlarının inhisarında ve yönetimdedir. Marksist dönemden kalan idare alışkanlıklarını ve geleneklerini tam değiştirebilmiş değildirler. Çağdaş devlet yönetimine geçiş zaman alacak gibidir. Bu bakımdan hükümetlerin, bakanların, üst yöneticilerin ve diplomatların resmî ilişkilerinden ziyade , Devlet Başkanları arasında kurulacak kardeşçe, sıcak ve samimi ikili ilişkiler ve dostluklar ön plâna çıkmakta ve asıl müessiriyeti sağlamaktadır.

- Hariciyemizin ve diplomatlarımızın; çok bilgi, çok sabır, çok gayret, sevgi ve ihtimam isteyen bu özel uslûba geçerken, zât-ı âlilerinin destek ve teşvikine ihtiyaç duyacakları tabiidir. Diğer devletlere uygulanabilir diplomasi kurallarının kardeşlerimiz için geçerli olmadığını; anlaşmaların kuru satırlarına kardeşlilik hukukunu, kalbî bir sevgiyi, sınırsız tahammülü eklemek gerektiğini; resmî görüşmelerde çözülemeyen meselelerin çoğu kere dostâne özel bir sohbette hâlledildiğini; muhataplarımızın bazı tavırlarına mâzeret olarak sığınamayacağımızı; (Kat'iyen ağabeylik taslamadan) ama gerçek ağabeyliğin hoş görüsüne dayalı sevgimizden hiçbir zaman vazgeçmememiz gerektiğini durmaksızın telkin etme görevi de büyük nisbette zât-ı devletlerinin omuzlarındadır.

- Ayrıca, artık gerçek bir dünya devleti olduğu, güçlendiği ve zenginleştiği için ve Türk Cumhuriyetlerinin de zuhuru ile cihanşümul bir politikaya adım atan Türkiye'nin; siyasîleri, üst yöneticileri ve diplomatlarıyla yeni büyük ufuklara taşınmasında ve bu politikanın omurgasını Türk dünyası temel hedefleri etrafında şekillendirmekte de başlıca görev zât-ı âlilerinin olmaktadır.

- Hükümetlerimizin yoğun iç ve dış meselelerle boğuşurken zaman zaman ihmâle uğratabileceği Türk dünyası meselelerinin kat'i tâlimatlara bağlanması, bir merkezden koordine edilmesi ve yönlendirilmesi, istikrarlı ve partiler üstü bir millî politika tespiti ve yürütülmesi, sonuçlarının yakın tâkibi, hükümetlere, üst yöneticilere ve diplomatlara yeniden bir şevk ve heyecan kazandırılması, küllenen inançların diriltilmesi gibi konularda, Devletimizin başı ve Türk dünyasının nâzımı sıfatıyla zât-ı devletlerinin rolü çok büyük olacaktır.


Bu bakımlardan yükünüzün ne kadar ağır olacağı ama tarihimizi değiştirecek bu dev inkılâptaki şerefinizin de ne kadar yüksek olacağı şimdiden bellidir.

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Türk dünyası ile ilgili olarak bugüne kadar yapılanlara ilâveten bundan sonra yapılması gerekecek en önemli hususlardaki kanaatlerimizi, sadece satır başlarıyla arz etmek istiyoruz:

- Yapılacak işleri tek merkezden plânlamak, yürütmek, çeşitli dağınık birimleri koordine etmek ve sonuçları tâkip etmek üzere; Başbakanlığa bağlı ve bir Devlet Bakanının uhdesine tevdi edilecek şekilde " TÜRK DÜNYASI MÜSTEŞARLIĞI " kurulmalı; TİKA da bu Müsteşarlığa bağlanmalı, uzman personel ve geniş bütçe imkânlarıyla teçhiz edilmelidir.

- Türk Cumhuriyetleri arasında "TÜRK DÜNYASI İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI" gecikilmeksizin kurulmalıdır. Bu teşkilâtın Devlet Başkanlarından müteşekkil Zirvesi, ilgili Bakanlardan müteşekkil Bakanlar Kurulu, eşit adette milletvekilinden müteşekkil Meclisi, Yüksek Adalet Divanı ve önemli konular için Çalışma Grupları olmalıdır.

- Türk Cumhuriyetleriyle Siyasî İşbirliği Anlaşmaları yapılmalı, ayrıca ve çok önemli olarak Savunma ve Güvenlik İşbirliği Anlaşmaları imzalanmalı, ordularını ve polis teşkilâtlarını geliştirmeleri için geniş destek verilmelidir.

- Petrol ve doğalgaz üretiminde, boru hatlarıyla naklinde ve dünyaya pazarlanmasında müştereken hareket edilmeli, yabancı sermayenin ve Türkiye'nin de iştirakiyle büyük şirketler kurulmalı, Bakü-Ceyhan boru hattı muhakkak gerçekleştirilmelidir.

- Bütün Cumhuriyetlerdeki ve Türkiye'deki elektrik enerjisi aynı interkonnekte sisteme bağlanmalıdır.

- Sanayide, enerjide, madencilikte ve tarımda; üretimden nakle ve pazarlamaya kadar müşterek Birlikler ve şirketler kurulmalıdır.

- Türk Dünyası Ortak Pazarı, Sermaye Piyasası Birliği, Bankalar Birliği v.b. yüzlerce müşterek teşebbüs gerçekleştirilmelidir.

- Cumhuriyetlere destek verici ve oralarda iş yapan müteşebbis ve tüccarları teşvik edici tedbirler artırılmalı, EKSİMBANK kredisi "ülke riski" şekline dönüştürülerek artırılmalıdır.

- Tarihî "İPEKYOLU"; (her ülkenin kendi sorumluluk alanı içinde olan kısmı kendisi tarafından) otoyol şeklinde karayolu olarak ihya edilmeli; ayrıca demiryolu, deniz, nehir ve havayolu ağı ile de gelişmiş bir ulaşım sağlanmalıdır.

- Akdedilen anlaşmalara tam riayet sağlanmalı ve uygulama yakından tâkip edilmelidir.

- Gerek Türkiye'de ve gerekse bu ülkelerde konu ile görevlendirilecek Büyükelçiler dahil bütün memurlar Türk dünyasını çok iyi bilen, benimseyen ve seven kişilerden özenle seçilmeli ve belli bir özel eğitimden sonra vazifelendirilmelidir.

- Aramızdaki iletişim ağı geliştirilmeli, ayrıca AVRASYA Televizyonu kuruluş amacına uygun ve daha güçlü hâle getirilmelidir.

- Öğrenci getirme projesine ve eğitim işbirliğine hız kesmeden devam edilmeli, uygulamadaki aksaklıklar âcilen giderilmelidir.

- Müşterek Üniversiteler olarak teşkil edilen A. YESEVİ ve MANAS Üniversitelerine yenileri eklenmeli; bu ülkelerde eğitim kurumu açacak gönüllü kuruluşlar, düzgün bir denetim şartıyla teşvik edilmelidir.

- Münasebetlerimizin temelini teşkil eden kültür işbirliğini artırıcı, zenginleştirici ve güçlendirici bütün tedbirlere tevessül edilmeli; başlayan kıymetli çalışmalar soğutulmadan yürütülmeli, TÜRKSOY her bakımdan takviye edilmelidir.

- Başka güçlerin menfi etkisine imkân vermeyecek şekilde, dinî yardım ve işbirliğine hız verilmeli, cami yapım faaliyetleri artırılarak devam etmelidir.

- Oralardaki tarihî Türk eserlerinin aslına uygun onarımına kaldığı yerden devam edilmeli, programa yeni eserler ilâve edilmelidir.

- Cumhuriyetlerin Latin alfabesine geçişini süratlendirmek için geniş destek verilmeli, teknik teçhizat ihtiyacı karşılanmalıdır.

- Bâzı dersler için öngörülen ve bir hayli mesafe kat edilen, eğitimde müfredat ve ders kitabı birliğini sağlayacak teşebbüse kaldığı yerden devam edilmelidir.

- Türkiye'de diğer Türk lehçelerini, Cumhuriyetlerde ise Türkiye Türkçe'sini öğreten eğitim merkezleri ve kurslar geliştirilmeli, artırılmalı, bu konuda gönüllü kuruluşlar da teşvik edilmelidir.


Sayın Cumhurbaşkanımız,

Bizleri endişelendiren ve ilişkileri soğutan menfî şartları tersyüz edecek, hamleyi yeniden başlatacak, bütün Türk dünyasına şevk ve güven kazandıracak, Rusya'nın Putin eliyle hızlandırdığı atağa karşı atakla cevap verecek bir büyük soluğu milletimiz haklı olarak sizden beklemektedir. Buna muktedir olduğunuzdan eminiz.

Bugüne kadar taş taş üstüne konularak örülen temelin yıkılmaması, hizmetlere yeni hizmetler eklenmesi ve binanın tamamlanması sizin şüphe duymadığımız dirayetinize bağlıdır.

Konunun günübirlik siyasî tartışmaları aşan hayatî önemi ve partiler üstü millî bir siyaset oluşu, bütün unsur ve müesseseleriyle devletin, yâni onu temsilen zât-ı âlilerinin meseleye el koymasını zarurî kılmaktadır.

Cumhurbaşkanı olarak ilk yurtdışı gezinizi Türk Cumhuriyetlerine yapmanızın, çok müspet bir başlangıç olarak Türk dünyasına ve Türkiye'ye gerekli işareti vereceğini düşünüyoruz.

Ayrıca, konuyla ilgili bütün resmî birimleri ve gönüllü kuruluşları başkanlığınızda toplayarak vereceğiniz tâlimatlar ve çizeceğiniz çerçeve ile çalışmaların yeni bir ümit ışığına gark olacağı şüphesizdir.

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Bu arzımızı; size bildiklerinizi söylemek, görevlerinizi hatırlatmak ve tavsiyelerde bulunmak gibi basit bir çerçevede mütalâa etmeyeceğinizden eminiz. Böyle bir üslûbun Türk Ocağı'na yakışmayacağını elbette takdir edersiniz. Bu güvenin cesaretiyle takdimde bulunduk.

Türk Ocaklarının 88 yıllık tarihi, başkaca önemli görevlerine ilâveten, TÜRK DÜNYASI için düşünmekle, çalışmakla, konuşmakla, yazmakla geçmiştir. Son derece titiz ve duyarlı olduğumuz, ihtisas alanımızda gördüğümüz ve müsaade buyurularsa fikrî donanıma en yüksek seviyede sahip olduğumuzu düşündüğümüz bir konuda, endişelerimizi ve düşüncelerimizi sizinle paylaşmaktan başka bir amacımız yoktur.

Yirmi birinci asrı gerçekten TÜRK ASRI yapacak büyük hamlenin, kardeşlerimizin istiklâlini kazandığı başlangıç dönemindeki inanç ve heyecanlara yeniden dönmekle ve konunun önemini tam idrak etmiş kadroların üstün gayretleriyle başarıya ulaşacağı ve bütün bunların ise zât-ı devletlerinin yakacağı ışığa bağlı bulunduğu istikametindeki kanaatimizi tekraren belirtir, başarılı olacağından emin bulunduğumuz üstün gayretlerinizde Tanrının yardımlarını diler, daima emrinizde olduğumuzu arz ederiz.

Saygılarımızla...

Nuri Gürgür
Türk Ocakları Genel Başkanı

 






 

  
GENEL BAŞKANDAN
RUSYA’NIN JEOPOLİTİK ATAĞI
Nuri Gürgür
12 Ağustos 2008
Nuri GÜRGÜR

Kafkasya’da uzun zamandır hüküm süren gerginliğin ve hâkimiyet mücadelesinin sonunda savaşa dönüşeceği belliydi. Sovyetler’in dağılmasıyla kurulan Rusya federasyonu 90’lı yılların başında zor bir dönem yaşıyordu. Bölge üzerindeki etkinliğini kaybetmiş, ağır ekonomik ve sosyal problemlerle yüz yüze kalmıştı; ayakta kalma mücadelesi veriyordu. Birkaç yıl süren bu dönem, Putin’in iş başına gelmesinden sonra değişmeye başladı. Petrol fiyatlarının hızlı yükselişi ve doğalgaz pazarının süratle genişlemesi neticesinde ekonomisini toparlamaya başladı. Putin yönetimi malî durumun düzelmesine paralel olarak, bir süredir askıya alınan Rusya’nın geleneksel emperyal politikalarını yeniden gündemine aldı.  
>>>
FİKİR MEYDANI
ETNİSİTE VE MİLLİYET TARTIŞMALARI
Prof. Dr. Orhan KAVUNCU
İnternet’te e-yediklim diye bir iletişim grubu var; edebiyatçı arkadaşların çoğunlukta olduğu bir grup. Buradaki tartışmaları çoğu zaman takdirle ve severek izliyorum. Kaliteli yazışmalar oluyor. Geçenlerde yine bir konu tartışılıyordu. Fark ettiğim zaman tartışma epey bir noktaya gelmişti. Anlaşılan bazı arkadaşlar Yusuf hocanın Türk Tarih Kurumu Başkanlığından alınmış olmasını tenkit ediyor. Diğer bazıları da bu tenkitlere karşı çıkıyordu. Tartışmanın başlığı Yusuf Halaçoğlu idi ama Yusuf hoca konusu tartışmanın içinde kaybolmuştu. >>>

[ Devamı Fikir Meydanı Bölümünde ]
ÇEŞİTLEME
DOKUZ ŞEHİT’İN ARDINDAN
Eyüp Avcı (Akademik Çalışma Grubu Üyesi)
Çevresinde olanlara anlam veremiyordu. Bu kadar büyük bir kalabalık neden toplanmıştı. Bu hepsi aynı giyimli amcalar kimlerdi. Neden herkes ağlıyordu. Ağlamak bebeklere mahsus bir şey değil miydi? Bu bayrağa sarılı sıra sıra duran şeylerde neyin nesiydi. Evlerinin duvarında da vardı bayrak ama hiç bu kadar bayrağı bir arada görmemişti. >>>

[ Devamı Çesitleme Bölümünde ]
RÖPORTAJ
ATATÜRK ULUSALCI DEĞİL MİLLİYETÇİYDİ
Zaman Gazetesinde Doç. Dr. Vedat Bilgin ile yapılan Röportaj
">Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Vedat Bilgin röportajın ilk bölümünde Ergenekon sürecini Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve istihbaratın desteklediğini, davayla birlikte yargının da ilk kez demokrasiye sahip çıktığının altını çizmişti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin danışmanlığını da yapan Bilgin bugün ise ulusalcılık ve milliyetçilik ayrımını yapıyor. "Atatürk milliyetçidir, çünkü egemenliği savunmuş, Büyük Millet Meclisi'ni kurmuştur." diyen Bilgin ulusalcıların Meclis'i kapatmak istediklerine dikkat çekiyor ve ekliyor: "Ulusalcıların Atatürk'te bir ulusalcılık keşfetme çabaları boşunadır." >>>

[ Devamı Röportaj Bölümünde ]
MAKALELER
TÜRK YURDU OKULLARI
TÜRK OCAKLARINDAN HABERLER
TÜRK DÜNYASINDAN HABERLER
  
Türkocağı Caddesi, Prof. Dr. Osman Turan Sokağı Nu:1 Balgat / ANKARA
Tel: (0312) 284 35 90 - 94 Belgegeçer: 284 31 23
(e-posta: turkocagi@turkocagi.org.tr) www.turkocagi.org.tr