TOGM
    
ANA SAYFA | TARİHÇE | TÜZÜK | YAYINLAR | SİTE HARİTASI | İLETİŞİM | ÜYE GİRİŞİ  
Üye Adı
Şifre
Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
UNUTULMAYAN İSİMLER:
 MİLLET MİSTİĞİ (REMZİ OĞUZ İÇİN) >>>

· TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ UFUKLARINDA BİR “ANADOLUCU” : NURETTİN TOPÇU >>>

[ Devamı Unutulmayan İsimler Bölümünde ]
UNUTULMAYAN YAZILAR:
 SULTAN İKİNCİ MEHMET HAN GAAZİ HUZURUNDA >>>

· SÜRÜ ADAMI >>>

[ Devamı Unutulmayan Yazılar Bölümünde ]


[ Yeni Kitaplar ]
Şu an sitede, 9 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
  

     
 .

Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri GÜRGÜR'ün TRT Yayınlarıyla İlgili Olarak TRT Genel Müdürü Yücel Yener'e Mektubu
(1 Şubat 1999)


29.1. 1999 Cuma günü saat 21.30 dan itibaren TRT - 2 kanalında yayınlanan "Dünyaya açılan pencere" isimli programın mahiyetinden haberdar mısınız, bilmiyorum?

Bilginizin olup olmamasının TRT Genel Müdürü sıfatıyla sorumluluğunuzu değiştirmeyeceği açıktır. Ancak söz konusu programı mutlaka izlemenizi ve sıfatınız bir yana, bir Türk münevveri olarak böylesine ideolojik kurgu yüklü bir yayının bir Devlet kurumunun imkânlarıyla nasıl olup da bu derece fütursuzca, pervarsızca yapılabildiğini görmenizi isterdik.

Hemen belirteyim ki, TRT'nin bu doğrultudaki yayını bundan ibaret değildir. Başta TRT - 2 olmak üzere çeşitli kanallardan yapılan neşriyatın gün geçtikçe solcu düşünce ve ideolojiklerin etkisi altında kaldığı görülüyor ve bu durum özellikle kültür ve sanat programlarında daha bariz bir hâl alıyor. Kurumun kuruluş ve işleyiş ilkelerini belirleyen mevzuatın buna izin vermemsine rağmen, doğrudan yönetim tercihlerinden kaynaklanan bu gelişme, TRT'nin üzerine gittikçe yoğunlaşan bir örtü hâlinde kaplamakta, bir Devlet kurumu göz göre göre, fiilî durum yaratılmak suretiyle, solun propaganda ve ajitasyon âleti durumuna dönüştürülmektedir.

Bunun son bir örneğini yukarıda zikrettiğim programda elem duyarak, esef ederek müşahede ettik. Burada sözde Cumhuriyetin 75. nci yıldönümü vesile edilerek birer "Cumhuriyet kurumu" oldukları gerekçesiyle Halk Evleri ve Köy Enstitüleri konuları seçilmiştir. Konuşmalar esnasında bu doğrultudaki yayının önümüzdeki haftalarda da sürdürüleceği kemal-i iftiharla açıklandığına göre, TRT yetkilileri sol ajitasyon çalışmalarını düzenli şekilde devam ettirmek niyetinde görünüyorlar.

Sayın YENER;

Türkiye'de siyasî ve sosyal konulardaki münakaşa ve mücadeleleri takip eden herkes bilir ki; Halk Evleri ve Köy Enstitüleri, sosyal demokratlardan, marksistlere, Stalin'cilerden, Mao'culara kadar solcu yelpazenin her nüansının vazgeçilmez konuları ve romantik tutkularıdır. Bunların hangi gerekçelerle "Cumhuriyet'in kurumları" adıyla TRT tarafından yüceltildiğini biz anlamıyoruz; sizin de ikna edici bir gerekçenizin olabildiğini sanmıyoruz. Bu durumda, birileri kendi düşüncelerinin propagandası için TRT'yi âlet ediyor, Genel Müdür sıfatınızla siz de durumu kabullenme mevkiinde kalıyorsunuz demektir. Bu tablodan hoşnut olup olmamanız şüphesiz kendi tercihinizdir; ancak toplumda solcular gibi düşünmeyen, onlarla çok farklı hüküm ve tespitlere sahip insanların varlığını dikkate almak, hem görev sorumluluğunun bir gereği hem de demokratik nizâmın asgari şartıdır.

Sayın YENER;

Bu programın yapımcısı olduğunu öğrendiğim ve kendisine ancak yayından sonra ulaşabildiğim Sayın Filiz OZANKAYA'ya telefonda bâzı sorularım oldu. Kurumun en yetkili kişisi olarak bu sorularımı size de yöneltmeyi zaruri görüyorum:

1- "Cumhuriyet'in kurumları" olmak sadece Halk Evleri ile Köy Enstitülerine münhasır bir imtiyaz mıdır?

Türkiye Devleti'nin kuruluş felsefesini temsil eden, Millî Devletin vücut bulmasındaki rolü ve etkisinin dışında, 1912-1931 yılları arasındaki esas yapılanma döneminin en etkili kültür kurumu ve rejimin sivil toplum teşkilâtı hüviyetine sahip "Türk Ocakları" objektif ve ciddî bir program anlayışı çerçevesinde nasıl gözardı edilebilir?

2- halk Evleri ve Köy Enstitüleri'nin lehinde olduğu kadar aleyhlerinde de çok şeyler söyleyip yazılmasına rağmen, böyle bir programda hep yandaşların toplanması garip değil mi? Kaldı ki kültür, eğitim ve düşünce hayatımızın bunlarla sembolize edilmesine yönelik yorum ve izâhlar, solcu ve Marksist bir bakış tarzının eseridir. Yakın tarihimizin böyle bir perspektife tâbi kılınarak çarpıtılması TRT'nin yayıncılık ilkelerinin fütûrsuzca çiğnenmesi anlamını taşımıyor mı?

3- Sayın Ozankaya yapımının münakaşa ve tartışma ortamı mahiyetinde olmadığını telefonda ısrarla vurguladı. Bu durum da daha da garip bir tablo ortaya çıkıyor; Devlet imkanları sadece ve sadece belirli bir görüşe açık tutulmak suretiyle ideolojik ambargo uygulanıyor. Bu program dahil olmak üzere, bu kabil platformlarda demokrat ve özgür düşünce ortamı özlemi sık sık vurgulanıyor. Bu evrensel değerler yalnız solcu fikirlerin çeşitli versiyonlarının yararlanabilecekleri bir özel tahsis alanı mıdır?

Hem demokrat olma iddiasında olacaksınız, hem de tarih, kültür ve sosyal konularda farklı düşünce sahiplerinin kapılarınızı sımsıkı kapatacaksınız! Bunun objektiflik, bilimsellik ve özgür düşünce gibi kılıflarla kapatılmayacak etik bir aykırılık teşkil ettiği aşikârdır. Bunun tipik tezahürü Halk Evleri, Türk Ocakları'na karşı ulu orta savunulurken, Türk Ocağı yetkililerinin görüşlerinin sorulması gibi asgari nezâket ölçülerinin dahi hatırlanmayışıdır.

Bu iki kurumun yakın tarihimizdeki yerleri, hüviyetleri ve çalışma üslûpları bir yana, özellikle Halk Evleri'nin son dönemlerdeki konumu, ortadadır. Bu kuruluşun pankart ve flamalarının, Marksist komünist, ve PKK yandaşlarının tanzim ettikleri Devlet ve düzen aleyhtarı gösterilerindeki resimleri çeşitli gazetelerde yayınlanmıştır. Bunları, ilgili yayın organlarından isterseniz siz de temin edebilirsiniz. Ancak bu görüntüler yönetmenlerinizi rahatsız etmiyor ki, böyle bir programı hazırlayıp sunmakla mahzur görmüyorlar.

Sayın YENER; bu tarz ve muhtevâda, yayımlarla TRT'de bir kesimin fikri ve siyasi propagandasını yapmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Çünkü bu kurum bütün toplumun müşterek malıdır; özel bir kuruluş, şahsi bir mekân ve çiftlik değildir. TRT Genel Müdüründen, başlayarak Kurumun bütün yetkili kişi ve makamlarının mevzuatın öngördüğü tarafsız yayıncılık ilkelerine ve Cumhuriyetin "Yüksek Türk kahramanlığı ve Milli Kültüre" müstenid olduğu şeklindeki kesin tespitlerini unutarak, yahut unutturarak, bir kısım ilkelerini şahsi düşüncelerini ve ideolojik kalıplarına göre yorumlayarak icraat yapmak verilen yetkilerin sorumsuzca aşılması anlamı taşır.

Özellikle TRT-2 de hazırlanan kültür ve sanat programlarındaki kitap tanıtma programları, sohbetler dahil, Türk Milliyetçisi olmak; milli kültür savunmak, derin bir mahkumiyet anlamı taşımaktadır. Bu düşünce sahipleri görmezlikten gelinir, neşriyatları, faaliyetleri zikre değer bulunmaz; adeta düşünme özürlüler ve toplumsal parya muamelesine müstahak sayılırlar.

Başka bir ifadeyle TRT'nin makûl fikir ve sanat adamı ölçülerine uygun görebilmek için solcu olmak asgari şarttır, zarurettir.

Bu hükümlerin hiç de abartılı olmadığı, özellikle TRT-'nin kültür ve san'at adına yaptığı programların isim ve muhteva olarak objektif bir dökümünün yapılması hâlinde rahatlıkla görebilir.
Genel Müdür sıfatıyla sizin yaptıracağınız araştırma ve tespitin bizi teyid edeceğinden eminiz. Bunun yapılmasının, sorumluluk icabı olduğu kadar, fikri ve manevi bir vecibe olduğu kanaatindeyiz. Çünkü bütün modernleşme tarihimizde müstemleke aydını zihniyetiyle hareket eden, toplumun inançlarına, değerlerine, milli kültüre karşı olmayı ilericilik, demokratik ve halkçılık sayan insanlar hep var olmuştur. Bu gün de mevcudiyetlerini yadırgamıyoruz. Ancak bunların, Milli Devleti, milliyetçi zihniyet ve anlayışla kuran Atatürk'e, esas hüviyetinin dışında anlamlar yüklemeye çalışarak, ideolojik yapılarına elverişli zemin hazırlamaya matuf çabalarında TRT'yi vasıta yapmalarının haklı ve mâkul bir tarafını göremiyoruz ve tutumu Atatürk'e yapılan büyük bir saygısızlık olarak nitelendiriyoruz.

Sayın YENER;
Size bu mektubumuzu bir TRT programında 87 yıllık milli bir kültür kurumu olan Türk Ocakları'na karşı yapılmış haksızlığın şikâyetçisi olarak değil; bundan çok ötede bu milli kurumu zihni plânda fiili bir işgale tabi tutmaya çalışan düşünce ve zihniyete karşı uyarmak ve göreve çağırmak maksadıyla yazıyoruz.
Cumhuriyetimizin bütün ilkeleriyle tam ve eksiksiz olarak, daha da önemlisi sol ideolojik yorumlarla çarptırılmadan, bilimin objektiflik kurallarına uygun bir tarzda benimsenmesi için, TRT'nin, solcu ideolojilerin sistemli şekilde propagandasının, tanıtımının yapıldığı "tahsisli alan" olmaktan kurtarılması en bütün dileğimizdir.

Saygılarımla.

  
GENEL BAŞKANDAN
RUSYA’NIN JEOPOLİTİK ATAĞI
Nuri Gürgür
12 Ağustos 2008
Nuri GÜRGÜR

Kafkasya’da uzun zamandır hüküm süren gerginliğin ve hâkimiyet mücadelesinin sonunda savaşa dönüşeceği belliydi. Sovyetler’in dağılmasıyla kurulan Rusya federasyonu 90’lı yılların başında zor bir dönem yaşıyordu. Bölge üzerindeki etkinliğini kaybetmiş, ağır ekonomik ve sosyal problemlerle yüz yüze kalmıştı; ayakta kalma mücadelesi veriyordu. Birkaç yıl süren bu dönem, Putin’in iş başına gelmesinden sonra değişmeye başladı. Petrol fiyatlarının hızlı yükselişi ve doğalgaz pazarının süratle genişlemesi neticesinde ekonomisini toparlamaya başladı. Putin yönetimi malî durumun düzelmesine paralel olarak, bir süredir askıya alınan Rusya’nın geleneksel emperyal politikalarını yeniden gündemine aldı.  
>>>
FİKİR MEYDANI
ETNİSİTE VE MİLLİYET TARTIŞMALARI
Prof. Dr. Orhan KAVUNCU
İnternet’te e-yediklim diye bir iletişim grubu var; edebiyatçı arkadaşların çoğunlukta olduğu bir grup. Buradaki tartışmaları çoğu zaman takdirle ve severek izliyorum. Kaliteli yazışmalar oluyor. Geçenlerde yine bir konu tartışılıyordu. Fark ettiğim zaman tartışma epey bir noktaya gelmişti. Anlaşılan bazı arkadaşlar Yusuf hocanın Türk Tarih Kurumu Başkanlığından alınmış olmasını tenkit ediyor. Diğer bazıları da bu tenkitlere karşı çıkıyordu. Tartışmanın başlığı Yusuf Halaçoğlu idi ama Yusuf hoca konusu tartışmanın içinde kaybolmuştu. >>>

[ Devamı Fikir Meydanı Bölümünde ]
ÇEŞİTLEME
DOKUZ ŞEHİT’İN ARDINDAN
Eyüp Avcı (Akademik Çalışma Grubu Üyesi)
Çevresinde olanlara anlam veremiyordu. Bu kadar büyük bir kalabalık neden toplanmıştı. Bu hepsi aynı giyimli amcalar kimlerdi. Neden herkes ağlıyordu. Ağlamak bebeklere mahsus bir şey değil miydi? Bu bayrağa sarılı sıra sıra duran şeylerde neyin nesiydi. Evlerinin duvarında da vardı bayrak ama hiç bu kadar bayrağı bir arada görmemişti. >>>

[ Devamı Çesitleme Bölümünde ]
RÖPORTAJ
ATATÜRK ULUSALCI DEĞİL MİLLİYETÇİYDİ
Zaman Gazetesinde Doç. Dr. Vedat Bilgin ile yapılan Röportaj
">Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Vedat Bilgin röportajın ilk bölümünde Ergenekon sürecini Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve istihbaratın desteklediğini, davayla birlikte yargının da ilk kez demokrasiye sahip çıktığının altını çizmişti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin danışmanlığını da yapan Bilgin bugün ise ulusalcılık ve milliyetçilik ayrımını yapıyor. "Atatürk milliyetçidir, çünkü egemenliği savunmuş, Büyük Millet Meclisi'ni kurmuştur." diyen Bilgin ulusalcıların Meclis'i kapatmak istediklerine dikkat çekiyor ve ekliyor: "Ulusalcıların Atatürk'te bir ulusalcılık keşfetme çabaları boşunadır." >>>

[ Devamı Röportaj Bölümünde ]
MAKALELER
TÜRK YURDU OKULLARI
TÜRK OCAKLARINDAN HABERLER
TÜRK DÜNYASINDAN HABERLER
  
Türkocağı Caddesi, Prof. Dr. Osman Turan Sokağı Nu:1 Balgat / ANKARA
Tel: (0312) 284 35 90 - 94 Belgegeçer: 284 31 23
(e-posta: turkocagi@turkocagi.org.tr) www.turkocagi.org.tr