Duyurular
Tümü
Tarihte Bugün
  • 22.08.1981 Ülkücü İsmet Şahin’in Vefatı
  • 22.08.2000 Elçibey’in Vefatı

Şüphesiz ki başlığında eğitim içeren her yazının içinde mutlaka bir eğitim tanımı bulunuyor. Ancak bu yazıda mesele, eğitimin tanımını yapmak değil, süre gelen yazı boyunca eğitime yeni bir tanım kazandırmaktır. Değinmek istediğimiz nokta itibariyle eğitime bir tanım kazandırırken bugüne kadar gelmiş klasik fikirlerden (maalesef henüz düzgün bir biçimde çalıştığına inanmadığımız) yararlanmayacağız. Tam aksine eğitimi, yeni bir bakışla, yeni bir kalıba oturtmaya çalışacağız.

 

Yıllardır, özel yahut devlet kurumları fark etmeksizin "Eğitim ve Toplum" yasasını tekrar ediyoruz. Öğrenciye anaokulundan başlayıp liseye kadar zorunlu eğitim veriyoruz. Her ne kadar yasada zorunlu olmasa da bugünkü dünya ve aile baskısıyla çocuğa lisans eğitimini de zorunlu kılıyoruz. Öğrenci eğitimi alıyor, kendini geliştiriyor ve şunu demeye hak kazanıyor; "Topluma fayda sağlamaya hazırım. Şimdi kendime soruyorum, hangi topluma? Ailemin ve kendimin doğup büyüdüğü kutsal Türkiye Cumhuriyeti toplumuna mı? Yoksa daha iyi olanak ve kazanç sağlayan topluma mı?”

 

Bunun sorumlusu olarak düşündüğümüz şu hatalara bir bakalım:

1- Öğrenci yıllarca toplum için eğitim denilerek eğitildi lakin hangi toplum için olması gerektiği söylenmedi.

2- Eğitimden sorumlu (!) devletin yeterli imkan sağlamaması.

3- Eğitimden sorumlu (!) devletin eğitim gücünü yavaş yavaş özele devretmeye çalışması.

4- "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın, devleti yaşat ki insan yaşasın." modelinin uygulanamaması (!).

Şimdi bu problemleri tek tek ele alarak bunları detaylandıralım ve çözümü olabilecek yolları sorgulayalım.

 

1- Öğrenci anaokulundan başlıyor, lise sona kadar devletin kontrolünde, devlet tarafından basılan ders kitapları ile eğitim görüyor. Öğrenci mezun oluyor, ortam ve aile baskısı ile üniversite kazanıyor (Bir amaç uğruna istediği bölüm için çalışıp kazanan öğrenciler hariç). Herhangi bir alandan mezun olduktan sonra yazının başında da dile getirdiğimiz gibi "Topluma hizmet etmeye hazır hale geldim, ama hangi topluma?" diye soruyor kendine. Eğer bu öğrenci milli şuur ve bilincini kendi çabasıyla araştırarak, çalışarak geliştirdiyse vatanına hizmet etmek uğruna çalışıyor. Ama öğrencilik hayatı boyunca devletin temin ettiği kitaplarla yetindiyse, para için her türlü yolu mübah görür. Şimdi çoğu kişinin sadece lafta uyguladığı şu amaca gelelim. Bizler Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’ndeki eğitimin ideolojik amacı Atatürk ilke ve inkılaplarını yaşatmak, yeni nesillere aktarmaktır. Atatürk ilkelerine bir göz atalım:

 

1- Cumhuriyetçilik

2- Halkçılık

3- İnkılapçılık

4- Milliyetçilik

5- Devletçilik

6- Laiklik

 

Şimdi 4. ve 5. ilkeye dikkat kesilelim ve soruyu yöneltelim: Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitimin ideolojik amacına uygun eğitim veriyorsak neden okumakta ve mezun olan öğrencilerde Devletçilik ve Milliyetçilik ilkesinden kırıntı yok? Cevabı çok basit. Bu ülkede Decroly felsefesi uygulanıyor da bizim mi haberimiz yok? Sorunun cevabı devletin eğitime verdiği önemin düşüklüğü ve müfredattan sorumlu kişilerin bu ideolojik amaçtan bihaber olması. Decroly felsefesi sorusuna gelirsek, eğer Türkiye'de bu felsefe uygulanıyor ve öğretmen otursun, öğrenci yürüsüncülük varsa bunun cevabı ilk sorunun cevabı ile aynıdır. Çözüm mü? Tamamen milli bir müfredat, milli şuura sahip öğretmenler, milli şuuru güçlendirecek politikalar!

 

2- Her ne kadar yetiştirdiğimiz insanlar milli şuura sahip olsa da, vatanı uğruna ölecek kadar sevse de, maalesef yetersiz imkânlardan dolayı mesleğini ve emeğini heba etmemek için ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor. Hemen aklımıza "İman varsa imkan vardır." sözü geliyor. Evet doğru lakin kayırma ve dayıcılık sistemi ile bir yapıda her zaman herkes istediği, olması gerektiği konuma gelemiyor. Peki devlet neden yeterli imkan sağlamıyor?:

 

a.Sabit Fikircilik

b.Ne gerek varcılık

c.Zaten bulunmuşçuluk/araştırılmışçılık

 

A- Biri ortaya yeni bir fikri attığında bu kavramın bağlı olduğu alanda zaten önceden verilmiş bir fikir varsa ona bağlı kalınıyor, onun değişeceğine inanılmıyor ve inananların da önüne geçiliyor.

B- Ortaya atılan fikrin alanında yeterince fikir ve çalışma olduğu düşünülüyor ve "Ne gerek var?" düşüncesiyle bakılarak yeterli imkan sağlanmıyor

C- Ortaya atılan bu fikrin bir benzeri yahut aynısı araştırılmış, yapılmış ise onun geliştirileceğine inanılmıyor ve imkan sağlanmıyor.

İnanıyoruz ki ülkemizde bu sıralar başlayan çalışmalar sayesinde arındırılmış zihnimiz ve milliyetçilik için atan kalbimiz bu problemin üstesinden gelecektir!

 

3- Anlam veremediğimiz bir şekilde devlet elinde bulundurduğu eğitim gücünü özele devretmeye çalışıyor. Bu sorumluluk almamaktan mı? Yoksa böyle daha iyi olacağına inanmaktan mı? Bu soruların cevabı devlet için ne arz eder bilemeyiz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki o da devletin bu sorumluluktan kaçmaya çalışmasıdır. Sorumluluktan kaçan bir devlet batar! Sağlam mühendis, mimar, doktor, öğretmen vs. yetiştirmek istiyorsak yapılması gereken tek şey devletin oturup bu sorumluluğu sırtına yüklenmesi ve bu uğurda mücadele etmesidir!

 

4- Yazının ve başlığın açıklamak istediği amaç bu sorunun cevabında yatıyor. Biz toplum için eğitime karşı değiliz, bizler sadece o eğitimin hizmet ettiği toplumun belli olması ve bu toplumun direkt devleti için, devletin de toplumu için çalışmasını istiyoruz. Bugün "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın, devleti yaşat ki insan yaşasın" modeli maalesef çalışmıyor. Yalnız sadece bir kısmı çalışmıyor, her ne kadar yanlış ve yetersiz eğitim modeli olsa da insan devletini yaşatmak için elinden geleni yapıyor ancak devlet bu konuda pek istekli gibi gözükmüyor. Üstündeki sorumluluktan kurtulmaya ve bu sorumluluğu para için her türlü işi görecek özel sektöre devretmeye çalışmaktadır. Eğitim para ile satılacak bir şey değildir. Eğitim sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için değil tüm dünya için bir haktır. Ve bu hakkı ücretliye çevirmeye kalkışırsak ve bir de utanmadan bu ücretin karşılığını kaliteye (!) dökersek hatta bir de Türkiye'de eğitim denildiğinde aklımıza devlet okulu değil de özel okullar geliyor ise bu tamamiyle devletin ayıbıdır! Bu ayıp 2-3 reform adı altında umut vermek, bağıra bağıra okuma oranı az, keşke şöyle olsa böyle olsa demek ile örtbas edilemez! Yapılması gereken tek şey devletin ve eğitim sistemini yönlendirenlerin yanlışların farkına varması. Sağlam, dinamik, üreten bir gençlik istiyorsak yapmamız gereken tek şey hayatın kaçınılmaz parçası olan eğitimi devlet için yapmak, insanı ve devleti yaşatmak!


PAYLAŞ