Duyurular
Tümü
Tarihte Bugün
  • 23.07.1908 II. Meşruitiyet’in İlanı
  • 23.07.1919 Erzurum Kongresi
  • 23.07.1939 Hatay’ın Ana Vatan’a İlhakı

Aile, aralarında evlilik ve kan bağı bulunan, koca, karı, çocuklar, kardeşler vb. oluşturduğu, toplum içindeki en küçük birime verilen addır. Bireyin sosyalleşmesini ve hayata adım atmasını sağlayan adeta bireyi hayata hazırlayan mekteptir. Bu mektep, açık bir sistem olan insanı, zararlı girdilerden korumayı kendisine gaye edindiği sürece cemiyet hayatı hep sağlıklı kalacaktır. Zira toplumsal sorunların önlenmesi için yapılması gereken, sorunun kaynağını keşfedip ona göre harekette bulunmaktır. Misal vermek gerekirse: Şehirlere olan yoğun göçü, akabinde gerçekleşen çarpık kentleşmeyi önlemenin yolu insanları kırsallarında tutarak olur. Kırsalda kendisine yetebilen insan risk alarak çareyi şehirde arar mı? Cevabımız net: Aramaz!

21.yüzyıl, devletler arasındaki sınırların kalktığı, milli ve manevi değerleri muhafaza etmenin zorlaştığı bir dönem. Dünya küreselleşiyor. İngiltere’de vuku bulan bir bilgi birkaç saniye içerisinde Türkiye’ye ulaşabiliyor. Diyeceksiniz ki bu haberler güzel değil mi? İnsanlar bilgiyi istedikleri an bulabiliyor, insanların rahatlıkla bilgi sahibi olmaları seni neden rahatsız ediyor? Bu sualleri ve türevlerini sormakta elbette haklısınız… Evet insanlar istedikleri an istedikleri bilgiye ulaşabiliyor. Tarih öğrenebiliyor, edebiyatla hemhal olabiliyor; bunun yanında envai çeşit kumar oynamayı da öğrenip, müstehcen şeyleri de görebilme imkanına erişebiliyor! Açıkcası insan ne talep ederse onun arzını yapan ahlaksız bir tüccar global dünya… Hakikat şudur ki; küreselleşmenin önüne yasaklamayla geçilemez. Yapılması gereken, insanlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatmak. İşte bu noktada, bireyin hayatını şekillendiren “aile” adlı sosyal sistem devreye giriyor. Atasözleri toplumların geçmişte yaşadıkları sorunları anlatan ve gelecekteki nesillerin kulaklarına küpe olarak takması gereken mühim sözlerdir. “Ağaç yaşken eğilir.” vb. atasözümüz insanların çocukluk evresinde eğitildiklerini daha sonra ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın pek fazla verim alınamayacağını bildiren kısa ve öz bir demeçtir… Ağacı kuruduktan sonra kırmamak için ailelerimize büyük vazifeler düşmektedir. Zira dünyaya getirdikleri bireylerin toplumumuzda meydana getireceği sorunların temelinde şüphesiz ebeveynlerinin parmak izleri mevcut... Parmak izini belki bu dünyada gören olmaz… Peki ya diğer dünyada? Emin olun kaçış yok!

Sosyal hizmet kuramlarından olan ve çoğu uzmana göre de bu kuramlar arasında en mühimi olarak konumlandırılan sistem kuramına göre her sistemin belli bir yaşam süresi vardır. Çünkü entropi adı verilen düzensizlik değeri zaman geçtikçe belli dozajlarda artış gösterir. Entropi kısaca tanımlayacak olursak fizikte bir sistemin içerdiği düzensizliğe verilen addır. Bir sistemin düzenli bir yapıdan düzensiz bir hale geçmesi, o sistemin entropisini arttırır. Yani sistemin düzensizliği ne kadar fazla ise o sistemin entropisi de o kadar yüksek olmaktadır. Bu nazariye temelinde bir termodinamik kuramıdır. Ancak terimlerden ilham alınarak psikososyal vakalarda çözüm için kullanılmaya elverişli olan, psikososyal literatüre girmiş tesirli bir nazariyedir. Bu kurama göre insan çevresi içinde bir sistemdir. Ve bu sistem çevresinden farklı girdiler alır. Bu girdiler eğitim içerikli faydalı şeyler de olabilir, mahallenin çocuklarından öğrenilen alçak bir küfür de olabilir... Faydalı girdiler sistemin ömrünü uzatırken faydasız hatta zararlı bilgiler ise entropi değerini arttırarak sistemin infazına zemin hazırlar. Sosyal bilimlerin çeşitli dallarında uzmanlaşan kadrolar bu girdilerin sonuçlarını önceden kestirerek sistemi muhafaza etmeyi gaye edinmelidirler. İşte uzmanlar tarafından bu proaktif önlemlerin alınmaya başlanacağı yerin bireyin büyüklük olarak en küçük; tesir olarak ise en büyük üst sistemi olan aileden başka bir adres olmadığı kanaatimce sabittir. Günümüzde aileler sırtlamaları gereken önemli vazifelerini maalesef sırtlayamıyor. Haliyle tecrübeden ve nasihatten uzak olan gençlik, şuursuz bir şekilde farklı fikirlerin taarruzuna maruz kalıyor... Aile cemiyetini yeniden ayağa kaldırabilirsek tabii olarak cemiyetimizi de kuvvetli bir halde ayağa kaldırmış olacağız. Maksadımız bu. Niyet hayır akıbet hayır...

Değerler bir milleti ayakta tutan manevi güçlerdir. Ruhsuz bedenin ceset olduğu aşikardır… İnsanları materyalist düşüncelerin boyunduruğundan çıkarmak onu “insan” yapan ruhuyla haşır neşir etmek devrimizin ilacı olacaktır. Yıllardır zedelenen ve her türlü gayrimeşru yolla tacize uğrayan milli ve manevi değerleri savunmak ise vatan borcudur! Borç ise hepimizin bildiği atalarımızın da öğütlediği üzere yiğidin kamçısıdır! Ey Türk sosyal hizmet uzmanları, ey Türk sosyologları, ey Türk psikologları! Borcunuzu ödeyin!

Yazımı bitirirken Türk gençliği adına sizlere bir itirafta bulunmak istiyorum… Biz 21.yüzyılda yaşayan Müslüman Türk gençleri olarak, dedemizin dilini anlamıyoruz, nenemizin örf ve adetlerinden zerre haberdar değiliz. Gün geçtikçe neslimiz ve peşimizden gelecek olan kardeşlerimiz yıpranıyor, akabinde asimile oluyor! Ancak hissettiğimiz sorunlarımızın kaynağını bilimsel olarak bilmiyoruz! Bizlerin nasihate ve ilmi teşhislere ihtiyacı var! Bir şeyi biliyoruz ve zerre çekinmeden de söylüyoruz: Türk sosyal çalışmacılarımız bizi aydınlatmazsa cehl karanlığına saplanacağız! Bu feryadımızı duyup da hala rahat koltuklarınızda ithal meyvelerinizle meşgul olup karnınızı doyuruyorsanız bilin ki sizlere hakkımızı helal etmiyoruz!

Mesaj gideceği yere gitmiştir umarım…

Esen kalın!


PAYLAŞ