Duyurular
Tümü
Tarihte Bugün
  • 20.07.1974 Barış ve Özgürlük Bayramı (Kıbrıs Harekatı – KKTC)

Türk Ocakları Genel Merkezinde, 19 Ocak 2019 tarihli Ocakbaşı Sohbeti’nde Prof. Dr. Sönmez KUTLU, “Cemaat ve Dinî Oluşumların Tekfir Kıskacında Fikir Özgürlüğü Sorunu” başlıklı bir konuşma yaptı.

 

Sadece Müminin Değil, İnanmayan Kişinin de Haklarını Koruyan İslam; Bu Açıdan Diğer Dinlerden Farklıdır.

İslam düşüncesi tarihinde tekfir konusunun siyasi ve toplumsal bunalım yaşandığı dönemlerde daha çok gündemde olduğunu belirten KUTLU, “Müslümanların tarihinde, peygamberimizin vefatından 30-40 yıl kadar kısa bir süre sonra Müslümanlar arasında siyasi amaçlı birtakım yapılanmalar, ayrışmalar, kavgalar, savaşlar oluşmuştur. Yaşanan siyasi hadiselerin akabinde Müslümanlar kendilerine ‘Gerçek Müslüman kimdir? Kafir kimdir?’ sorularını sormaya başlamışlardır. Bu sorular, Müslümanları dış görünüşüyle ve fikirleriyle değerlendirip sorgulayan, kendileri gibi düşünmediği takdirde kafir ilan edip hayat hakkına son veren Haricilik ekolünün doğmasıyla sorulmaya başlanmıştır. Dolayısıyla tekfir olgusu aslında peygamberimiz hayattayken yaşanmamıştır.” dedi. Bugün yaşanan tekfir olgusunun dayandırıldığı bazı ayetlerden örnekler okuyan KUTLU, “Ayetlere baktığımız zaman Müslümanken İslam’dan dönmüş olan veya küfrünü ilan eden birisi için bir ceza konulmuş değildir. Sonucuna kişinin kendisi katlanması suretiyle dini tercihlerde özgürlük söz konusudur. Dolayısıyla hem iman konusunda hem küfür konusunda bir insanın bir başkasını tekfir etmesi söz konusu değildir. Kuran’ı Kerim inananı ve inanmayanı özgür bırakarak Müslümanım diyene Müslüman muamelesi yapılmasını istemiş; inancını inançsızlık olarak belirten kişinin de hayat hakkının, mülkiyet hakkının, din-inanç özgürlüğünün, fikir özgürlüğünün ve özel hayatın gizliliğinin korunmasının teminat altına alınmasını istemiştir. Sadece müminin değil, inanmayan kişinin de haklarını koruyan İslam; bu açıdan diğer dinlerden farklıdır. Diğer bütün emir ve yasaklar, ibadetler bu beş dokunulmazın korunması, güçlendirilmesi içindir.” dedi. Ayetlerin bu özgürlüğü vermesine rağmen Müslümanların siyaseti öne çıkararak tekfir konusunun hukuka kadar girmesine sebep olduklarını belirten KUTLU, “O hukukta, bir kimse küfre girdiğinde hayat hakkına son verilir, miras alamaz, bu kişi evliyse boşatılır, kurban veya herhangi bir hayvan kestiğinde onun eti yenilmez, onunla aynı mecliste oturulmaz, Müslümanlarla velayet başı düşer gibi kurallar vardır. Yani kişi sosyal, toplumsal, psikolojik açıdan dışlamayla karşı karşıya kalır.” dedi.

 

İlk Defa Haricilik İle Ortaya Konulan Tekfir Mekanizması Aslında İslam’ın Özünde Var Olan Bir Şey Değildir.

Tarihe bakıldığında tekfir mekanizmasının aşırı uçlar ve bazı devletler tarafından kullanıldığını söyleyen KUTLU, “Emeviler kendilerine karşı adalet isteyen kişileri kafir ilan edip hayat haklarını elinden almıştır. Abbasiler döneminde ise devlet, siyasi gücünü ve bazı ekolleri arkasına alarak insanları çeşitli cezalarla cezalandırmıştır. Aynı şekilde günümüzde de gerek ülkemizde gerek diğer ülkelerde insanlar bir şeyin mücadelesini daha meşru hale getirmek için İslam'ı kullanıyorlar.” dedi. Hanefi-Matüridi gelenekte tekfir olmasına rağmen bu geleneğin İslam’ın Kuran’da koymuş olduğu bazı ilkeleri öne çıkarma çabası da olduğunu belirten KUTLU, “Bu geleneğe göre Allah’a, nübüvvete ve ahirete inanan mümindir fakat bakıldığında bunu söyleyen Gazali gibi alimler bile zaman zaman söylediklerinin dışına çıkmışlardır. Bütün bunlar değerlendirildiğinde sonuna kadar düşünmeyi, fikir üretmeyi, akıl etmeyi öğütleyen Kuran’ı Kerim’de geçen ‘Bütün Müslümanların uyması gereken kural şudur: Fikirleri dinlerler, en güzeline uyarlar.’ ilkesi önemlidir.” dedi. Cahiliye toplumunda analitik düşünce yokken akla vurgu yapıp, insanlara suç ve cezanın bireysel olduğunu söyleyen ayetleri vurgulayan KUTLU, “O günkü bedevi ruh haline sahip olan insanlar bunu anlayamadıkları için suç ve cezayı hala grupsal ve toplumsal değerlendirmekte ve tekfiri bir silah olarak kullanmaktadır. Halbuki Kuran’ı Kerim’in felsefesinde belirtildiği gibi kurtuluş bireyseldir. Dolayısıyla ilk defa Haricilik ile ortaya konulan tekfir mekanizması aslında İslam’ın özünde var olan bir şey değildir.” dedi.

 

İlim Farz, Cehalet Haramdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin laikliği benimsemesi dolayısıyla uzun zamandır tekfir mekanizmasının durdurulmuş ve çalışmaz olduğunu belirten KUTLU, “Türkiye’nin son zamanlarında özellikle seçim zamanlarına yakın dönemlerinde örgütlü dini yapıların Arap dünyasına benzemeye başladığı görülüyor. Bu düşünce özgürlüğü açısından gelinen noktanın çok iç açıcı olmadığını gösteriyor. Bugün belli sebepler gösterilerek Müslümanların kalemi durdurulursa, fikri özgürlüğü elinden alınırsa Türkiye’nin Mısır’a veyahut başka bir ülkeye dönüşmesi durumuyla karşı karşıya kalınır.” dedi. Türkiye’de bugün cemaatçilik ve ilahiyat çatışmasının ön plana çıktığını söyleyen KUTLU, “Bir insanın herhangi bir cemaate veya mezhebe mensup olması onun özgürlüğüdür fakat burada önemli olan siyasi bir güce dayanarak kendisini ve üyelerini mutlak doğru olarak görmemesi gerektiğidir. Eğer Türkiye özgürlükçü bir laiklikten yararlanmazsa cemaatler siyaset üzerinde, siyaset cemaatler üzerinde baskı kurma yoluna gidecektir. Bunu aşmak için en geçerli yollardan biri, 1924’ten sonra Tekke ve Zaviyeler Kanunu’yla birlikte tamamen yeraltına çekilen cemaat olgusunun tekrar ele alınıp hukuki bir zemine dayandırılmasıdır. Bunun bir an önce yapılması gerekiyor aksi takdirde insanlar güçle, siyasetle veya başka yollarla kendini ortaya koyacaklardır. Bunların önüne geçebilmek için İlahiyat Fakültelerinde eleştirel zihniyetin daha da güçlendirilmesi gerekmektedir.” dedi ve Alaüddin Semerkandi’nin “İlim farz, cehalet haramdır.” sözünü hatırlatarak konuşmasını sonlandırdı.

 

Program, soru-cevap kısmı ve teşekkür belgesinin verilmesi ile sona erdi.

.


PAYLAŞ