Türk Ocakları Genel Merkezi’nde, 24 Kasım 2018 tarihli Ocakbaşı Sohbeti’nde, Prof. Dr. Selahaddin ÖĞÜLMÜŞ, “Eğitimde Gelecek Tasarımı” konulu bir konuşma yaptı.

Program, 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm öğretmenlerimizin hayatımızdaki öneminin hatırlatılmasının ardından başladı.

Senkronize Olmayan Bir Taklit Süreci, Bizi Maarif Problemine Çözüm Bulmakta Zorlamıştır.

Prof. Dr. Selahaddin ÖĞÜLMÜŞ, böyle günlerin en büyük öneminin tartışma ve çözüm üretme fırsatı bulmak olduğunu vurgulayıp ardından son bir aydır kamuoyunda tartışılmakta olan “2023 Eğitim Vizyonu” nu da ele alarak maarif davamız hakkında konuşacağını belirtti. Prof. Dr. Selahaddin ÖĞÜLMÜŞ, “Eğitim ya da maarif, Osmanlı’nın Batı karşısında ilk defa geri kaldığını fark ettiği andan itibaren gündeme gelmiştir ve bunun üzerine Osmanlı, bilim anlayışı üzerine sorgulamaya gitmiştir. Bu incelendiğinde Batı’daki bilim anlayışıyla Osmanlı’daki bilim anlayışının farklı olduğu gözlemlenmektedir. Batı aklı ön plana çıkartan, kanıta, gözleme dayalı, tümevarım ve tümdengelimin birlikte kullanıldığı sürecin sonunda bilim üretirken; Osmanlı daha çok nakil ve ezberin ön plana çıktığı, kanıta dayalı bir sürecin sonunda bilim üretir. Yüzyıllardır sorgulanan bu bilim anlayışı bizim geride kalmamıza sebep teşkil ediyorsa burayı düzeltip düştüğümüz yerden ayağa kalkmamız gerekmektedir.” diyerek akılcı yaklaşımın eğitim ve öğretimi daha iyi hale nasıl getireceğimizin cevabı olacağını belirtti. Prof. Dr. ÖĞÜLMÜŞ, “ Osmanlı, eğitim-öğretimi iyileştirmek adına Fransız ekolünü örnek almış; bu ekolü taklit etmiş fakat içselleştirememiştir. İlerleyen tarihlerde Almanların teknolojisinden etkilenmeye başlamamız sonucunda tekniğe ağırlık vererek Alman ekolünü örnek almaya başlamıştır. Son olarak 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’ya gidip gelen uzmanlar eğitim sistemimizi Amerikan ekolünü örnek alarak geliştirmeye çalışmıştır fakat; senkronize olmayan bir taklit süreci maarif problemimize çözüm bulmakta zorlanmamıza sebep olmuştur.” dedi.

Türk Araştırmacılar Öncelikli Olarak Kâmil İnsan Yetiştirmeyi Hedeflemişlerdir.

Prof. Dr. ÖĞÜLMÜŞ, aydınların yıllarca sorduğu ve eğitim felsefemizin temelini oluşturan 'Biz nasıl insan yetiştirmek istiyoruz? Eğitimimizin nihai amacı ne olmalıdır? Bunu nasıl başaracağız? Bu eğitimle toplumumuzu nasıl kalkındırabiliriz?' gibi soruların bize yön vereceğini belirtti. Prof. Dr. ÖĞÜLMÜŞ, “ Bu soruların cevabını kuşkusuz bilimi önceleyerek vereceğiz. Buradaki bilim Batı’nın bilim anlayışı esas alınarak oluşturulmalıdır. Bilimin yöntemini ve gerekçesini ayırt ederek sorgulayan, bilimsel yöntemleri kullanarak kendi kültürünü inceleyen, kültürü hakkında araştırma yapan bir nesil yetiştirmemiz lazımdır. Bunun farkında olan Türk düşünürleri, milli kültürü eğitimin oluşturduğunu söyleyerek bilimsel zihniyetle bir eğitim sistemi oluşturmaya çalışmışlardır.” diyerek '2023 Eğitim Vizyonu' raporundan alıntılar yaparak konuşmasına devam edeceğini belirtmiştir. Prof. Dr. ÖĞÜLMÜŞ, “Bu sorulara cevaplar arayan Türk araştırmacılar öncelikli olarak teknik bilgi ve beceriyle donanmış insan yerine kâmil insan, ahlaklı insan yetiştirmeyi ön plana çıkartmışlardır. Özellikle ilkokul düzeyinde ahlak öğretilmeli, sonraki yıllarda çocukların aklı eğitilmeli, daha sonra ise mesleği ve ihtisası öğretilmelidir. Kâmil ve olgun insan yetiştirmek için öncelikle insanı bir bütün olarak ele almalıyız. Bu da sadece pratiği ya da teoriği bilen insanlar değil her ikisini de bilen insanlar demektir. Bu '2023 Eğitim Vizyonu' raporunda aklı, kalbi ve insanların şahsiyetini bir bütün olarak almalıyız şeklinde geçiyor.” diyerek eğitimimizde duyuşsal faktörlerin ön plana çıktığını ve hayırlı evlat kavramının aile ve toplum için önemli olduğunu vurguladı. Prof. Dr. ÖĞÜLMÜŞ, kendine, kültürüne, ülkesine, halkın değerlerine yabancılaşmayan insanlar yetiştirmenin öneminden bahsetti ve bu olgunun eğitimde köşe taşlarından biri olması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. ÖĞÜLMÜŞ, “Üzerinde durulması gereken diğer şey şudur: Batı’da rekabet çok önemli bir değer olarak görülüyor fakat bizim ülkemizde rekabetin ve tüketimin yüceltildiği eğitim anlayışı kabul edilmemelidir. Raporda bu 'Bilgi toplumu diyerek rekabeti aşırı kutsayan, teknoloji diyerek tüketimi körükleyen, kendi toplumu hariç herkesi dışlayan bir uygarlık anlayışı kabul edilemez.' şeklinde geçmektedir." diyerek çağdaş eğitim sistemlerinin kültürümüze uyarlanması gerektiğini vurguladı.

Artık Nicelik Değil Niteliği, Kaliteyi Arttırmamız Gerekmektedir.

Prof. Dr. ÖĞÜLMÜŞ, medeniyet tasavvurunun önemine vurgu yaparak 'Nasıl bir insan hayal ediyoruz?' sorusunun cevabının raporda nitelikli, ahlaklı, adil, çocuklar olarak betimlendiğini belirtti. Prof. Dr. ÖĞÜLMÜŞ, “Raporda da belirtildiği üzere, artık nicelik değil niteliği, kaliteyi arttırmamız gerekmektedir. Niteliği arttırmak, eşitsizliği azaltmak, ahlakı, sanatı, kültürü, sporu gündemimiz haline getirmek ana hedefimiz olmalıdır. Maarif davamızda ezbere ve nakle dayalı bilgiler yerine kişilerin yaşayarak bizzat kendilerinin oluşturduğu, yapılandırdığı bilgiler önemlidir. Rapor da maarif davamızın devamı niteliğindedir. Raporun bütününe baktığımızda çocuğu eğitimin merkezine aldığını ve okulla birlikte önemsediğini görüyoruz. Öğrenci, ebeveyn ve okula özellikle vurgu yapılmış, eğitimden öncelikle ebeveynlerin sorumlu olduğu üzerinde durulmuştur.” diyerek raporun içerisindeki ahlak olgusuna dikkat çekti ve bir insanın ahlaki açıdan olgunlaşmasının ve arzularını frenlemesi için irade eğitimin öneminin üzerinde durdu. Prof. Dr. Selahaddin ÖĞÜLMÜŞ, “Ezberi ezberleyen bir eğitim anlayışı yerine okulun varoluş gerekçesini sorgulayan yeni bir okul teorisine, anlayışa ihtiyacımız vardır.” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

 

Program, soru-cevap kısmı ve teşekkür belgesinin verilmesi ile sona erdi.


PAYLAŞ

Resim Galerisi