Türk Ocakları Genel Merkezinde, 12 Ocak 2019 tarihli Ocakbaşı Sohbeti’nde Umut BAŞAR, “İslam Devrimi’nin 40. Yılında İran ve Bölgesel Politikaları” başlıklı bir konuşma yaptı.

Sistemin Başındaki Kişi Manevi Gücünü, Kayıp Olan On İkinci İmamın Naibi ve Dünyadaki Şiilerin Lideri Konumunda Olmasıyla Almaktadır.

İran Şahı’nın ülkeyi terk etmesinden sonra meydana gelen yeni devlet yapısından bahseden BAŞAR, “Din adamlarının ön plana çıkması ve İmam Humeyni’nin görüşlerinin devlet katında uygulanmaya başlaması bu terk etme sonrasında gerçekleşmiştir. Bu görüşler gerek İran’daki kulp ve gerek Irak’taki necef şehirlerde, fıkıh derslerinde işlenen teorilerdir. Bunlar, din hukuku bilgini anlamına gelen fakihin vesayet ve yönetim yetkisi olan velayeti fakih; merkez şehir teorisi yani İslam devletinin merkezi olarak şehrin başkentinin dünya Müslümanlarının ummu’l kurası olarak algılanması; devletin bütün kurumlarının Şii fıkıh esaslarına göre yeniden yapılandırılması ve inkılapçılıktır. Tüm bu teoriler yapılan referandumla halk tarafından kabul edilmiştir ve günümüzde de olan on temel devlet kurumu ortaya çıkmıştır. Bu devlet kurumlarının en tepesindeki kurum, Beyt Rehberi dediğimiz bir rehberlik ofisidir ve şu an başında Ayetullah Hameney vardır. Beyt Rehberi’nin altında sırasıyla; rejimin yararına Teşhis Konseyi, Anayasayı Koruyucular Konseyi, Uzmanlar Meclisi ve beşinci sırada cumhurbaşkanlığı vardır. Buradan da anlayacağımız üzere, yürütme sistem içerisinde din adamları ve sistemin başındakinin doğrudan atadığı kurumlar yüzünden daha zayıftır. Cumhurbaşkanlığından sonrakiler ise sırasıyla; Milli Güvenlik Konseyi, hükümet, Genelkurmay Başkanlığı, Devrim Muhafızları Ordusu ve Silahlı Kuvvetlerdir.” dedi. Yasama, yürütme, yargı erklerinin üstünde olan ve bunları atama yoluyla seçen sistemin başındaki devrim rehberinin, ilahi bir kudrete sahip olduğunu söyleyen BAŞAR, “Sistemin başındaki kişiyi dini lider olarak düşünebiliriz. Bu kişi manevi gücünü, kayıp olan on ikinci imamın naibi ve dünyadaki Şiilerin lideri konumunda olmasıyla almaktadır. Bu kişi aynı zamanda devlete vergi vermeyen ve denetlenmeyen birçok vakfın başında olduğu için iktisadi gücün de önemli bir kısmını elinde bulundurmaktadır. Aldığı başkomutan sıfatıyla bütün silahlı kuvvetlerin de komutanıdır. Güç hiyerarşisini oluşturduğumuzda en tepede devrim rehberini; altında güç merkezleri olan devrim muhafızları ordusu, vakıflar, din adamları ve cuma adamlarını; daha sonra denetleme kontrol kurumlarını ve son olarak da hükümet ve meclisi görüyoruz.” dedi. Ayetullah Humeyni’nin İslam toplumu oluşumuna ilişkin ortaya koyduğu teoriden bahseden BAŞAR, “Humeyni’nin teorisine göre, bir devlet ilk önce devlet kurumlarını oluşturacak daha sonra bu kurumlar mevcut sistemi topyekûn, aşağıdan yukarıya bir şekilde İslami bir formda yeniden yapılandıracaktır. Bunu da ‘Yeni İslamiyet Modeli’ olarak isimlendirmişlerdir.” dedi.

Kaşkay Türkleri İran İçerisinde Merkezi Otoriteyle Problem Yaşayan Teşkilatlı, Tek Bir İlhan Tarafından İdare Edilen ve Bir Dönem Silahlı Güce Sahip Olan Bir Türk Topluluğuydu.

İran’ın da her devlet gibi iç ve dış politikaları olduğunu söyleyen BAŞAR, “İran’ın bölgesel politikalar bağlamında en çok tartışılan meselelerinden biri, Şii nüfusunun yoğun olduğu bölgelere kendi ideolojisini ihraç etmesidir. Bu devrim ihracı meselesi İran Anayasası’nda hukuki zemine hazırlanmış durumundadır. Günümüzdeki devlet, anayasal metninde dünyadaki bütün zorba rejimlerin yok olup bütün Müslümanlar kurtuluşa erene kadar çalışmayı kendine hukuki ve anayasal olarak hak görmüştür. Her devlet gibi İran’ın da kendisi için bir milli güvenlik doktrini var. Bu doktrini sistemin başındaki insanlar kapsamlı caydırıcılık stratejisi olarak adlandırıyor. Caydırıcılık daha çok füze programı, nükleer enerji programı ve asimetrik savaşla sağlanıyor. Şah döneminden beri nükleer tesislere sahip olan bu devlet, Rusya’nın desteğiyle mevcut kapasitesini ve Ar-Ge çalışmalarını geliştirmiştir. Asimetrik savaşı ise daha çok Devrim Muhafızları Ordusu yönetiyor. Vekil savaşları ise İran’ın Irak, Suriye, Afganistan, Lübnan ve Yemen’ de günümüzde yürüttüğü faaliyetlerden biridir. İran’ın en büyük kazanımı, İran-Irak Savaşı sonrasında ülkenin muhtelif bölgelerinde nükleer tesislerin sayısını arttırıp yeni tesisler açmış olmasıdır. Eski tesisler Amerikan altyapısıyla yapılmıştı; yeni tesisler, Rus teknolojisiyle yapılan uranyumu zenginleştirilen tesislerdir.” İran’ın yumuşak karnı güneyinde, 1925’ten beri Pehlevi rejimine muhalif olan Kaşkay Türklerinden bahseden BAŞAR, “Kaşkay Türkleri İran içerisinde dikkate değer bir topluluk çünkü gerek Pehlevi döneminde gerek İran İslam Cumhuriyeti döneminde merkezi otoriteyle problem yaşayan teşkilatlı tek bir ilhan tarafından idare edilen ve bir dönem de silahlı güce sahip olan bir Türk topluluğuydu. Türkiye’de maalesef Kaşkay Türkleri hakkında bir çalışmamız yok ama İran için jeopolitik açıdan çok önemli konumdalardır.” dedi.

İran’ın Diğer Bir Önemi, Mevcut Sistemin Bayraktarlığını Yaptığı ‘Şii Dünyanın Lideridir.’ Durumudur.

İran’ın diğer kazanımının Devrim Muhafızları’nın profesyonelleşmesi olduğunu belirten BAŞAR, “Günümüzde Devrim Muhafızları geniş bir hinterlantta Lübnan’dan Afganistan’a kadar operasyon yapma kabiliyetine sahip, asimetrik savaş gücü temelli bir kurum haline geldi. Aynı zamanda Devrim Muhafızları 5000 taşeron şirketle çalışması, 500.000 kişiye istihdam sağlaması yönünden ekonomik açıdan da söz sahibidir.” dedi. İran’ın doğalgaz ve petrol rezervlerinden bahseden BAŞAR, “Ambargolardan önce günlük 2,5 milyon varil civarında petrol satışı yapan İran, ambargolardan sonra satışı günlük 1 milyon varil civarına kadar düşürmüştür. Altyapının yenilenmesi ve mevcut yapılanmanın çözülmesi durumunda İran’ın günlük en az 5 milyon varile kadar petrol ihraç edebileceğine ilişkin bazı tahminler vardır. Aynı zamanda İran’ın diğer bir önemi de mevcut sistemin bayraktarlığını yaptığı ‘Şii dünyanın lideridir.’ durumudur. İran, dünyadaki Şii topluluğu kullanabilmek ve onlarla iletişim kurmak için maksimum çaba sarf ediyor. Şii topluluk İran’ın kuzeyindeki Azerbaycan, batısındaki Irak, doğusundaki Afganistan ve güneydoğusundaki Yemen’de dikkate değer nüfusa sahiptir. Bu coğrafya Ürdün Kralı’nın isimlendirdiği şekilde İran açısından bir ‘Şii hilali’ oluşturmaya yetiyor. Tabi İranlılar buna ‘devrim rehberi direniş hattı’ ismini veriyor. Bu direniş hattı ağırlıklı olarak bölgede Amerika ve müttefiklerin nüfusunu azaltmak ve aynı zamanda Amerika ve müttefiklerine müzahim topluluklar oluşturmak amacını taşıyor.” dedi. Son 20-25 yıllık süreçte İran’ın kendi nüfusunu arttırabilmek ve Şiiler dışında da birtakım insanlarla yakınlık kurmak amacıyla Antik Fars mirasını yeniden ihya etmek için yurtdışında da ciddi çalışmalar içine girdiğini söyleyen BAŞAR, “İran, İslam öncesi özellikle Pers ve Sasani kimliğinin ve İslam sonrasında Safevi kimliğinin üzerinde birtakım çalışmalar yapmıştır. Bu açıdan İran’da yükselen milliyetçilik, belli cenahlar eliyle Türk ve Osmanlı karşıtlığı üzerinde inşa edilmeye çalışılıyor ama ne yazık ki Türkiye henüz buna bir şekilde cevap verebilmiş değil. Geçen yıllık süre zarfında İran bölgede bazen ekonomik, bazen askeri, bazen siyasi, bazen de kültürel unsurları kullanarak ciddi şekilde söz sahibi olmaya başladı ve bu yayılmacılığın ister istemez birçok bölgede Türkiye ile karşı karşıya getirdiğini söylemek mümkündür.” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

 

Program, soru-cevap kısmı ve teşekkür belgesinin verilmesi ile sona erdi.


PAYLAŞ

Resim Galerisi