Türk Ocakları Genel Merkezi, Ankara’da Türk Tarih Kurumu Konferans Salonu'nda, 10 Şubat 2018 Cumartesi günü, “Yılmaz Öztuna ve Türk Tarihçiliği” adlı bir panel düzenledi. Doç. Dr. Ahmet Özcan’ın başkanlık yaptığı panele, konuşmacı olarak Yrd. Doç. Dr. Ayhan Pala, Aybars Öztuna ve Yağmur Tunalı katıldı.

Doç. Dr. Özcan ilk sözü, Yrd. Doç. Dr. Ayhan Pala'ya verdi.

"Tarihçi olunmaz, tarihçi doğulur."

Yrd. Doç. Dr. Ayhan Pala, Yılmaz Öztuna'nın nasıl yetiştiğini, fikirlerinden ve tarih görüşünden bahsetti. Dr. Pala, "Bugün sizlere tarihçi, jeneaolog, müzikolog ve siyaset adamı Yılmaz Öztuna'yı tanıtmayı hedefliyorum. Bu kadar kısa bir zamanda onu tüm cepheleriyle tanıtmak çok zor olsa da size hayatıyla ilgili fikir vermeye çalışacağım." diyerek sözlerine başladı.  Dr. Pala, "Yılmaz Öztuna, İstanbul'un güzide semtlerinden Şehzadebaşı'nda doğdu. Ailesinin maddi durumu iyi idi. Bundan dolayı en iyi yerlerde en iyi eğitimi aldı. Yılmaz Öztuna, kendi yolunu kendi çizen bir adamdı. Babası vasiyetinde Yılmaz Öztuna'ya, siyaset ve müzik ile uğraşmamasını söylemesine rağmen bu alanlardan hiç kopmamıştır. Yılmaz Öztuna, 15 yaşında '1402 Ankara Muharebesi' adlı kitabı yazdı. Kitabın arkasındaki bibliyografyaya baktığımızda Öztuna'nın ne kadar iyi bir eğitime sahip olduğunu görebiliriz. 18 yaşında 'Türk Musikisi Lugati' adlı kitabı yazdı. Bu eser, Musiki Mecmuası'nda tefrika hâlinde yayımlandı. Bu olağanüstü bir olaydır. Yılmaz Öztuna, o zamanlar tanınmadığı için bazıları, bu kitabı Hüseyin Saadettin Arel'in müstear ad kullanarak yazdığını söylüyor. " diyerek sözlerine devam etti. Dr. Pala, "Tarihçi olunmaz, tarihçi doğulur." sözünü hatırlattıktan sonra Yılmaz Öztuna'nın bir tarihçi olarak doğduğunu söyledi.

"Yahya Kemal ekolünde bir Türk milliyetçisiydi."

Yılmaz Öztuna'nın fikir yapısının çok erken teşekkül ettiğini söyleyen Dr. Pala, sözlerine "Babası İstanbul'da bir gazino işletiyordu. Bu gazinoda, Yahya Kemal başta olmak üzere birçok entelektüel ile tanıştı. Yahya Kemal, onun fikirlerinde çok etkili oldu. Yılmaz Öztuna, ilkokulda kronikler okumaya başladı. Fuat Köprülü'nün metodundan da çok etkilendi. İsmail Hami Danişmend'in ve Kazım İsmail Gürkan'ın evindeki sohbetlere katıldı. Zaman zaman Hüseyin Nihal Atsız'ın evindeki toplantılara da katılıyordu. Bu şekilde İstanbul'un kültür muhitleri ile genç yaşta haşır neşir oldu." diyerek devam etti. Dr. Pala, Yılmaz Öztuna'nın kendisini Yahya Kemal ekolünde bir Türk milliyetçisi olarak kabul ettiğini söyledi. Dr. Pala, "Yılmaz Öztuna ile Atsız çok yakın arkadaş oldular. Öztuna, Atsız'ın en yakın arkadaşı olduğunu söylerdi." dedikten sonra "Yılmaz Öztuna, Atsız'ın ırkçı fikirlerinin Osmanlı hanedanına 1950 yılında af çıkmasıyla Türkiye'ye gelen hanımlarla özellikle Ayşe Sultan ile temas kurmasından sonra Atsız, Ayşe Sultan ile hatıralarını yayına hazırladı, yumuşadığını söylerdi. Öztuna Türk Müslümanlığı konusu üzerinde çok durdu ve bunu çok önemsedi. Osmanlı döneminde zirve hâline gelmiş olan kültürün çok önemli olduğunu söylerdi. Sünni, Maturidi, Hanefi inancın ve Ahmet Yesevi'nin tasavvuf anlayışının Türk Müslümanlığının temellerini attığını ve bu çizgide kalmak gerektiğini vurgulardı." diye devam etti. Yılmaz Öztuna'nın “Üç büyük kitabım var.” dediğini ve bu üç kitabın "Devletler ve Hanedanlar", "Resimlerle Türkiye Tarihi", "Türk Musikisi Lügati" olduğunu söylediğini aktaran Dr. Pala, "Yılmaz Öztuna, 1965 yılında 120 bin baskıya kadar çıkan Hayat Tarih Mecmuası'nı kurdu." dedi.

"Siyaset, onun için bir araçtı."

Öztuna'nın siyasete neden girdiğini de anlatan Dr. Pala, "Öztuna'nın hocası Saadettin Arel; Yılmaz Öztuna, Nevzat Atlığ ve Ercüment Berker'e bir vasiyette bulundu. O zamanlar Türk musikisinin akademik          seviyede eğitimi yapılmıyordu. Arel, öğrencilerine Türk musikisi devlet konservatuarını ve Türk musikisi devlet korosunu kurmalarını vasiyet etmiş. Öztuna, bu vasiyeti gerçekleştirmek için 1969 yılında siyasete girdiğini söylerdi. Siyasete girdikten sonra Demirel'i ikna ederek bu vasiyeti gerçekleştirdi. Öztuna, Adalet Partisi'ne girmeseydim bunları gerçekleştiremezdim derdi. " diyerek sözlerine sonlandırdı.

"Yılmaz Öztuna, bir rol modeldir."

Dr. Pala'dan sonra, Yılmaz Öztuna’nın torunu Aybars Öztuna söz aldı ve dedesinin hayat hikâyesini anlattı. "Bilhassa son 50 yılda Türkiye'de tarihi sevdiren isim Yılmaz Öztuna'dır. Bugün bu görevi, dostu olan İlber Ortaylı sürdürmektedir." diyerek sözlerine başladı. Yılmaz Öztuna'yı bir rol model olarak gördüğünü söyleyen Öztuna, sözlerine "Büyükbabamın vefatı benim için bir dönüm noktası olmuştur." diyerek sözlerine devam etti. "Yılmaz Öztuna, 20 Eylül 1930'da İstanbul'da doğmuştur. 13 yaşında ilk makalesini, 15 yaşında ilk kitabını yayımladı. İstanbul'da lise tahsilinin yanında İstanbul Konservatuarına devam etti. 1950 Eylül'ünden 1957 Temmuz'una kadar Paris'te kaldı.  Sorbonne Üniversitesi, Siyasal İlimler Fakültesi, Fransız medeniyeti yüksek kısmında okudu ve Paris Konservatuarına devam etti. Üniversite eğitiminden sonra Öztuna İş Hanının yöneticiliğini yapmak üzere Türkiye'ye döndü. 1969'da Adalet Partisinden Konya milletvekili seçilerek Ankara'ya yerleşti. TRT Kurulu üyesi, eğitim kurulu üyesi, Kültür Bakanlığı bakan baş müşaviri, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı kurucu yönetim kurulu üyesi ve Türk Musikisi Devlet Korosu kurucu yönetim kurulu üyesi, YAYKUR Üniversitesi Osmanlı Siyasi ve Medeniyet Tarihi Eğitim Üyesi, Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığında 1969'dan itibaren pek çok ihtisas kurulunda üye ve başkan oldu." dedi.  

"Yılmaz Öztuna, Türkiye'de ilklerin adamıdır."

Öztuna sözlerine, "Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî ansiklopedisi olan ve Millî Eğitim Bakanlığınca yayımlanan Türkiye Ansiklopedisi'nin genel yayın müdürü olarak K harfinden T harfine kadar olan ciltleri yayımladı. 1983 Mayısında Milliyetçi Demokrasi Partisinin kurucuları arasında bulunarak merkez genel yönetim kuruluna seçildi, sonra ayrıldı. Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş ve Turgut Özal'ın danışmanlığını yaptı. 1985'te Faisal Finans Kurumu müşaviri oldu. 1990 yılında, Selçuklu Üniversitesinden fahri doktora unvanını aldı. Pek çok radyo ve televizyon programı yaptı. Dünyada ilk defa Türk musikisi tarih kürsüsünü kurdu. “Büyük Türkiye”, “Osmanlı cihan devleti”, “büyük Türk hakanlığı” gibi son yıllarda çok kullanılan tarihî ve siyasi tabirler Yılmaz Öztuna'ya aittir. Ayasofya Hünkâr Mahfili'nin ibadete açılması ve Topkapı Sarayı'nda Hırka-ı Saadet Dairesi’nde Kur’an-ı Kerim okunması, çalışmaları arasındadır." diyerek devam etti. "Ankara Devlet Konser Salonu, İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin Türk musikisine açılması gibi fikirler ve uygulamalar siyasi iktidara onun tarafından telkin ve kabul ettirilmiştir. Osmanlı hanedanı hakkında yanlış bilinenleri düzeltti ve Osmanlı hanedanının ülkeye gelmelerine katkıda bulundu. Türk kara ve deniz kuvvetlerinin evvelce yanlış kutlanan yıl dönümlerini bugünkü doğru başlangıç tarihleriyle kutlanmasını sağladı. Türkiye'de Osmanlı tarihinin çatışmasız bir anlayışla algılanmasına katkısı vardır. Türk Parlamenterler Birliği, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, Ankara Aydınlar Ocağı, Anadolu Kulübü, Yahya Kemali Sevenler Cemiyeti, İstanbul Şehrini Güzelleştirme Derneği, Müsteşrikler Cemiyeti, Dünya Anti-Komünizm Birliği Türkiye Temsilciliği Başkan Yardımcılığı, NATO Parlamenterler Birliği, Parlamentolar Arası Türk-Japon, Türk-Kore ve Türk-Suudi dostluk cemiyetleri, Avrupa Konsey Cemiyeti gibi millî veya milletlerarası kuruluşlarda üye veya kurucu olarak bulundu. Hayat Tarih Mecmuasında neşriyat müdürlüğü, Son Havadis, Tercüman, Türkiye gazetelerinde yazarlık ve başyazarlık görevinde bulundu. "  diyerek sözlerine son verdi.

"Yılmaz Öztuna ve insanı kavrayışı."

Yağmur Tunalı sözlerine, "Yılmaz Öztuna'nın başarısındaki en önemli şey, insan üzerine yoğunlaşması ve insanı tanımasıdır. İnsanı anlamadan tarihin mevzularını anlamaya imkân yoktur. Yılmaz Öztuna, ele aldığı bir olayda veya bir kişinin biyografisinde muhakkak suretle onun psikolojisine, kültürüne, çevresine, nelerle mücehhez nelerden mahrum olduğuna nasıl bakılabileceğini bilmeden herhangi bir yorumda bulunmazdı. Yılmaz Öztuna'nın çok üstünde durulmayan biyograf tarafı da vardır. Kendileri birinci sınıf bir biyografi yazarıdır. Ele aldığı bir şahısla ilgili olarak söz konusu kişi ile ilgili bilinenler Yılmaz Öztuna'nın o devrin şartları, Türklüğün genel karakteri, Türk tarihinin genel karakteri vs. geliştirdiği pek çok ifadeyle zenginleşir ve bilinmeyenlerin de bilinebilir hâle geldiği bir biyografi çıkar. Etli, canlı bir biyografi okuruz. Bir televizyon konuşmasında bile bir şahsın portresini bütün unsurları ile ortaya koyabilmek becerisi ve başarısı ancak Yılmaz Öztuna çapında, insan tanıyan ve o insanı bulunduğu çevre ve çerçeve içerisinde bulunduğu devre yerleştirmeyi becerebilen büyük bir dikkatin ve büyük bir kültürün işi olabilir." diyerek başladı.

"Bir ömür boyu çalışsanız Yılmaz Öztuna'yı yazıya geçiremezsiniz."

Tunalı, daha sonra Yılmaz Öztuna'nın musikiciliği hakkında bilgiler verdi. "Bugün Yılmaz Öztuna'nın en çok gündeme getirilmesi gereken yanlarından biri de kültür tarihçisi ve bu kültür tarihçiliği içerisinde musikimizin büyük problemlerini halletmiş bir araştırmacı, ansiklopedist oluşudur. İstanbul Belediyesi Ali Nabi Kültür Merkezinde dört oturumluk bir Yılmaz Öztuna Sempozyumu yapılmıştı. Yılmaz Öztuna'nın televizyon programları ile ilgili bir konuşma da benden istenmişti. Dört kişiden biri de Öztuna'nın musikiciliğini anlatacak olan Ruhi Ayangil idi. Kendisi benden önce konuştu ve musiki ansiklopedisinde kendince yanlış bulduğu ve işaretlediği kısımlardan bahsetti. Fevkalade ölçüsüz tespitlerde bulundu. Ben de kendisine cevap vermek zorunda kaldım. Söze 'Bir insanı uzaktan tanımak ile yakından tanımak arasında bu kadar fark olabileceğini bilemezdim. Dostumuzun anlattığı Yılmaz Öztuna, benim 25 yıldır tanıdığım, dizinin dibinde oturduğum Yılmaz Öztuna'ya hiç benzemiyor.' diyerek başladım. Kendisi Yılmaz Öztuna'dan fevkalade mağrur, katiyen tenkit kabul etmez ve kimseyi dinlemez, nobran bir kimse gibi bahsetmişti. Ona cevaben 'Yılmaz Öztuna'nın yanında kendisini katiyen övemezsiniz.  Yılmaz Öztuna'yı, onu övücü bir fiile başlamadan önce sizi keserken görürsünüz. Yılmaz Öztuna, kendisindense doğrudan doğruya eserinden, yaptıklarından bahsedilmesini ve bunlar üzerinde anlamaların gerçekleştirilmesini isteyen bir insandı. ' dedim. Bir gün de Türk Yurdu dergisinde Yılmaz Öztuna'yı tenkit eden bir yazı yazan profesör ağabeyime 'Ağabey, haddimi aşmak istemem ancak siz bir ömür boyu çalışsanız Yılmaz Öztuna'nın eserlerini yazıya geçiremezsiniz.'  demiştim. Daktilo devrini düşünerek baktığımızda, bir heyetin dahi Yılmaz Öztuna'nın yazdıklarını kâğıda geçirmesi oldukça zordur. Yılmaz Öztuna, fevkalade bir hızla yazmıştır. O, bir çırpıda yazan, yazdığını dönüp de bir daha okumayan, kitapları dahi tek nüsha yazan bir adamdı." diyerek sözlerini sonlandırdı.

Panel, dinleyicilerin sorularının cevaplandırılması ve Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'ün konuşmacılara hediye ve belgelerini takdim etmesiyle sona erdi.


PAYLAŞ

Resim Galerisi