Türk Ocakları Genel Merkezi Galip Erdem’in 21. Ölüm yıldönümü vesilesiyle bir anma programı düzenledi. Programda Prof. Dr. Orhan Arslan ve Dr. Cezmi Bayram konuşmacı olarak yer aldı. Programda ilk olarak Prof. Dr. Arslan konuştu.

Sözlerine “Galip Ağabey’i anlamak, onu hayata geçirmektir.” diyerek başlayan Prof. Dr. Arslan, “Galip Ağabey ile çok güzel anılarımız oldu. Onunla fakültenin birinci sınıfındayken Türk Ocaklarında tanıştım. O bir konferans veriyordu, ben de okuldan bir arkadaşım ile onu dinlemeye gelmiştim. O günden bu güne kadar onda gördüğüm karakteristik özelliklerden birisi hayata karşı hiçbir beklentisi olmayan bir adamdı. Sadece ülkücüydü. İstese para, şöhret, makam sahibi olabilirdi ama hiçbirini istemedi. Dürüstlüğüyle, dava adamlığıyla sanki başka bir dünyadan gelmiş gibiydi. Sohbetlerimiz esnasında ‘Benim birçok mesleğim var ama benim asıl mesleğim vatan kurtarmaktır.’ derdi. Güçlü bir şahsiyetti, söylediği ile yaptığı aynıydı; sözü özü birdi. Ben onun yanında şımarırdım çünkü onu ağabeyim olarak görürdüm.”

O, Bir Yürüyen Ülkücüydü

Prof. Dr. Arslan, Galip Erdem’in hep inandığı şeyleri yazdığını ve bir şeyleri yaşayarak öğrettiğini söyledi ve ekledi, “Galip Ağabey hafızası çok kuvvetli, sohbeti keyif veren kaliteli bir adamdı. Onu dinlerken hiç sıkılmazdınız. O kadar içten ve dürüsttü ki, onun her dediğini, her yazdığını doğru kabul ederdiniz. 1980 darbesinden sonra yazıya küstü. Bunun bir sebebi de Mamak Mahkemeleri’nin onu çökertmesidir. Hayatı boyunca kendisi hariç herkese yardım etti. Yakınlarına karşı mütevazi biriyken başkalarına karşı dümdüzdü, olanı biteni ve düşündüğünü söylerdi. Galip Ağabey’e idealinin ne olduğunu sorardık, ‘Ötüken’de kahve içmek.’ derdi. En büyük üzüntülerinden birisi ülkücülerin birbirini sevmemesiydi. Böyle dürüst, cana yakın, sevgi dolu, dürüst bir insandı ve salih bir kuldu. Allah rahmet eylesin.”

Yazdıklarından Anlaşılacak Bir Kişiydi

Prof. Dr. Arslan’ın ardından sözü Dr. Bayram aldı. Dr. Bayram, “Galip Ağabey söz konusu olunca, onu okuyanların da onu anlatması iyi olur diye düşünüyorum. Çünkü Galip Ağabey söylenebilecek kadarını söylemiş, yazılabilecek kadarını yazmış biriydi. ‘Ülkücünün Çilesi’ isimli eserinde çizdiği ülkücü kişiliği kendisiyle tamamen uyuşmaktadır mesela. Yazılarında bu kadar kendinden bir şeyler olan, bu kadar anlaşılan kişi azdır. Galip Ağabey mizah yönü kuvvetli, genç yaşında övgüler alan biriydi ve o ülkücüydü. Galip Ağabey yaşarken kendisine ülkücü demedi. Ona göre bir insan yaşarken en fazla ülkücü adayı olabilirdi. ‘Bir insana ancak öldüğü zaman ülkücü diyebilirsiniz.’ derdi. Dilimizi çok iyi kullanırdı, yaşayan Türkçe’de bulunan kelimeler dışında yabancı dilde kelime kullanmamızı yasaklamıştı. Yabancı kelime kullananlara 25 kuruş ceza keser, bu parayla da sinema bileti alır, herkesi sinemaya götürürdü.

Galip Ağabey cemiyetin içinde asla böbürlenmezdi. Asla insanlara iftira etmez, asla ben biliyorum demezdi. Paraya önem vermezdi, ta ki Mamak Mahkemeleri’ne kadar. Mamak Mahkemeleri zamanında toplanan yardıma destek vermeyenlerle neredeyse selamı kesmişti. Galip Erdem yalnız Allah’tan korkar ve ona kulluk ederdi. Allah rahmet eylesin.” dedi.


PAYLAŞ