Giresun Türk Ocağı'nın 27 Ekim 2017 tarihinde gerçekleşen sohbetinde “Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş” konusu ele alındı. Giresun Üniversitesi Konservatuvarı Araştırma Görevlisi Kaan Öztutgan tarafından yapılan sunum Türk Ocaklılar tarafından ilgi ile takip edildi.

Abdal kültür dairesi, Türklerin İslamiyet öncesi çeşitli inanç sistemleri ve değerleri ile İslamiyet sonrasında önemli mutasavvıfların ortaya koyduğu düşünceleri sentezleyen, Türk tasavvuf kültür ve geleneklerinin kökeninde yer alan algı ve olguları kendi bünyesinde bütünleştiren özgün bir yapıya sahiptir. Neşet Ertaş’ın mensubu olduğu Orta Anadolu Abdallarının da kendilerine has inanç algıları içerisinde, daha başka pek çok etkinin yanında, özellikle Alevî ve Bektâşî inanç sistemine ait unsurların önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir.

Abdalların usta-çırak ilişkisi içerisinde sürdürdükleri kültür aktarımında, Türk tasavvuf geleneğinin başlıca temsilcileri tarafından ortaya konulmuş olan edebi verimlerin ve bunlar aracılığıyla ifade edilen öğretilerin kendilerine sıkça yer bulduğu görülmektedir. Yine, âşık tarzı Türk halk şiirinin de bu gelenek içerisinde oldukça önemli bir ağırlığının olduğu dikkati çekmektedir. Abdallık geleneğinde Dadaloğlu’ndan Köroğlu’na, Pir Sultan Abdal’dan Karacaoğlan’a kadar, Türk halk şiirin için zirve sayılan pek çok şahsiyetin eserlerinden ya da bu eserlerde yer alan düşüncelerden izlerin bazen olduğu gibi bazen de yeniden yorumlanarak aktarılması bu durumu ortaya koyan en belirgin göstergedir.

Neşet Ertaş, her bir bireyin doğumdan ölüme kadar olan yaşamının seslerle örülü olduğu böylesi büyük bir sanat topluluğunun piridir. Sanat dehası, üretimleri, saz ve ses tekniği ile müziğe kazandırdığı boyut, onu Anadolu Abdallarının gönül tahtının sultanı yapmıştır. Neşet Ertaş’ı Abdallardan, Abdalları Neşet Ertaş’tan ayrı düşünmek mümkün olmadığı gibi Abdalları anlamadan Neşet Ertaş’ı anlamak da mümkün değildir. Bu nedenle Abdallar ile ilgili anlatılan her şey, aslında Neşet Usta’nın ta kendisi olup elbette ki Neşet Usta ile ilgili anlatılan her şey de aynı zamanda Abdalların kendisidir. Bu bağlamda onun özel profili ve derinlikli sanatını kapsayan değerler bütününün kavranılabilmesi ancak Abdallar ve Abdallık kavramının tarihi, kültürel ve sosyolojik açıdan çeşitli yönleri ile ele alınması, Bektaşîlik özü ile yoğrulmuş Abdallar yoluna ait felsefenin ortaya konulması ve Abdal müziğini oluşturan karakteristik formlar, türler, icra, tavır vb özellikler yönünden incelenerek çözümlenmesi sonrasında mümkün olabilecektir.

Ulu Abdallar soyundan, ömrü Gariplik ile Bülbüllük arasında geçmiş, son nefesinde sazımın emaneti diyerek yarattığı gönül mirasını teslim eden ozanlar babası Muharrem Ertaş’ın ozan oğludur Neşet Ertaş. Bir şaman misali büyülü ve esrik, bir Kalenderi misali engin ve coşkun ve bir Bektaşî eri olarak yüreği yüce bir aşk ve sevgi ile dolu. Engin gönlü ve yalınkat yüreğinden taşan hüzünlü ve yanık ifadesi ile havalandırdığı türküleri, Anadolu tarihi kadar derin, Anadolu toprağı kadar bereketli, Anadolu kültürü kadar zengin, Anadolu insanı kadar içten, sade ve cömerttir. Her biri diğerinden değerli türkülerinden birinde, tıpkı babası gibi bir Garip Bülbül olarak süren yaşamını özetler;

Başın alır diyar, diyar gidersin

Ahiri kendini mecnun edersin

Garip Bülbül gibi feryat edersin

Anlayan bulunmaz dilinden gönül..

Ertaş, ananın, hikmetini Hakk’tan alan bu yaratma gücünü, Hz. Mevlâna için söylediği bir deyişinde bambaşka bir yaklaşımla sergiler. Mevlâna adının yöresindeki söyleniş biçimi olan Mevlâne ifadesinde Mevlâ ne olarak gizlenmiş bir soru bulunduğunu sezinleyen Ertaş, deyişinde Mevlâna yerine Mevla Ana diye telaffuz ederek hem ananın yaratan can olduğu görüşünü incelikle sergiler, hem de Hz. Mevlâna’ya bambaşka bir anlam kazandırır;

Bu dünyada yok değilsin

Varsın Mevlâ Ana,

Mevlâ Ana Sen cümlemizin gönlüne

Yarsın Mevlâ Ana, Mevlâ Ana..

Neşet Ertaş, insan ile diğer canlıların arasındaki farkı da Bektaşîliğin özü doğrultusunda yorumlar. İnsanın Hakk'ın yarattığı en üstün varlık, insan sıfatında olmanın Hakk'ın bir lütfu ve insanın Hakk’ın sofrasında bir misafir olduğu; yediği içtiği her şeyin Hakk'ın ikramı olduğu inancını deyişlerinde sıkça dile getirir. İnsanın dünyada insanca yaşaması gerektiği, dünyaya tekrar insan olarak gelebilmesinin ancak insanca yaşaması ile mümkün olduğu, düşük insanın bir sonraki yaşamında hayvan sıfatında dünyaya geleceği ve hayvan dünyasının azap dünyası olduğu, Ertaş’ın şiirlerinin temelini teşkil eder. Bu düşünce günümüz insanına bir eleştiri olarak yönelttiği deyişlerinden birinde adeta doruk noktasına ulaşmıştır;

İnsanlar kendini bilebilseydi

Dünyada haksızlık, kavga olmazdı

İnsan doğan, yine insan ölseydi

Belki de dünyada hayvan kalmazdı…

Ertaş’ın şahsi tarihinin çakıştığı sosyal çalkantılara, fikirsel ve kimliksel akıntılara fazlaca yüz vermediği görüşü de yerindedir. Din, dil, ırk yönünden insanlığı bir bütün olarak görmesi ve yalnızca birliğe katkıda bulunabilme düşüncesi ile davranması bu olgunun temel nedenidir. Bu inanç ile daha en başından beri şu veya bu şekilde inanç sömürüsüne hiç sapmamış, daima ayrımcılığı dışlayan bir tutum sergilemiştir. Türkülerinde hep Bektaşîliğin önde gelen öğeleri; sevgi, saygı, kardeşlik, birlik, beraberlik, hoşgörü, akıl, mantık, bilgi ve bilime saygı gibi kavramları işleyerek Anadolu’yu kucaklayan ozan olmuştur. Eserlerindeki bu sağlam özü birleştirdiği doyumsuz ezgiler nedeniyle de Anadolu genelinde çok sevilmiştir. Öyle ki, popülaritesinin zirvesinde olduğu uzun bir dönem boyunca ulusal düzeyde neredeyse ondan etkilenmeyen müzik insanı yok gibidir. Hemen her müzik türünü etkilemesi ve farklı alanların icracılarının onun müziğine eğilmelerinin altında yatan; bu sağlam öz ve zengin müzik birikimidir.

Neşet Ertaş bir türküyü söz, ezgi ve mana bakımından bir bütün olarak ele alıp sağlam bir mantık ve duygu süzgecinden geçirerek adeta bir ses mühendisi gibi en ince ayrıntısına kadar irdeleyen, aksayan yönleri gidererek uygun doğrularla değiştirebilen, kendi yorumunda içten ve duygulu ifade edebilme başarısını gösterebilen bir yorumcudur. Yöresinin kendinden önceki hemen tüm ezgilerine el atmış ve onları yeni baştan inşa etmiştir. Kenarda köşede kalmış küçük ezgiler bile Ertaş’ın yorumu ile görkemli türkülere dönüşmüşlerdir. Bir türkü yakıcısı olarak da geleneği, halk edebiyatını, Türkmen dilinin inceliklerini ve halkın duygularını iyi tanıması nedeniyle, ülkemiz müzik kültürünün en seçkin örnekleri arasında yer almış; birbirinden değerli çok sayıda eser üretmiş bir türkü yakıcısı olmuştur.

Neşet Ertaş bir saz icracısı olarak kendine has tınısı ve güçlü tekniği ile bağlama icrasında çığır açmış ustalar ustası bir virtüözdür. Çalış dengesi, eser boyunca ezgileri yenilemesi, çalıp söylerken saz ile sesin iç içe geçtiği adeta bir ikinci kişi tarafından çalınıyormuşçasına ustalıkla sergilediği eşlikler karakteristik icra özelliklerinden bazılarıdır. Bir ses ustası olarak da muhteşem hançeresi, ses tınısı ve tekniği ile okuduğu her eserin ruhuna inen, bir müzik cümlesi boyunca birkaç farklı ton kullanabilen, müzik cümlesinin zorluğu ne olursa olsun ton dışı baskıların görülmediği bir ses virtüözüdür.


PAYLAŞ