Giresun Türk Ocağının 2017 - 2018 dönemi faaliyetleri Şube Başkanı Yrd. Doç. Dr. Nazım Kuruca'nın 20 Ekim 2017 tarihinde “Türk Ocaklarının Tarihi ve Atatürk” konulu sunumu ile başladı.

Kuruca, Türk Ocaklarını kurma düşüncesi zamanın Askeri Tıbbiye Mektebi'nde parladı. Bir yandan hekimlik öğrenimi görürken bir yandan da yurt ve millet sorunları ile ilgilenen 190 Askeri Tıbbiye öğrencisi, bu sorunların çözümü ile uğraşacak bir "gönüllüler kuruluşu“ oluşturulmasına yönelik görüş alış verişini sağlamak için bir toplantı düzenleme girişiminde bulundu. 24 Mayıs 1911'de başta dönemin ünlü Türkçüleri olmak üzere, birçok tanınmış şair, edip, bilim ve düşünce adamına mektuplar yazdılar ve 21 kişilik de bir girişimciler kurulu oluşturdular.

Derneğin kurucusu görünenler, Mehmed Emin Yurdakul, Ahmed Ferit Tek, Ağaoğlu Ahmet ve Askeri Tıbbiyelileri temsilen Fuat Sabit Ağacık beylerdir. 1912'de yayımlanan Türk Ocağı Esas Nizamnamesi'ne göre, Ocağın amacı, "Akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimmi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i'lasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmak" idi. Dernek, amacını gerçekleştirmek için "Türk Ocağı adı ile kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitaplar ve risaleler neşir edecek, mektepler açmaya çalışacaktı. Türk Ocağının amacına ulaşmağa çalışırken "sırf milli ve içtimai bir vaziyette" kalacağı belirtilmekte, "Asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim bulunmayacaktır" denilmekte idi.

Türk Ocağı bir yandan İstanbul'daki merkezinde faaliyet gösterirken bir yandan da, başta İzmir'de olmak üzere, belli başlı şehirlerde şubeler açarak çalışmalarını yaymağa girişir. Şube sayısı 1916'da 25'e, 1919'da 35'e yükselir. Fakat o yıldan başlayarak, Sevr Anlaşması uyarınca Osmanlı yurdunu işgal etmeğe başlayan istilacı güçler, halkı onlara karşı koymaya özendiren, açık hava toplantıları Fatih ve Sultanahmet mitingleri, vb. düzenleyerek halkın milli duygularını harekete geçirmeğe çalışan Türk Ocaklarını, başta İstanbul'daki merkezi olmak üzere, basmağa ve kapatmağa başlarlar. Bazı üst yöneticilerini Malta'ya sürerler. Zaten Ocağın genç üyelerinin çoğu, istilacılara karşı açılan kurtuluş mücadelesine katılmak üzere kurulan oluşumlara katılmaya başlarlar. Bu yüzden, Türk Ocağı çalışmaları, "Kurtuluş Savaşı" boyunca askıya alınır.

Türk Ocakları aktif politikaya girmemeyi ilke olarak benimsemesine rağmen, işgallerden hemen sonra hem emperyalist devletlere, hem de millî ve şerefli bir politika takip etmeyen İstanbul Hükümeti’ne karşı tavır almak ve günlük politikanın içerisinde yer almak durumunda kalmıştır. Bu bağlamda, İzmir’in işgalinden hemen sonra, Türk Ocakları ve Karakol Cemiyeti tarafından İstanbul Fatih ve Sultanahmet’te bir dizi protesto mitingi düzenlendiğinden, bu bağlamdaki alışmalara devam edilmiş, Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği çerçevesinde bu mitinglerin yapılmasına devam edilmiş, en bilineni ve büyüğü 6 Haziran 1919’da gerçekleştirilmiştir. Diğer milliyetperver kuruluşlarla Türk Ocaklarının ortaklaşa düzenledikleri geniş katılımlı ve Türk Ocağı üyesi Halide Edip Adıvar’ın ateşli konuşmalar yaptığı miting önemli bir etki yapmıştır. Hem İstanbul Hükümeti, hem de İtilaf Devletleri bu mitingden rahatsızlık duymuştur.

Başta İstanbul olmak üzere şubeleri hızla artan Türk Ocakları sadece işgalleri protesto eden mitingler yaparak Mustafa Kemal Atatürk’e destek vermemiştir. Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a çıktığı andan itibaren Meclis-i Mebûsan’ın toplanmasını sürekli olarak dile getirdiğinden, Türk Ocağı da buna destek vermiş, milletvekili seçimleri ile ilgilenmiş, seçimlerim yapılması ve Meclis-i Mebûsan’a “milliyetperver” insanların girmesi için çalışmalar yürütmüştür. Bu çalışmalar sonrasında Millî Türk Fırkası (Partisi) kurulmuş, seçimlere girme hakkı kazanmış ve Hamdullah Suphi Tanrıöver’in milletvekili olması sağlanmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün takip etmiş olduğu “tam bağımsızlık” anlayışını veya politikasını destekleyen, her konuda destek veren Türk Ocakları kısa bir süre sonra İstanbul’u denetimi altında tutan İtilaf Devletleri’nin uğraş alanı haline gelmiştir. Milliyetçi direnmenin merkezlerinden biri hatta en önemlisi olarak gördükleri Türk Ocakları ile ilgilenmekten geri durmamışlardır. İzmir’in işgalini protesto için İstanbul’da düzenlenen ünlü Fatih ve Sultanahmet mitinglerine Türk Ocakları öncülük ettiğinden, İngilizlerin ilk işgaline uğrayan yerlerden biri Türk Ocağı Merkezi ve şubeleri olmuştur. İngilizler 12 Mart 1920’de, daha resmen İstanbul’u işgal etmeden birkaç gün önce, gerçekleştirmiş oldukları işgalde Türk Ocaklarının evraklarına, kitaplarına ve koleksiyonlarına el konulmuştur.

Bir taraftan Mustafa Kemal Atatürk’ün yapmış olduğu tavsiyelere uyarken, diğer taraftan da Anadolu’ya geçme çağrısına uyarak, Millî Mücadele’ye katılmak için gizlice Anadolu’ya geçmişlerdir. Hamdullah Suphi, Halide Edip, Müfide Ferit, Ahmet Ferit, Hüseyin Ragıp, Ahmet Agayef, Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul gibi Türk Ocaklılar Karadeniz - İnebolu - Ankara yoluyla Mustafa Kemal Atatürk’ün yanındaki yerlerini almışlardır.

Millî mücadele döneminin zor şartları nedeniyle bazı şubeleri kapanmış olan ve çalışmaları yavaşlamış olan Türk Ocakları, Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği ile 29 Aralık 1922’de yeniden canlanmış, Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti’nin toplandığı salonda Türk Ocaklılar toplanmış, bir kalpak içerisinde numaralar çekilmiş ve Mustafa Kemal Atatürk’e 1 numara verilmiştir. Böylece, Türk Ocakları yeni bir heyecanla yeniden çalışmalarına başlamış, Mustafa Kemal Atatürk Ankara’da Türk Ocağı’nın üyesi yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Ocağı’na üye olmasının ardından Türk Ocaklarının hem üye, hem de şube sayısı çoğalmış, Ankara Türk Ocağı’nın yarısından fazlasını Mustafa Kemal Atatürk’ün arkadaşları, milletvekilleri, yazarlar ve öğretmenler oluşturmuştur. Hatta kısa bir süre sonra en kalabalık dernek Türk Ocağı olmuştur.

Özellikle Cumhuriyetin ilan edilmesi, devlet ve toplum hayatına ilişkin köklü değişikliklerin yapılmaya başlaması üzerine, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, hemen hemen bütün Türk ocaklılar, Türk Ocaklarını yeni rejimin benimsenmesi, kabul görmesi ve tabana yayılması için üzerine yaslanılması gereken kurumlar ve güç olarak görmüşler, yoğun bir ilgi göstermişler, maddî ve manevî destek sağlamışlardır. Türk Ocaklarının resmî yayın organı olan Türk Yurdu Dergisi Mart 1923’te yeniden çıkartılmaya başlayınca, “Türk Yurdu, yeni Türkiye’ye istinatgâh olan fikirleri takviye ve neşir edecektir….vaktiyle olduğu gibi Türk Ocakları’nın harsî ve ilmî faaliyetlerini tespit edecek, Türk milletinin harsî (kültürel) birliğine çalışacaktır. Aynı zamanda Türk Yurdu, garp medeniyetini benimseyen ve Türk milletini garp milletleri ailesine sokmak isteyenlerin, bir telkin vasıtasıdır” diyerek, Mustafa Kemal Atatürk ile aynı hedefi ve amacı benimsediğini ortaya koymuştur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Ocaklarına karşı göstermiş olduğu ilgi ve yapmış olduğu destek, sadece kişisel olarak kalmamış, kısa zamanda devlet politikası hâlini almıştır. 24 Aralık 1923’te 164 Milletvekilinin imzasıyla TBMM’ne sunulan önergede; Türk Ocaklarının geçmişte yapmış olduğu çalışmalar anlatıldıktan sonra, Ankara’da Türk Ocağı’nın bulunduğu ve “emvâl-i metrûkeden olan” binanın, Türk Ocaklarına tahsis edilmesi istenmiştir. Bu önergenin TBMM’de kabulünden sonra, Türk Ocaklarına düzenli maddî gelir sağlamak amacıyla, Reji İdaresi her yıl 3.000 lira ayırmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Ocağı’na maddî ve manevî yardımı devam etmiş, bu kapsamda 3 Mayıs 1925’te Türk Ocaklarına maddî yardım kararı alınmış, hazırlanılan Kararnâme Hükümet ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak İçişleri Bakanlığı’na gönderilmiştir (T.C.BCA, Dosya No: 79-10, Fon Kodu: 30..18.1.1., Yer No: 13.2.26.4.) Ayrıca, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Ocaklarıyla kurmuş olduğu iyi ilişki ocağın resmî yayın organı Türk Yurdu Dergisi’nde de sık sık yer almıştır. Örneğin derginin Ekim 1925’teki sayısında Cumhurbaşkanı Atatürk’ün Bursa Türk Ocağı’nı ziyaretine ve yapmış olduğu konuşmaya geniş bir şekilde yer verilmiştir.

Türk Ocaklarının CHP’ye devredilmesinde dış siyasal nedenlerin de etkili olduğu ifade edilebilir. Bu nedenlerin başında, Ocakların “Turancı” eğiliminin 1930’lu yıllarda iyi ilişkiler içerisinde bulunulan SSCB tarafından, kendi varlığına bir tehdit olarak algılanmasıdır. SSCB’nin Türkiye Büyükelçisi Suritch, Türk Ocaklarının kendi ülkesi ile fazla ilgilenmesi ve üyeleri arasında yayılmacı amaçlar taşıyan kişilerin varlığı yüzünden, dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ı uyararak, Ocakların gençlere cihangirlik ruhu aşıladığını, cihangirlik kışkırtmalarının bilhassa Rusya’daki Türk toprakları ile ilgili olduğunu, Türk Ocaklarının Rusya’dan kaçan Türklerin uğrak yeri haline geldiğini, böyle bir tutumun Türk Sovyet dostluğu ile bağdaştırılmayacağını dile getirmiştir Türkiye’nin Türk-Sovyet ilişkilerinin bozulmasına vermiş olduğu önem, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekçi ve barışçı dış politikası ile “Pan-Türkist” politikaları hayata geçirmek isteyenler arasındaki politik farklılığın Ocağın kapatılmasında etkili olduğu dile getirilebilir.

Bu nedenlerden dolayı ve yapılan çalışmalar sonrasında Mustafa Kemal Atatürk, 24 Mart 1931’de Türk Ocakları ile Cumhuriyet Halk Partisi’ni birleştirme kararını almıştır. Bunun üzerine, Türk Yurdu Dergisi yayınına ara vermiştir. Ayrıca, Türk Ocakları’nın olağanüstü kurultaya gitmesi kararlaştırılmıştır. 10 Nisan 1931’de toplanan olağanüstü kurultayda sunulan Türk Ocakları Merkez Heyeti ve Murakıp Raporları’nda; Türk Ocaklarının kapatılıp Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılmasına ilişkin karar alınmıştır. Buna ilave olarak, Türk Ocaklarının bütün mallarının CHP’ye devredilmesini kararlaştıran metin oy birliği ile kabul. Böylece, Türk Ocakları kapatılmış ve yeni bir döneme girilmiştir. Bundan sonra, Ocağın başka bir adla ve CHP çatısı altında hizmet vermesi istenmiştir. Bu istek ve gayret sonrasında Türk Ocaklarının yerine 19 Şubat 1932’de Halkevleri kurulacaktır.

Türk Ocaklarının günümüze kadar gelen ikinci varlık dönemi, 18 yıllık bir aradan sonra, 1949 yılında başlamıştır. 1931 yılındaki kapatılış sırasında Ocağın üst yöneticileri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Dr. Hasan Ferit Cansever, Burhanettin Develioğlu, Ahmet Mazhar Akifoğlu, Dr. Fethi Erden, Ragıp Nurettin Ege, Tevfik Noyan, Cevat Mustafa Emecan ve Cemil Behçet'in kurucu olarak gösterildiği bir Türk Ocakları Yasası ile, Türk Ocağının 10 Mayıs 1949'da, İstanbul'da yeniden açılması sağlanmıştır.

Türk Ocağı, bu ikinci kuruluşunun ilk yıllarında gözle görünür etkinlikler gösterememiştir. Hatta çalışmaları uzun süre İstanbul, Tekirdağ ve Karadeniz Ereğlisi'nden ibaret şubelerle sınırlı ve oldukça sönük. Çünkü Ocağın yeniden kurulduğu o sıralarda milliyetçi gençler kaldı, yurdun her yerinde kurdukları kendi derneklerini başarıya ulaştırmak için çalışıyorlardı. İstanbul ve Ankara’da kurulan beş dernekle aralarında önce "Milliyetçiler Federasyonu"nu kurmuşlar, sonra da Türk Milliyetçiler Derneği adı altında tek kuruluş durumuna gelmişlerdi. O dernek, büyük bir atılımla, bir yıl içinde 50 şube kurarak ülkede etkili bir milliyetçilik rüzgârı estirmeğe başlamıştı. Bunlar, milliyetçi gençlerin, bir yaşlılar kulübü gibi gördükleri Türk Ocağı'na yönelmesini önlüyordu. Türk Ocağı'na yöneliş, gelişmesinden ürken iktidarın Türk Milliyetçiler Derneği'ni kapattırmasından ve Ankara'da dinamik bir şubenin kurulmasından sonra olabilirdi. O yıl Türk Ocağı'nın tarihi yapısı da intifa hakkı statüsünde Ocağa verilmiş, çalışmalar için zemin hazırlanmıştı.


PAYLAŞ