Türk Ocakları Gireun Şubesi 2018 bahar dönemi faaliyetleri bilimsel faaliyetlerle devam ediyor. Bahar döneminin ilk olarak 16 Şubat 2018 gününde Prof. Dr. Necdet Ekinci “Türkçü Turancı Bir Komünist: Mir Sultan Galiyev” konulu konferans gerçekleştirildi.

Ekinci, Sultan Galiyev adı, 1960'lı yıllara gelinceye dek Türk Siyasal Yaşamında pek bilinmezdi. Galiyev'in adıyla beraber, ulusçuluk ve komünizm terimleri de birer söylem haline geldi ise de ülkemizde sosyalizme Rus Ulusçuluğu ve emperyalizminin gözü ile bakanların etkin olması nedeni ile hep tepki gördü. İşin ilginç yanı bu tepkiler Sovyet güdümlü soldan olduğu kadar, uluslararası sermayeyle bütünleşmiş sağdan da geldi. Sonunda Ulusçuluk ve Komünizm birçok kişi için birbiriyle çelişen, karşıt birer kavram gibi gösterildi ve ulusçuluğu sağ bir ideoloji olarak görmek ve göstermek isteyenler tarafından da ulusalcı bir komünist hiçbir zaman kabul edilmedi. Bu nedenle komünizme ilk kez ulusal bir nitelik vermiş olan Sultan Galiyev, hem sağcılar hem de solcular tarafından acımasızca suçlandı, anlaşılmasına hiç izin verilmedi.

Bu yazıdan amaç, elbette ulusal bir komünizmin olabilirliğini kanıtlamak değildir. Aksine, ulusçuluğun vazgeçilemez bir gerçek olduğunu, her tür koşulda varlığını sürdürdüğünü, bu nedenle, sağ ve sol çevrelerin tekelinde olmayacağını kanıtlamaktır.

Şimdi bu tür tartışmaları bir yana bırakıp, ulusal komünist düşünceyi bu bağlamda ele alıp değerlendirebilmek ve daha iyi anlayabilmek için, Sultan Galiyev'den, görüşlerinden ve onun içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal koşullardan biraz söz edelim. Çünkü "Üçüncü Dünya'nın düşün babası da kabul edilen[3] bir Kazan Türkü olan Mir Seyid Sultan Galiyev, her şeyden önce yüzyılımızın Türk dünyası içinde yetişen en idealist devrimcilerden biriydi. Sovyetler Birliği Uluslar Komiserliğine dek yükselen Galiyev, bir dönem Lenin, Stalin ve Troçki'den sonra, Sovyetlerin dördüncü önde gelen bir adamı konumuna gelmişti. Her şeyi ile tam bir devrimci, ateşli bir Türkçüydü. Ho Şi Minh'den Hayri Bumeydan'a dek, birçok üçüncü dünya devrimcisini, yapıtlarında "fikir babamız" dedirtecek kadar onları etkilemişti. Galiyev, Türk komünistlerinden ve daha önce Türkiye'de, 1912 yılında, ilk Türkçü partiyi, Milli Meşrutiyet Fırkası'nı Akçaoğlu Yusuf ile kurmuş olan[4] Mustafa Suphi ve arkadaşlarının da lideriydi. Bununla birlikte Sultan Galiyev mücadelesini yalnızca Tataristan'la sınırlamamış, tüm Orta Asya Türk Halklarının kurtuluşu ve özgürlüğü için de kavga vermişti. Bu bağlamda, Mustafa Kemal Atatürk ile Sultan Galiyev arasında bir benzerlik göze çarpmaktadır. Birisi Anadolu'da yüzyıllar boyunca Osmanlığı hanedanlığınca hor görülen, yönetiminden dışlanarak, egemenliği elinden almış Türk insanı, diğeri de, hem Çarlar, hem yeni Sovyetler tarafından, tüm ekonomik ve kültürel değerleri sömürülen Turan halkları için ölesiye bir kavgaya girmişti. Sonuçta biri kazandı, diğeri ise, ne yazık ki kaybetti.

İnanmış bir Marksist olarak Sultan Galiyev, yakın ilişki içine girdiği bolşevik liderlerin içtenliğine inanmış, Rusya'nın Türk halkları konusunda haksızlık yapabileceklerini hiç düşünmemişti. Ne var ki, gelişen olaylar ona bu konuda ne denli yanıldığını göstermiş, işbirliği içinde olduğu yoldaşlarının Rus şovenizmi için çalıştıklarının farkına varmasına neden olmuştu.

Orta Asya Türk halklarının toplumsal, ekonomik ve kültürel yönden geliştirerek, antiemperyalist bir Türk Birliği oluşturmak için, yaşamını bu yola vermekten çekinmeyen Sultan Galiyev konusunda ülkemizde doyurucu ciddi bilim¬sel araştırmaların henüz pek cılızlığı bir yana, bu büyük Türkçü devrimci, kimilerince komünist, kimilerince ırkçı-turancı, panislamist ve hatta nasyonal sosyalist olmakla suçlanmıştı. O'nu anlayıp, sağlıklı bir biçimde değerlendirebilmek için, yaşam öyküsünü, dönemin siyasal olayları içinde ele alıp irdelememiz gerekir. İşte bu söyleşimizde Sultan Galiev’i tüm bu koşullar içinde ele alıp değerlendirmeye çalışacağız.


PAYLAŞ