Yavuz Bülent BAKİLER SDÜ de öğrencilerle birlikte oldu.Akademik danışmanlığını Prof. Dr. Mahmut BÜLBÜL'ün yaptığı Türk Yurdu Topluluğunun daveti üzerine gerçekleşen etkinliğe katılım yoğun oldu.İki saate yakın konuşan günün konuğu Bakiler özetle şöyle dedi:

"1950 yılında Sivas'ta lise son sınıfta okurken bir öğretmenimiz derste bir Türk ile bir Avrupalının arasında ne fark vardır dedi.Sınıfta her öğrenci kendince bu soruyu cevapladı.Kimisi Türk'ün cesaretini,kimisi Müslümanlığımızın ulviliğini söyledi,kimisi de misafirperverliğimizi... Öğretmenimiz her defasında cevap verenleri sözünün yarısında susturup,diğer öğrenciyi dinledi. Ben merakım çok artmış bir şekilde olan biteni izliyordum.Sonunda Öğretmenimiz cebinden bir tükenmez kalem çıkardı ve sordu.Bu kalemin bir demir parçası olduğunu düşünün ve bunu bir Türk'e ve Avrupalı'ya sorarsanız, bu yürür mü diye.Türk size bu demir canlı değil ki yürüsün derken bir avrupa'lı ben bu demirden otomobil yaparım,direksiyona geçip dağ başına yürütürüm der...Yine aynı demir parçasını gösterip bu yüzer mi diye sorarsanız Türk demir sudan ağırdır batar derken, Avrupalı ben bu demirden gemi yaparım,üzerine insanları da doldurur denizde yüzdürürüm der. Bu demir parçası uçar mı diye sorarsanız Türk, canlı insan bile uçamaz iken demir nasıl uçsun derken, Avrupalı ben bu demirden uçak yaparım,içine de yüzlerce insan doldurur uçururum der. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. İşte batılı ile Türk'ün arasında ki fark budur. Batılı aklını kullanır ama Türk aklını kullanmayı bilmez,bu nedenle batılı daima bizim önümüzdedir dedi.Ben çok etkilendim ve akşam eve vardığımda araştırmak istedim,acaba batılıların beyni bizimkilerden daha büyük mü diye. Gördüm ki ağırlık ve büyüklük farkı yok. Gençlik yıllarım hep şu sorunun cevabını aramakla geçti. Batı neden önde, biz neden batının gerisindeyiz. Gururum ve Türklük şuurum bunu kabul etmek istemedi. Hukuk fakültesi öğrencisiyken iki türlü hocamızın olduğuna şahit oldum. Bazıları gözlerimizin içine bakarak dersini anlatırken, bazıları da kağıda, yazdığı kitaba bakarak, okuyarak zaman zaman da okuduğu satırı takip edemeyip,duraksayarak dersini anlatıyordu. Ben bu durumu görünce kendime sen hangi hocanın izinden gideceksin diye  sordum. Bir Hukuk öğrencisi olduğu halde  5 dakika konuşma yapamayan bir insan olarak kendimden utandım ve bu sorunun çözümünü aramaya başladım.Takip eden günlerde  bir dergi de merhum Namık Kemal'in bir makalesini okudum ve içimde ki bütün karanlığı dağıttı.Namık Kemal şöyle diyordu: 'Dünya'nın her tarafında insanlar kelimeler ile düşünür,kelimeler ile konuşurlar.Hafızasında yeterli miktarda kelime olmayan  kimseler düşüncesini rahat bir şekilde ortaya koyamaz,karşısındakini anlayamaz,önlerine konan bir kitabı açıp, okuyup anlayamazlar. Bu nedenle siyasi,iktisadi yönden ilerlememiz için Türkçemizi inceleyerek,kelime dünyamızı artırarak aklımızı kullanmamızı becerebilmeliyiz.' Ben bunları okuyunca anladım neden 5 dakika konuşamadığımı. Çünkü ben Sivas'tan Ankara'ya Türk ve Müslüman olarak gelmiştim.Türk'ün ve Müslümanın en büyük özelliği okumamasıdır.Biz okumuyoruz,bu nedenle kelime dağarcığımız gelişmiyor, bu nedenle aklımızı kullanamıyoruz. Kadınlarımız okumuyor, okumayan bir kadın çocuğunu yetiştiremez,geliştiremez,çocuk kadük olarak kalır,aklını kullanamaz ve batılı ile hiç bir alanda yarışamaz." diyerek konuşmasını sonlandırdı.


PAYLAŞ