Türk Ocağı’nda Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdürreşit Celil KARLUK’un konuşmacı olduğu program tertip edildi.  “Türklüğü İlgilendiren Bazı Kavramların Sosyolojik Analizi” başlıklı konuşmasında Prof. Dr. KARLUK; "Türkiye, Türkçe konuşan veya düşünen insanlar dünyasında her açıdan önemli ülkedir. Kimilerine göre anavatan, kimilerine göre sığınılacak son kale, kimilerine göre güvenilir arka bahçe, kimilerine göre de uzaktaki yakın akraba yurdudur. Bu ülkede, Türkçe konuşan veya düşünen toplumların/toplulukların az veya çok sayıda temsilcileri daimi veya geçici hâlde ikamet ederler. Türkiye’deki gelişmeler, onlar aracılığı ile doğrudan veya küresel iletişim aygıtlarının sağladığı imkânlar ile dolaylı olarak işbu toplum veya topluluklar tarafından çeşitli mesafeler dâhilinde takip edilir. Türkler arasındaki kültürel bütünlük, eşgüdümsüz, örgütsüz bir şekilde fakat zihinler altındaki “Birlik” kaygısının veya Atalar Vasiyeti’nin hafızalarda saklanan parçacıklarından ateşlenen kıvılcımlar dürtüsünde, dâhilî ve haricî engellere rağmen asgari düzeyde de olsa korunmakta ve korunmaya çalışılmaktadır." diyerek Türklüğü ilgilendiren kavramlardan hareketle tespit ettiği kavramları tahlil ederek önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk şunları söyledi: "Küreselleşen dünya yeni bir çağa girerken belirleyici konumda olan Batı medeniyetinin artık yavaş yavaş sahneden çekilmeye başladığı veya insanlığın daha rahat ve uyum içinde bir arada yaşayabilmesi için pek fazla reçetesinin kalmadığı görülmektedir. Batı medeniyetinin yarattığı veya bırakmaya devam ettiği enkazı kaldırmak, yaraları sarmak ve daha güzel bir dünya üzeni inşa etmek, sorumluluk sahibi milletlerin mesuliyeti kategorisindedir. Bu milletlerin sayısı fazla olmamakla birlikte medeniyet inşa etme potansiyeli olan, geçmişteki şanlı tarihini çağın şartlarına uygun şekilde tekerrür ettirebilecek adayların sayısı parmak sayısı kadar azdır. Türk milleti, bir bütün olarak bu medeniyet davasında ön saflarda yer alıyor gibidir. Çünkü bu milletin Doğu şubesi sömürge ve yutulma karşısında henüz yok olmamış, Batı şubesi de neredeyse 200 yıllık Batı ile yakın temas veya bazı dönemlerdeki topyekûn “Batılılaşma” serüveninde dahi köklerinden topyekûn koparak bir Bulgaristan olmamıştır. Her iki tarafta “el-esir” olmak istemeyen veya edilemeyen, biyolojik ve kültürel genlerinde saklı asil bir duruş, dürtü, mensubiyet şuuru ve atalar hafızası, bu milleti tekrar sahneye sürükleyecektir.

Bize göre bu “sürüklenme” kaçınılmazdır ve Türklerin kendi mevcudiyetleri açısından da zorunluluktur. Türklerin kendi iç birliğini sağlayarak bu ulvi ülkü uğruna çalışması gerekecektir. Bunun için kendi kimliğini, umumi Türk bütünlüğü içinde kültürel özgüven enerjisiyle ecdat geleneklerinden kopmayarak yeniden pekiştirmesi, ihya etmesi önem arz edecektir. Bu hususta, yukarıda sıralanan sorunlar üzerinde ciddiyet ile kafalar yorulmalı, tespit edilen sorunların çözümü için alternatifler üretilmelidir. Ortaya çıkan öneriler, Türkler arasında hızla yaygınlaştırılmalı, Türk devletlerinin eğitim, kültür politikalarının mihveri olması için çalışılmalıdır. Bu bağlamda biz şunları öneriyoruz:

1. Özellikle Türk kökenli ve Türkçe düşünen aydınların özeleştiri kültürünü geliştirmesi, eleştirirken geliştirici, tedavi edici ve yapıcı olması, en önemlisi alternatif reçeteler sunabilmesi gerekmektedir.

2. Başta Türkiye’deki Türk milliyetçileri, çilekeş ülkücüler olmak üzere, diğer Türk yurtlarındaki milliyetperverler, Türkseverler mutlaka modernist-oryantalist zihniyetin, hatta Batıcı, Rusçu, Çinci, Farsçı, Arapçı, Rumcu varyantlarının ötekileştiriciliğinden bir an evvel kurtulmalı, Türk’ün öz kültürü temel alan, gelenekten beslenen özgüveni tam bir çağdaş zihniyetin oluşturulmasına çalışmalıdırlar.

3. Başta Türkiye’deki Türk milliyetçileri, çilekeş ülkücüleri olmak üzere, Batı Türk aydınları doğusuna kem gözle bakma, kendinden aşağı görme veya ayırt etme alışkanlıklarından hızla vazgeçmelidirler. Daha kucaklayıcı yöntem geliştirmelidirler. Bu bağlamda, Modernist-Oryantalist ve Rusçu zihniyetin tuzağı olan boy-etnisite temelindeki isimlendirme, gruplandırma yerine geleneksel coğrafyaya dayalı isimlendirilme tercih edilmelidir. Örneğin Kâşgarlı, Tebrizli, Konyalı, Astanalı, Kazanlı Türk ve benzeri gibi.

4. Tüketilen, içi boşaltılan veya oryantalist zihniyetin hedefi olmuş, anlamı kaymış kavramların yerine daha güncel, anlamlı ve gerçekçi kavramlar türetilmeli ve kullanıma sunulmalıdır. Örneğin, yukarıda üzerinde durulduğu üzere “Türk Dünyası” kavramı tüketilmekle birlikte anlamı kaydırılmıştır. Bütün Türkleri kapsayacak genişliği ve derinliği daraltılmıştır. Bunun yerine daha gerçekçi ve kucaklayıcı “Türkler Dünyası” kavramını öneriyoruz. Çünkü bu kavram Türk’ün topluluk olarak yaşadığı, kültürel olarak var olduğu her yerdeki, her kıtadaki Türkleri kapsar.

5. Değersizleştirilen veya ayrıştırmak amacı ile hem sonucu itibarıyla Rusçu-Çinci zihniyete hizmet eden kavramlardan “Türki” kavramı ve onun türevleri olan “Türki Halklar, Türki Milletler, Türki Cumhuriyetler” gibi Türkiye ve Türkiye Türkleri ile ayrıştıracak zihniyet ile mücadele edilmeli, “Türk”te ısrarcı olunmalıdır.

6. Değer yüklü, Rus-Çin merkezli yer adlarının bilinçli veya bilinçsiz kullanımına karşı çıkılmalıdır. “Orta Asya” değil, Türkistan; “Sincan” değil Doğu Türkistan’da ısrarcı olunmalı, zıddına karşı çıkılmalıdır. İngiliz merkezli coğrafi yer adlarının yerine Türk merkezli yer adları tercih edilmelidir. Örneğin, “Uzak Doğu” yerine Doğu Asya kullanılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.

7. Son olarak, belki iyi niyette kurulan fakat günümüzde niceliği ve niteliği kontrol edilemeyen Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümleri ile çıktılarının Rus ideolojisi eksenli ve Çin emelli Türkoloji’nin çakmasına, uzantısına dönüşme ihtimali; Türk dil, edebiyat ve kültür birliği açısından tartışılmalı, sorunları üzerine cesurca gidilmelidir.”

Program sonunda katılımcıların sorularını cevaplayan Prof. Dr. Karluk’a günün anısına katılım ve teşekkür belgesi takdim edildi.


PAYLAŞ