Milliyetçilik dil, tarih ve kültür birliğine dayalı ulusun ve devletin mutlak ve temel bir değer olduğunu kabul eden bir anlayıştır. Bireylerin devletin büyüklüğünü sağlayacak ve koruyacak şekilde, devletin ihtiyaçlarına uygun olarak davranmaları gerektiğini, davranışlarını bu amaca göre ayarlaması gerektiğini öne süren akımdır.

Bir ülkedeki insanlar arasında milliyet esasına dayanan birlik ve dayanışma şuurudur. Milliyetçilik, bir milletin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi bağımsızlığına sahip olması ideali, milletini bir bütün halinde mutlu kılmak arzusudur. Bunun için de milli kültür unsurlarının milletin bütün fertlerine yayılmış olması lazımdır.

Milliyetçilik Türk Milleti var olduğundan beri süregelen bir yaşam biçimidir.

Orta Asya Türk Devleti kağanlarından Oğuz Kağan, İlteriş Kutluk Kağan, Göktürk kağanlarından Bilge Kağan, Kültiğin Kağan ve vezirlerden Bilge Tonyukuk gibi Türk devlet idarecileriyle Kürşad gibi Türk kahramanlarının idealleri üstün millet fikrine dayanan bir milliyetçilikti. Nitekim Göktürk abidelerinde anlatılan, millete nasihat olarak verilen şey, millete bağlı olmak, örf ve adetlere sıkı sarılmak, başka milletlere özenmemek ve tatlı sözlerine aldanmamaktır.

İslamiyet’in doğuşu ve Türklerin İslamiyet’i kabul etmesi ise Türk milletinin varlığını eritip yok etmemiş tam tersine Müslüman olmayan eski Balkan ve Avrupa Türkleri kısa zamanda milliyetlerini kaybedip, Avrupa milletleri içinde eriyip Hıristiyanlaşmışken, Müslüman Türkler İslamiyet’le bu güne kadar Türklüklerini muhafaza etmek imkanına da kavuşmuşlar ve günümüz Türk dünyası böylece teşekkül etmiştir. Hatta İslamiyet’e olan hizmetlerinden, “Türk” kelimesi Batılı milletlerce “İslam” manasında kullanılmıştır.

Milli mücadele, Türk milletinin güvenebileceği en büyük kudretin önce Allah, sonra da kendi milli varlığında bulunduğunun anlaşılmasına sebep oldu. İstiklal Harbi, “Türkün en büyük dostu yine kendisidir” şeklinde ifade edilen bir anlayış ve imanın kuvvetiyle başarıldı.

Milliyetçilik fikirleri, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da devletin hayatına yön veren içtimaı prensipler olarak kabul edildi. Türk Ocaklarının ise bu safhada büyük etkisi vardır.

Milliyetçilik; milletini sevmek, onun yükselmesi için çalışmak demektir. Fakat milliyetçilik, alem şümul bir fikir, bir düşünce sistemi, dünya görüşü de değildir. Bütün insanlık camiasının kabul edebileceği esaslar, prensipler ve idealler, hiçbir “milliyet” unsuru temel alınarak ortaya konulamaz. Milli varlığını, istiklalini, vatanını, devletini koruyan bir milletin insanlık camiasına bunlardan hareketle verebileceği hiçbir şey bulunmayabilir. Çünkü bir milletin varlığı, istiklali ve diğer hususları bir başka milleti hiç ilgilendirmeyebilir. Ancak, bu ayrı milletler arasında onları birbirine bağlayacak çok kuvvetli, milliyet esasına ve maddi şeylere dayanmayan sarsılmaz bir gönül bağı da olmalıdır. Ancak bu suretle birbirlerinin dertleriyle dertlenip, neşeleriyle neşelenebilsinler ve gönüllerinden gelerek birbirlerinin yardımına koşsunlar. Böyle bir bağ ancak din ve iman bağı olabilir. İslamiyet iman ve ibadet esaslarının yanı sıra ticaret, sanayi ve sosyal nizam esaslarını da kurduğundan milliyet düşüncesini de içine almış, asırlar boyunca Müslümanlar arasında ayrı milliyetler kurmaya ihtiyaç duyulmamıştır. Bunun içindir ki bütün ilmihal kitaplarında 'din ve millet, ikisi birdir' denilmekteydi.

Milliyet, insanın çalışması ve dilemesiyle elde edebileceği bir meziyet değildir. Milliyet, aynı vatanda, aynı toprakta doğup yetişenlerin din, örf, adet ve menfaat birliğidir. Çalışmadan, doğuştan ele geçen bir nimettir. İslam dini, asırlar boyu olduğu gibi bugün de Türk milliyetçiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu milliyetçiliğin devamı için ve kendisinden çok faydalanılması için çalışmayı, sevip sevilmeyi, başka dinden olan vatandaşlara da aynı hakları sağlamayı, adaletten, sosyal haklardan eşit olarak istifade edilmesini emretmektedir. Asırlardır cephelerde dövüşerek şehit düşen şerefli Türk milletinin sonraki nesillere bıraktıkları din, milliyet, vatan, bayrak ve istiklal marşını sevmek, saygılı olmak, kanunlara itaatkar yaşamak ve durmadan çalışarak her sahada dünya milletleri içinde en öne geçmek için çırpınmak, Türküm diyen herkesin esas vazifeleri olmalıdır. Böyle milliyetçi nesiller, kendi millet ve devletlerine olduğu gibi, dünya milletlerine ve insanlık camiasına da büyük hizmetler yapabilirler.

Milliyetçilik için tehlikeli olan iki tavır mevcuttur. Bunlardan birisi: Milliyetçiliği lüzumsuz gören ve inkâr eden kozmopolitizm, diğeri bütün değerleri millet esasına bağlayarak milliyetçiliği aşırı bir ırkçılık olarak mütalaa eden şovenizmdir. Milletlerin mevcudiyetini inkar eden komünizm ve “devletin asıl vazifesi her türlü terakkinin esas kaynağı olan ırkı geliştirmek, muhafaza etmektir.” anlayışına sahip olan nazizm, bu hususta takınılan iki aşırı tavrın bariz bir misalidir. Türklerde din ve millet mefhumları birlikte mütala edildiği için bu tür aşırılıklara rastlanmamış, bu tipteki bazı hareketler de rağbet görmemiştir. Hatta Müslümanlık ve Türklük bir kumaşın iki yüzü gibi olmuştur.


PAYLAŞ