8 Ocak 2020 Salı günü saat 19:30 da Türk Ocağı dernek binasında Fen Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü Öğretim Üyesi Dr. Türker Uygur "Geçmişten Günümüze Uygur Türkleri ve Doğu Türkistan" konulu seminer verdi.

 

Uygur, Doğu Türkistan bölgesi M.Ö önce iki yüzlü yıllardan itibaren birçok Türk devletinin kurulduğu ve dünyaya açıldığı bir bölgedir. Asya Hun İmparatorluğu ile başlayan bu devletleşme süreci Göktürkler ve Uygurlar ile devam etmiştir. 840 yılından itibaren ise Türkistan bölgesinde kurulan ilk Türk-İslam devleti olarak bilinen Karahanlılardan itibaren Türkler, bölgede artık Müslüman kimliği ile anılmaya başlamıştır. Karahanlılardan sonra ise bölgede irili ufaklı birçok devlet kurulmuş fakat bunlar uzun süre varlığını sürdürebilen devletler olamamıştır. 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başından itibaren bölgede başlayan Çin zulmüne karşı Osmanlı Devleti’nin de yardımları ile önce 1860 yılında Kaşgarlılar Devleti kurulmuş fakat ömrü sadece on beş yıl olmuştur. Bir yıl sonra 1876'da Uygur bölgesini istila eden Çinliler Doğu Türkistan'ı ‘yeni sınır’, ‘yeni kazanılan yer’ anlamlarına gelen (Xınjiang) Sincan adıyla kendisine bağladığını ilan etmiştir. Uygur Türklerinin Çinliler'e karşı giriştiği isyanlar neticesinde 1933 yılında Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti adında bir devlet daha kurulmuş fakat onunda ömrü sadece bir yıl olabilmiştir. Çin zulmüne karşı uzun süren direnişlerin ardından 1944 yılında bölgede Doğu Türkistan Cumhuriyeti adıyla yeni bir devlet kuran Uygur Türkleri, siyasi bağımsızlığını ancak 1949 yılına kadar sürdürebilmiştir. 1949 yılında Çin hükumeti Doğu Türkistan'ı soy kırım diye adlandırılabilecek büyük bir zulüm ile istila ederek tekrardan kendi hakimiyetine almıştır. Çin Hükumeti 1955’te Doğu Türkistan'ı Sincan Uygur Özerk bölgesi adıyla kedisine bağlı özerk bir bölge olduğunu ilan etmiştir. Bu tarihten itibaren adeta bölge üzerinde tek söz sahibi olmaya başlayan Çinliler uygulamaya koyduğu siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel politikalarla bölgedeki üstünlüğü ele geçirmeye çalışmıştır. Çin Hükumeti bu sayede hem bölgenin ekonomik imkanlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı hemde kalabalık halkı için yeni yerleşim alanları oluşturmayı amaçlamıştır. Bu amaçları doğrultusunda her fırsatta Uygur Türklerine baskı ve zulüm yapmaktan çekinmeyen Çinliler, günümüze kadar devam eden süreçte bu durumu daha da ileri götürerek bütün dünyanın gözü önünde Uygur Türklerini katletmekten çekinmemiştir.

Çin hükumetinin bölge halklarının dinlerini yaşamaları, dillerini kullanmaları ve kültürlerini yaşatmaları engelleme çalışmaları aslında Çin hükumetinin baskısı altında tutulan Doğu Türkistan’da esas amacın bölgeyi Müslüman Uygur Türklerinden arındırmak, onları yok etmek olduğunun açık kanıtıdır. İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından 2013’te yayımlanan bir rapora göre, Çin’in bölgede yaygın bir ayrımcılık, dini faaliyetlere yönelik baskı ve artan bir kültürel ve etnik sindirme politikası uyguladığı bütün dünyaya duyurulmuştur. Fakat Çin’in Birleşmiş Milletler'de, özellikle de Güvenlik Konseyindeki,konumu uluslararası politikadaki ekonomik ve siyasi gücü bu bölgede yaşanan zulümlerin görmezlikten gelinmesine sebep olmaktadır. Çin'in bu zulmünün sona erdirilmesi esasen uluslararası toplumların görevi olması gerekirken bütün dünya bu katliamlar karşısında üç maymunu oynamaya devam etmektedir. Bu durum Türkiye tarafından uluslararası platformlarda birçok kez gündeme getirilmesine rağmen maalesef ki gereken ilgiyi görmemiş ve Uygur Türkleri Çin'in her türlü zulmüne maruz kalmaya devam etmiştir.

Seminer çok sayıda katılımcının soru cevapları sonunda çay ikramı ve Konuşmacı ya teşekkür belgesini şube başkanı Cemil Demir'in takdimiyle program sona erdi.


PAYLAŞ