Aralığın son günleri. İşten çıkmış, Noel Baba'lı vitrinlere yüreğim titrediği için bakamadan hızlı adımlarla yürüyorum; önemli bir etkinliğe yetişeceğim. Hava tertemiz ama puslu, yağmur bekleniyor. Gönlümüz kar istiyor, ama yağmura da razıyız. Türk Ocakları Genel Merkezindeyiz. Ocağın mütevazı Türk Müziği Sohbet Topluluğunun bugünkü konuğu Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Şef Yardımcısı gönül adamı sanatçı Haluk Derinöz. Bize "Aşk Cephesinden Müzik" başlıklı bir ziyafet sunacak.

Sohbetin başlama saatinden önce otağa geldim. Lakin sohbet de başlamış. Haluk Bey o güzel yorumuyla Hz. Mevlana'nın Mesnevisinden ilk on yedi beyti okuyor. Gönül adamları böyledir; kendilerini gönülden dinleyen bir kişi bile bulsalar inciler saçmaya başlayıverirler.

Haluk Derinöz, İbrahim Hakkı Hazretlerinin "Alemi alem eden aşktır / Ademi adem eden aşktır" diyerek üç harf ve dört noktanın esrarıyla sohbetine başlıyor. Akıl, Şuur, Kal'ın kılıç oynatamadığı meydandır aşk, diyor. K olmasa aşk, aş olurdu, olmazdı, diyor. Aklın ötesine çıktığını söylüyor. Cebrail aleyhisselâmın ben buradan öteye geçemem dediği noktadan ötesine geçmek olduğunu anlatıyor. Gönül içindedir, diyor. Bu noktada Haluk Bey, "Aşkınız daim olsun" diyerek Hacı Arif Bey'in "Vücud ikliminin sultanı sensin / Efendim derdimin dermanı sensin" şarkısını kanunu ile lütfediyor. Akşamın özetini çok güzel bir yorumla yapıveriyor.
Sohbet Şükrü Baba erenlerin "Aşk nedir?" sorusuna verdiği cevapla sürüyor: "Aşk, dumansız ateş, konaksız yolculuk, anahtarsız kilit, Kadehsiz şarap içmektir."
Söz "Ney" e geliyor. Yedi delikli, dokuz boğumlu ney. İnsanda da yedi delik var.Göz, kulak.., gırtlağımızda dokuz boğum var, diyor sanatçı. Ney, insandır; kamil insanı temsil eder; Kamil insan, törük, Türk.
Mevlana'dan okuduğu beyitten bir kıssa: "İki mum uyandıralım (yakalım denmezdi edepten) hangisi hangisinin ışığıdır, ayırabilir misiniz? Ruhlarımız da birdir. Ayıramayız. Peki müzik nedir. Ehlileştirilmiş gürültü mü? Ruhumuza ulaşan ses mi? Aşk ikliminin esintisi mi? (Aşk cephesinden) musıki, gönülden çıkıp gönüle girmesi.
Haluk Bey konuşuyor, inciler saçıyor, ben de notlarımı yetiştirmeye çalışıyorum. (Keşke bu sohbetler ve icra edilen eserler, görüntülü veya yazılı olarak, katılamayan, dinleyemeyen dostlarımıza da ulaştırılabilse. Konuklar bu sohbetlerini yazılı olarak Türk Yurdu'nda da paylaşabilseler. O vakit Ankara dışındaki musıki erbapları bundan müstefid olurdu.) Hafız Zekai Dede'nin oğlu musıki için şöyle demiş: "Ahlâkı beşeri temizleyen büyük bir ilimdir, şereflidir."
Haluk Derinöz işte tam burada şu noktaya parmak basıyor. Din ile musıkiyi bağdaştıramayanlara sesleniyor: Din hayattır, musıki de bu hayatın tam göbeğindedir, diyor. Bazılarının musıki için "Aşıkın aşkını, fasıkın fıskını arttırır." dediğini kaydediyor.
Kimden naklettiğini not edememişim: Musıki güneş gibidir, gül bahçesine düşerse gül, çöplüğe düşerse çöp kokutur. Adamı adem eder."
Eskiden İstanbul'da birini tanımak istedikleri vakit konaklarına yemeğe davet ederler, sözüne sohbetine bakarlar, süzerlermiş. Sonra bir ara ince saz meclise gelirmiş. Musıki ile ilgileniyorsa adam olur, hem ilgileniyor, hem de eşlik ediyorsa adam da olur, adem de olur, derlermiş.
Müzik ruha şifa, deva, gönüle cila.
Eski İstanbul Üniversitesi profesörlerinden Abdülbaki Dede, kendi aralarında derin bir sohbete dalmışlar, yanlarına gidiyor. Ne konuşuyorsunuz, diyor. "Hakikatın tarifini yapabilir miyiz?" diye konuşuyoruz hocam diyorlar. Her gönülün bir kanadı musıki, bir kanadı şiir olacak şekilde uçmasını tavsiye ediyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ."Bursa'da Zaman" şiiri aklıma geliyor: Tanpınar, bu şiirinde bütün bir tarih sevgisiyle vatan, mimârî, musikî, din gibi bize âit olan değerlerin aşk ve estetik duygularıyla çok güzel bir sentezini yapar. Fakat bu tarzı bir daha denemez

Bursa'da bir eski cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar...
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarîlerin en ilâhisi.

Bir zafer müjdesi burda her isim:
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
Muradiye, sabrın acı meyvası,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camiler, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengâmelerin
Nakleder yâdını gelen geçene.

Bu hayâle uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtılarından
Billûr bir âvize Bursa'da zaman.

Yeşil türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur'an sesini.
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümünle.

İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayâl içinde... Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk..
Bir ilâh uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
Belki de rüyâsı bu cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin.

"Dertliyim ruhuma hicranımı sardım da yine" şarkısı icra ediliyor.
Namaz kılanın önünden geçen Mecnun'a adamın söyledikleri, Mecnun'un da adama söyledikleri var sırada. "Ben Leyla'dan başkasını görmüyorum geçtim, sen Mevla ile birlikteyken benim önünden geçtiğimi nasıl gördün?"
Leyla bulunmadan Mevla bulunmaz, diyor Haluk Bey.
Fahrettin Kerim Gökay / Neyzen Tevfik / Atatürk'ten bir hatıra.
Atatürk'ün her sofrada kendisinin okuduğu: "Ben melamet hırkasını kendim giydim eynime." nefesi icra ediliyor.
Alkışlar tabii... Alkış'ı "Sen ve Ben bir olduk" şeklinde yorumluyor sanatçımız.
"Sarı saçlarını deli gönlüme / Bağlamışım çözülmüyor Mihriban" türküsü ile Abdürrahim Karakoç yad ediliyor. 
Postun başı teslim, ayağı hizmet gerek. Hizmet, iyiliklerde bulunmak. Hacı Bektaşı Veli "Benim üç iyi dostum var. Birincisi evde kalacak malım mülküm, ikincisi yolda kalacak eşim dostum, sevenim hatta sevmeyenim, üçüncüsü sadece yaptığım iyilikler; benimle gelecek.
Ve ardından "Uzun ince bir yoldayım."
Hazreti İsa'dan kıssa "Meleküt alemine girmek için ne yapmalıyım?" sorusuna verdiği cevap...Özdemir Asaf'tan dizeler: "Uzağı değil usta / Öteye, hep öteye gitti / Yaynızlığım ondandır."
Haluk Bey, Galu Beli veya Kalü Bela'dan ezel aleminde, Allaü Tealâ'nın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusu ve cevabı; "Beli, Rabbimizsin." konuşmasının hangi dil ile yapıldığını soruyor sohbete katılanlara. (Sık sık sorular sorarak dinleyicileri sohbetin içine çekmişti) ve cevap veriyor: "Musıki lisanı ile." Kün musıki ile...
Ziyafetini "Soyut alemin dili musıkidir." diyerek bitiriyor.
Yokluk-Varlık
Adem-Havva
Dün-tek
Lâ-illâ
Yokluk-varlık...

Uzun zamandır böyle güzel bir sohbet dinlememiştim. Haluk Beyin o kendine has icrasıyla nefis dört eser de fazladan ikram yerine geçti. Ruhumuza sefa veren yağmura da razıydık ama ince bir kar yağdırdınız efendim.

Sohbetin edebi ve felsefi tarafı ilgi çekiciydi. Türk Ocakları'nı musıkimizin üst perdeden derinliklerine inmeye çalışacak böyle bir sohbet topluluğu oluşturduğu için kutluyorum. İnanıyorum ki bu halka gitgide genişleyecek, sanatçı kaprisinden uzak, Türk Müziğinin meselelerinin ve çözüm yollarının konuşulduğu bir musıki mektebi haline dönüşecektir. On beş günde bir pazartesi akşamları yapılan bu sohbetlerin bu sanata emek veren uzmanların dikkatini çekeceğini ve bu meclise yavaş yavaş katılacakların artacağını düşünüyorum. Haluk Derinöz'ün icra ettiği müziği yorumlamak haddim değil ama ben hem icra edilen eserlerden hem de sohbetten büyük lezzet aldım. Güzeldi ve kesinlikle daha çok katılımcının damak tadına göre idi. Nasip. Bu mecliste büyük eserlerimizin ve sanatçılarımızın ağırlanmasını ve dinleyenlerin de yorumlamalarını, bu meclisten üstad yorumcuların çıkmasını diliyorum.

Şeyh Abdülbâki Efendi’nin okuduğu gülbang inletsin kubbeyi. “Allah Allah, Allah Allah! Evvel Allah, Ahir Allah, Zahir Allah, Batın Allah! Vakt-i şerif hayrola! Hayırlar fethola! Şerler def ola! Kulûb-i âşıkân kûşâd ola! Demler, safalar ziyade ola! Dem-i Hazret-i Mevlânâ, Sırr-ı Cenâb-ı Şems-i Tebrîzî, Kerem-i İmâm-ı Ebûbekr’i, Ömer’i, Osman’ı, Ali! Şefaati Muhammed-i Nebî! Hû diyelim, Hûûû!...”

 


PAYLAŞ