Yukarıdan bakıyordu.
Uçsuz bucaksız topraklar ve denizler görünüyordu baktığı yerden.
Gök, çok yükseklerde,
Yer göğe kucak açmış ve sarmalanmış gibiydi gökle yer.
Gökle yer arasında, dağla deniz arasında, güneşle ay arasında,
Geceyle gündüz arasında toprağa eğildi.
Topraktan bir avuç aldı, savurdu göğe doğru
Her bir zerrenin ardından at yeleleriyle uçtu.
Bir zerrede “ak üy”kurdu, tuğladı…
Bir zerrede “han otağı”  kurdu, tuğladı…
Bir zerrede “kurgan” kurdu, tuğladı…
Bir zerrede “bengütaş” kurdu, tuğladı
Her “üy”den, her “otağ”dan, her “kurgan”dan
Ve her “bengütaştan” bin zerre alıp “yurt”landı.
Toprağı “yurt yurt” çoğalttı.
Toprak , buğday başaklarıyla ve at yeleleriyle uçuştu.
Buğday başakları, ala benizli kızların nakışlarıyla “halı-sili”ye işlendi.
Kalem parmaklı bilgeler, toprağı berkitip yonttular “bengütaş” olarak.
Toprak, yeniden canlandı yazılarla.
Zerresine can yürüdü toprağın sözlerle.
Yazı yazı, söz söz büyüdü toprak ve toprağa sarılan yurt.
Aral’dan, Baykal’dan, Balkaş’dan, Hazar’dan balıklar göz kırptı Fırat’a..
Dicle’ye, Kızıl ve Yeşil Irmaklara.
Toprak, suyun kadrini bildi, suya ulaştı.

Öptü suyu Çaka Bey’le,
Hızır Reisle ve Piri’mizle…
Toprak toprak , deniz deniz, ırmak ırmak çoğaldı yurtlar.
Yurt tutan;  ekmeğini, suyunu, yazısını, sözünü sundu topraktan yaratılanlara.
Toprak, kutsal; topraktan yaratılanlar da kutsaldı.

Yukarıdan baktı.
 Uçsuz bucaksız topraklar ve denizler görünmüyordu.
Gök, çok yükseklerde, yer göğe kucak açmış
Ve sarmalanmış gibiydi gökle yer.
Ama, gökler bulutlu, bulutlar “çakın”lıydı.
Gökle yer arasında, dağla deniz arasında,
Güneşle ay arasında, geceyle gündüz arasında
Toprağa eğildi.
Toprak zerre zerre gözyaşıyla kabarmıştı.
Toprak, sarmalandığı  yurttan yırtılmaktaydı.
Toprak, kurgandan anlamayan..
Bengütaştan habersiz..
Ak üylü düşlere yad..
Kalem parmaklı bilgelerden uzak..
Uygur yarlıglı Fatih’ten ırak..
Ölmeyi buyuran kağanlardan aralı yaratılmışlarla,
Hallaç pamuğu gibi atılmaktaydı.
Gökle yer arasında, dağla deniz arasında,
Güneşle ay arasında, geceyle gündüz arasında
Topraktan bir avuç aldı.
Avucundaki toprak, sızı sızı çatladı

Bir damla göz yaşı düştü sızıyla, toprağın çatlağına…
Çatlağın damarlarından süzüldü binlerce yaş…
Binlerce yaş, “yaşlık” olup çoğaldı,
Pamuk gibi atılan toprak zerrelerine yapıştılar..
Ve  tuğladılar…
Toprağı Hiç Bırakmadılar….

KELİMELER:
ak üy : ak ev
çakın:şimşek
yaşlık: gençlik
yarlıg: ferman   
halı-sili: halı-kilim
bengü taş: Köktürk(Orhun) ebedi taşları

Bu yazi 1637 defa okundu.


PAYLAŞ