Şihâbüddîn b. Bahaüddîn b. Sübhân b. Abdülkerîm b. Abdüttevvâb b. Abdülganî b. Abdülkuddüs b. Yedeş b. Yâdgar b. Ömer Mercânî, 7 Rebiülevvel 1233/3 Ocak 1818 yılında, Kazan’a bağlı Yapınçı köyünde dünyaya gelmiş büyük din âlimi, müçtehid ve tarihçidir. Ataları Kazan yakınlarındaki Mercân köyünü kurduklarından dolayı Mercânî lakabıyla anıla gelmiştir. Âlim bir zat olan babasının medresesinde bir müddet okuduktan sonra Buhara ve Semerkant’a gitmiş ve buralarda ilim tahsil görmüştür. Daha sonra birkaç deve yükü kitapla Kazan’a dönmüş ve kendi medresesinde dersler vermiştir. Buhara ve Semerkant’taki tahsili sırasında medreselerdeki derslerle yetinmeyip buraların zengin kütüphanelerinde ciddi tahkiklerde bulunan Mercânî’de tecdid fikirleri ortaya çıkmaya başlamış, başta Taftazani ve Fahreddin Razi olmak üzere, otorite kabul edilen birçok âlimi tenkit etmiştir. Mercânî, “mezhebim; aklî ilimlerde hüccet ve burhan, naklî ilimlerde ise Kur’an ve Sünnet’tir” şiarıyla yola çıkmış ve kelam, tasavvuf ve felsefeyi uzlaştıran bir çizgiyi benimsemiştir. Ona göre aklın hükmü ile bir şey burhani olarak sabit olduğunda bunu inkâr itmek, küfür değilse de ya akılda bir türlü bozukluk, işlemezlik veya fesad-ı fehm ve hamakat (ahmaklık) veyahut da kibir ve inattan kaynaklanmaktadır, demektedir. Sadece felsefi, kelami ve fıkhî alanlarda değil tarih, arkeoloji ve biyografi alanında da çok önemli eserler yazmış ve uzun asırlardan sonra kendilerini sadece Müslüman diye adlandıran Türk Tatarlara tarih ve kimlik şuurunu kazandırarak Türk milletinden gelen bir topluluk olduklarını hatırlatmıştır. Bu konuda en büyük destekçisi ise genç yaşta vefat eden meşhur öğrencisi Hüseyin Feyizhânî (ö. 1866) olmuştur. Onun İbn Haldun çizgisinde Arapça kaleme aldığı 7 ciltlik Vefiyyetü’l-Eslâf adlı eseri, basılı olan ve Mukaddime kısmını teşkil eden birinci cildi hariç, halen yazma halindedir.

Mercânî, kendisi Tatar Türkçesine oldukça önem verse de, bir kaç eseri hariç, eserlerinin tamamını dönemin ilim dili olan Arapça kaleme almıştır. Belli başlı eserleri ise şunlardır: el-Fevâidü'l-Mühimme, Kazan 1878; et-Tarîkatü'l-Müslâ ve'l-Akîdetü'l Hüsnâ, Kazan 1890; Vefiyetü'l-Eslâf ve Tahiyetü'l-Ahlâf, 6 cilt, yazma; Mukaddimetü Kitabı Vefiyeti'l-Eslâf, Kazan 1883; Kitâbu'l-Hikmeti'l-Bâligati'l-Cinniyye fî Şerhi Akâidi'n-Nesefiyye, Kazan 1888; Müntehabü'l-Vefiyye, Kazan 1879; Nâzûratü'l-Hakk, Kazan 1870; el-Azbu'l-Furât ve'l-Mâü'z-Zülâl en-Nâfi' fi Şerhi'l-Celâl, İstanbul 1317; Hakku'l-Marife ve Hüsnü'l-İdrâk, Kazan 1880; Tenbîhu Ebnâi'l-Asr Alâ Tenzîhi Enbâi Ebu'n-Nasr, yazma; Kitâbu Huzâmeti'l-Havâşî li-İzâhati'l-Gavâşî (Sadrü'ş-Şeria'nın Tavzîh Şerhi 'ne Haşiye), Kazan 1889; Müstefâdü'l Ahbâr fî Ahvâl-i Kazan ve Bulgâr, 1. cilt, Kazan 1885, 2. cilt, Kazan 1900 (bu eseri Tatar Türkçe ile kaleme alınmıştır).

Mercânî, çalışmalarını yaparken yanında bilgi kesesi ile dolaşır ve bilgi fişlerini buraya biriktirirdi. İbn Sina’yı, Mir Damad’ı, Molla Cami’yi, Nasreddin Tusi’yi, İbn Arabi’yi, Molla Sadra’yı, Şah Veliyullah Dihlevi’yi ve daha birçok kıymetli düşünürü okur ve meselelere eleştirel bir gözle bakmaya çalışırdı. Taklidi sevmezdi. Bu yüzden müderrisliği sırasında devamlı olarak lânüsellimci (kabul etmiyoruzcu) kişilerce iftiraya uğramış; Kızılbaş, Mutezili, Şii, sapkın, zındık gibi ithamlara maruz kalmıştır. Ancak o, bunlara kalemiyle mukabele etmiş ve öğrencilerine hep şu sözlerle tavsiyede bulunmuştur: “Sözün dürüst ve itikadın selim, re’yin müstakim olduktan sonra, cahiller ve mecnunlar, sefih ve muânidler vururlarsa vursunlar. Biz işimizi Allah Teâlâ’ya havale ettik.”

Mercânî, Gazali, Fahreddin Razi ve Taftazani gibi kelâmcıların İslam filozoflarını anlamadıklarını veya yanlış anladıklarını belirtmiş, hatta Gazali’nin kendisinin Farabi ve İbn Sina’nın birçok görüşünü takip ettiğini söylemiştir. Mercani, bu üç düşünürün selef-i salihinin ve rasih filozofların sözlerini fasid nazarları ile olduğundan farklı, eksik ve yanlış gösterdiklerini veya tamamen değiştirerek, ‘kör basiretleri’nin neticesi olarak ürettikleri fikirlerini selef âlimlerine nispet ettiklerini zikretmiştir. Hanefî Maturidî geleneğini kendi döneminde İdil boyunda yeniden canlandıran ve ceditçi geleneğin en önemli temsilcisi olan Mercânî,  başta akıl-vahiy uzlaşması olmak üzere âlemin kıdemi, telfik vb. hususlarda görüşler beyan etmiş, bilhassa Nazuretü’l-Hak adlı kitabında yer alan, kısa gecelerin olduğu coğrafyalarda Yatsı namazının kılınması gerektiği konusundaki içtihadıyla bütün İslam âleminde tanınmıştır. İslam dünyasının en önemli problemlerinden olan hudus meselesindeki esas itikadın Allah’ın, “nasıllığına girmeden evrenin var edicisi olduğuna inanmak”, şeklinde kabul edilmesi gerektiğini ifade eden Mercânî, Gazali’nin bunu yanlış bir şekilde yorumlayarak filozofları tekfir ettiğini belirtmiştir. İcma ile itikadi esasların sabit olmayacağını da savunan Mercânî;  hudus, yani zamanda varlığa gelmeyi, hiçbir şey yok iken âlem meydana geldi diye anlayanların ne ayet, ne hadis ne de akli bir delil getiremeyeceğini söylemiştir. 

Mercânî’nin İdil boyundaki en önemli tesirleri; kendisinin öğrencilerinin ve manevi takipçilerinin kendi ana dillerinde makale ve risaleler yazmaları, gazete ve dergiler neşretmeleri, saygı zannedilen hocaya kölece itaati bırakıp kendi akılları ile düşünüp yazmaları, sadece dini bilimlerle değil fen bilimleriyle de meşgul olmalarıdır. Rızaeddin b. Fahreddin (ö. 1936), Âsâr adlı eserinin el yazma halindeki 3. cildinde Mercânî hakkında; “İslam dünyasında ilim tenezzül edip müdakkik fâzıllar ve muhakkik alimlerin hicretlerinden sonra onların yerlerini, çoğunlukla müsemmâsız isimler ve ruhsuz cisimler iştigal ettiği bir devirde ‘atmadan vurmak” kabilinden bizim memleketimizdeki Türkler arasından çıkmış nadir âlimlerdedir” demiştir.

İdil Ural bölgesinde XIX. asrın ikinci yarısından başlayarak XX. asrın ilk çeyreğine kadar Mercânî tesirinde pek çok düşünür ortaya çıkmıştır: Musa Carullah (ö. 1949), Rızaeddin b. Fahreddin (ö. 1936), Abdullah Bûbî (ö. 1922), Muhammed Necip Tünterî (ö. 1930), Alimcan Barûdî (ö. 1921), Ziyaeddin Kemâlî (ö. 1942) vb. isimler bunlardan sadece birkaçıdır. Meşhur tarihçi Zeki Velidi Togan da kendisinin Mercânî metodu üzere yetiştiğini ve onun dolaylı öğrencisi olduğunu zikretmektedir. Çünkü o, Mercânî’nin en iyi öğrencilerinden olan dayısı Habibneccar Ütekî’nin yanında tahsil görmüştür.

Şihabüddin Mercânî’yi rahmetle anıyor ve İslam âleminin, Türk dünyasının, bundan sonra da Mercânî gibi ve ondan daha büyük âlimler yetiştirmelerini Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.


PAYLAŞ