Duyurular
Tümü
Tarihte Bugün
  • 23.07.1908 II. Meşruitiyet’in İlanı
  • 23.07.1919 Erzurum Kongresi
  • 23.07.1939 Hatay’ın Ana Vatan’a İlhakı

Aziz Türk Ocaklılar,

 

Türk Ocaklarının yüz beşinci yılı münasebetiyle sizlerle bir hasbıhal de biz yapmak ve o günlerden bugünümüze kısaca bakmak istiyoruz:

 

105 yıl önce, Devlet-i Âliye’nin başkenti İstanbul’da toplanan 190 Askerî Tıbbıyeli gencin, zamanın Türk aydınlarına yazdığı bir mektup sonucu 25 Mart 1912’de, Büyük Şair M. Emin Yurdakul’un başkanlığında “Türklüğün yüceltilmesi” amacına yönelik olarak kurulan Türk Ocakları, o gün olduğu gibi bugün de seçkin aydınlarını, eğitimcilerini, kültür ve sanat insanlarını bağrında barındırarak milletine hizmet etmeye devam etmektedir.

 

O günün yüksek tahsilli gençleri, altı yüz yıllık son ve en büyük Türk devletinin dağılma tehlikesini açıkça görmekte ve Türk milletinin yaşadığı ağır buhrana işaret ederek “Buna lakayt kalamayız.” diyorlardı. Mücadelede başarının en büyük şartı olarak da maarif hayatını, yani topyekûn eğitim ve kültür hayatında galibiyeti öngörüyorlardı. Bu galibiyetin, kuru bir siyasi hâkimiyetten öte maddi ve manevi olmak üzere birlikte yüksek bir içtimai, yani sosyal hâkimiyeti sağlayacağını, bu amaç için yüksek tahsil gençliği olarak hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacaklarını söylüyorlardı. Nitekim 1912’den itibaren art arda gelen harplerde, Balkan’ından I. Dünya Savaşı’na, Çanakkale’sinden Millî Mücadele’sine kadar On yıl Savaşlarında milletin bekası için bu gençlerin istisnasız hepsi de kendilerini feda ettiler, şehadet şerbetini içtiler. Ama onların akranlarından geride kalanlar, emperyalizme teslim olmaksızın Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğinde, Anadolu’da ve Trakya’da, adı Türkiye Cumhuriyeti olan ve millî hâkimiyete dayalı millî bir Devlet kurdular. Kurulan Cumhuriyetin harcında da büyük ölçüde Türk Ocaklı aydınların alın teri ve göz nuru vardı.

 

Sevgili Türk Ocaklılar;

 

Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana milletimizin birlik ve beraberlik içinde yükselme davası, iç ve dış mihraklarca sürekli engellenmek, Osmanlı’nın son dönemlerini hatırlatırcasına buhranlara sürüklenmek istenmiştir. Daha 1925’te çıkarılan, 1938’de tekrarlanan iç isyanlar, Türk demokrasisini sekteye uğratan askerî müdahaleler, 1983’ten beri de Dünyanın en kanlı bölücü terör örgütünün, PKK’nın 40.000 canımıza mal olan saldırıları, nihayet akıl almaz şekilde sinsi planlarla Türk devletini dış güçlere peşkeş çekmeye kalkışan 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü, millî birlik ve berberliğimize yönelik suikastlardır. Bölücü Terörle mücadele etmek yerine müzakere hatalarının getirdiği hendek savaşlarına varan yıkımlar tamir edilmeye çalışılırken, bütün bunlarla kalmayıp Batılı emperyalistlerce Irak’ın işgali ve Suriye krizinin Ortadoğu’yu kanlı terör batağına saplayan sonuçları; milletimizi düpedüz millî beka sorunuyla karşı karşıya getirmiştir. İçeride art arda yaşanan canlı bomba saldırılarını, büyük şehirlerde katliama varan can kayıplarını önlemek, dışarıdan PKK ve uzantısı PYD’sinden IŞİD’ine kadar daha bilmem ne bela denecek onlarca bölücü ve sözde İslamcı terör eylemlerine son vermek maksadıyla Türk Ordusu, 1974 Kıbrıs Harekâtı’ndan bu tarafa ikinci defa ciddi manada bir dış görev yüklenmiş bulunmaktadır. Özellikle yaşanmaz hâle getirilmek istenen güney illerimizi korumakla birlikte yolgeçen hanına dönmesi istenen güney sınırımızı kontrol etmek ve daha ötesi, sınır ötemizde oluşturulması hedeflenen ikinci İsrail/Kürdistan projesine mani olmak, Fırat Kalkanı Harekâtı’nın meşru sebepleri olarak gözükmektedir.

 

Ama endişelerimizin biteceği yok. Mehmetçik ülke bütünlüğü davasına Suriye’de cansiperane mücadele ederken Kuzey Irak yetkilileri Türkiye’de neredeyse Devlet Başkanı töreniyle karşılanmakta, “Irak’ın emperyalist müdahaleyle parçalanması sonucunda, özenle büyütülüp siyasi bir varlık hâline getirilen yönetimin” sözde bayrağı havaalanında, şerefli bayrağımızın yanında göndere çekilmektedir. Siz yolu açarsanız, elin oğlu da oradan elini-kolunu sallayarak geçip gider! Musul’da, son günlerde Türkmenlerin başına gelenler de malum!

 

Değerli Türk Ocaklılar,

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti eğitim, işsizlik, ekonomik dar boğaz vs. büyük dertlerle boğuşur, tarihinde görülmedik derecede iç ve dış gailelerle, bölücüsünden sözde İslamcısına her çeşit terörle mücadele ederken bütün bunların üstesinden gelmek için OHAL ilan etmek zorunda kalmışken; sınır ötesinden olsun sınır içinden olsun hain saldırılara maruz kalan Mehmetçiğimizin şehit cenazeleri de birer-ikişer geliyorken (Bütün şehitlerimize rahmet dilekleriyle!) ülkenin âcil gündemine bir de Anayasa değişikliğinin, yani “REFERANDUM”un alınması meselesi, en başta “usul bakımından” bizim gibi Türk Ocaklıları çokça tedirgin etmiş bulunmaktadır. Bilindiği gibi bütün hukuk sistemleri ve kültürlerde usul, esastan önce gelir.) Nitekim Türk Ocakları Genel Merkezinde son yapılan Şube Başkanları İstişare Toplantısı’nda henüz tasarı dahi Meclis Genel Kuruluna sunulmamışken yayımlanan bildiride (15 Ekim 2016), “Emperyalist güçlerin ülkemiz üzerindeki planlarını gerçekleştirmek için son hamlelerini yaptığı bu günlerde, sistem tartışmaları ile yeni iç çatışmalara sebebiyet verilmemeli.” denmişti. İç çatışma emareleri, maalesef giderek artmaktadır. Öyle ki, “Evetçiler” ile “Hayırcılar” arasında birbirlerine yöneltilen terörist yandaşı olmak derecesinde ithamlar, karşılıklı yaşanan ihanet söylemli suçlamalar, hele de milliyetçi camiadaki kapanması zor görünen bölünme ve parçalanmışlık, bizlerde millî birlik ve beraberliğimize belki de Terör Örgütlerinin bile başaramayacağı kadar darbe vuracak endişesi yaratmaktadır. İnsanın dışarı çıkıp hafakanlar basan Necip Fazıl üslubu ve ses tonuyla ama olanca gücüyle bağırası geliyor:

 

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!”

 

Keza akıl almaz, diplomasi dili kaldırmaz, hiçbir milletin işine yaramaz yöntemlerle Hollandalarla, Almanyalarla… (Ucu açık, saymaya devam edebilirsiniz.) gırtlak gırtlağa çatışmalara, Ocağımızın Şeref Genel Başkanı Nuri Gürgür Bey’in dediği gibi “tam bir akıl tutulması”na uğrayıp “Popülizm, siyasi taassup ve partizanlık batağında boğulmak” pahasına “tarihî skandal”lara şahit olunca insanın aynı şekilde sokağa fırlayıp aynı hiddetle haykırası geliyor:

 

“Neredesin sağduyu!”

 

Aziz Türk Ocaklılar,

 

Dikkat buyrulursa bütün bu saydığımız konularda meselelerin içeriklerine girmek istemedik; çünkü bu hasbıhal, 105. Kuruluş Yılımız dolayısıyla yaptığımız kısa bir sohbet niteliğindedir. Ama ilgilenenler bilirler ki, Türk Ocakları meselelere, tarihten günümüze hep millet bazında birlik ve beraberlik, Devlet bazında ise bütünlük ve beka öncelikli bakmış, siyaset üstü ve gündelik politikalara bulaşmadan ama her devirde siyasi sorumluları uyarmıştır. Mesela PKK Terörü bağlamında 2009’dan 2015 Mayısına kadar yürütülen gerek “Açılım” gerekse ucu Oslo’ya kadar uzanan “Çözüm/Barış” süreçlerinde bütün kaygılarımızda haklı çıktık, ama uyarılarımıza kulak verilmediğinden nice evladımız toprağa düştü, nice tarihî kentimizin altı üstüne getirildi; sonuçta nice maddi ve manevi kayıp yaşadık.

 

Keza Türk Ocakları, en son gerek mevcut referandum sürecinde gerekse Batılı ülkelerle ve yakın komşularımızla girdiğimiz siyasi/diplomatik gerilimler konusunda, hep demokrasinin güçlenmesinden yana olarak ve Devletinin menfaatlerini gözeterek uyarı ve alternatif tekliflerini Genel Merkez WEB Sitesi ile aylık Türk Yurdu dergisi sayfalarında geniş açıklama ve yorumlar hâlinde kamuoyuna sunmaktadır. Özellikle Genel Başkan Prof. Mehmet Öz ile Şeref Genel Başkanı Nuri Gürgür’ün gündeme ilişkin uyarıcı/yol gösterici makaleleri malumlarınızdır. (Örnek, Sayın Öz’ün son iki yazısı: “Sistem Değişikliği ve Beka Meselesi” ile “Sitem ve Beka”; keza Sayın Gürgür’ün son iki yazısı: “Beka ve Bütünlüğümüz Açısından Suriye Meselesi” ve “Popülizm-Siyasi Taassup ve Partizanlık Batağına Boğulmadan”)

 

Sevgili Türk Ocaklılar,

 

Şüphesiz bizler, Yüz Beşinci Kuruluş Yıldönümümüzü kutlarken daha iç açıcı şeyler düşünmek ve konuşmak isterdik. Ne yazık ki, güzel ülkemizin yakın gerçekleri böyle… Ama Türk milletinin büyüklüğü bizlere hep, dün olduğu gibi bugün de akıl almaz zorlukların altından kalkacak ve her şeye rağmen geleceğe ümitle bakmayı gerektirecek inancı telkin etmiştir. O sebeple gerek Anadolu’daki bin yıllık muhteşem varlığından aldığı ümitle, gerek Türk Dünyasındaki kadim değerleri ve mevcut potansiyellerin bahşettiği ufukla Dünya Türklüğü ebediyete kadar yaşayacaktır.

 

Bu inançla 105. Yılımızı kutlarken bekamız için can veren bütün şehitlerimizi milletimizin, devletimizin ve medeniyetimizin yücelmesi davasına hizmet etmiş bütün atalarımızı, 190 Tıbbiyeli’den M. Emin Yurdakul’a, Hamdullah Suphi Tanrıöver’den Prof. Osman Turan’a, Prof. Orhan Düzgüneş’e kadar kurucu ve yaşatıcı büyüklerimizi; bu yazıyı Maraş’tan yazmamız hasebiyle, birinci devresinde 1925 Maraş Türk Ocağı Yönetcisi olarak karşımıza çıkan Arifioğlu Bekir Sıtkı Bey’i; ikinci dönem 1988 sonrası kurucularından Ömer Tekerek kardeşimizi rahmetle anıyor, Ocağımızın Yüz Beşinci Kuruluş Yılının kutlu olmasını diliyorum. 


PAYLAŞ