Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde 4 Şubat 2018 tarihinde 2. turu yapılan başkanlık seçimlerini GKRY Lideri Nikos Anastasiadis kazandı. Katılım oranının %73 olduğu seçimlerin2. turunda oyların %56’sını alan muhafazakârların adayı, Muhafazakâr Demokratik Seferberlik Partisi’nin lideri Nikos Anastasiadis, yeniden Kıbrıslı Rumların lideri seçildi ve Güney Kıbrıs’ta 2. Anastasiadis dönemi başlamış oldu. Komünist Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL) tarafından desteklenen, Solcuların adayı Dr. Stavros Malas ise 2. turda oyların %44’ünü alarak kaybetti.

Anastasiadis, seçimleri kazanır kazanmaz, ayağının tozuyla yaptığı zafer konuşmasında “Önceliğim, Kıbrıslı Türklerin hassasiyetlerine gözümü kapamadan, ülkemizin işgali konusunu ele almak olacak.” şeklinde açıklama yaptı. Göreve gelir gelmez, sözde işgalden bahsederek uzlaşmaz tutumunu devam ettireceğinin ilk sinyallerini veren Rum Lider, bu 2. Başkanlık döneminde nasıl bir tavır sergileyeceğinin de ilk işaretlerini vermiş oldu.

Esasen, Rum lider Anastasiadis bizi bugüne kadar hiç yanıltmadı. 16.02.2017 tarihinde Kıbrıs’ta yapılan görüşmelerde masadan kaçtı. Ani bir tavırla kapıyı çarpıp gitti. 2017 Haziran ayı sonlarında, İsviçre’nin Crans Montana kasabasında yaklaşık bir hafta devam eden Kıbrıs Konferansı, yine Anastasiadis’in uzlaşmaz tutumu nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. Böylece, 50 yıldır sürdürülen ve Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının eşitliğine dayalı, federatif ortak bir devlet çatısı altında birleşmeyi hedefleyen çok sayıdaki başarısız çözüm girişimleri dizisine bir yenisi daha eklenmiş oldu.

Geldiğimiz noktada ise, GKRY Liderinin, seçimlerden hemen sonra İtalyan enerji şirketi ENI’nin doğalgaz arama faaliyetlerini Doğu Akdeniz’detek yanlı olarak ilan ettiği, sözde “Münhasır Ekonomik Bölge”ye kaydırma girişimi, yeni bir krizin kapısını aralamış oldu. Uluslararası anlaşmalara aykırı bir şekilde, tek taraflı doğalgaz arama teşebbüsleriyleDoğu Akdeniz’de tansiyonu yükselterek hukuk tanımaz tutumunu devam ettiren Anastasiadis için bu olay,ilk olmadığı gibi son da olmayacaktır.

Rum Lider böylece, Ada’da devam etmekte olan ve Güney’deki başkanlık seçimleri nedeniyle yaklaşık sekiz ay önce masadan kaçması nedeniyle akamete uğramış bulunan çözüm müzakerelerini, bundan sonraki süreçte de nasıl bloke edeceğini tüm dünyaya ilan etmiş oldu. Yani Anastasiadis, Kıbrıslı liderler arasında, önümüzdeki birkaç ay içerisinde tekrar kurulması muhtemel olan çözüm müzakere masasına, Türkiye’nin kırmızıçizgileri olan “garantörlük” ve “Ada’daki Türk Barış Kuvvetlerinin varlığı” konusunu masaya getirmeyi planlamaktadır. Oysa Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan “garantörlük hak ve yetkisi” ile “Ada üzerindeki Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerinin varlığı” ve “Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliği” müzakere dahi edilemez. Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki hassasiyetini iyi bilen Rum/Yunan tarafı, müzakere masasını dağıtmak veya zamana oynamak gayesiyle Türkiye’nin kırmızıçizgilerinetekrar saldırmayı deneyecektir.

Kısaca, Güney Kıbrıs’ta değişen bir şey yok. Klasik Rum/Yunan politikaları, aynı şekilde devam edecek maalesef. Gelin şimdi hep birlikte, Güney Kıbrıs’ta 2. döneminibaşlatan Rum Lider Anastasiadis’i tanımaya çalışalım:

Uzlaşmaz tutumunu gelenek hâline getiren Rum Lider Anastasiadis, yakın geçmişte de benzeri siyasi krizlere imza atmıştı. 2013 yılı başında Başkan seçilen Nikos Anastasiadis,tam bir yıl süreyle KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile masaya oturmadı. Üstelik göreve gelir gelmez “Türkiye doğalgaza karışmasın, kapalı Maraş’ı bize iade etsin, o zaman AB’deki  vetomuzu kaldırmayı düşünürüz.” şeklinde açıklama yaparak uzlaşmaz tutumunu tüm dünyaya ilan etti.Anastasiadis, daha Rumlar AB’ye girmeden önce ne diyordu? “Kıbrıs-AB birleşmesini başarmak suretiyle, aynı zamanda Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesini de başarmış olacağız.” Yani, dolaylı ENOSİS…

Tam bir yıl süreyle müzakere masasından kaçan Anastasiadis, AB, ABD ve BM’nin başını çektiği uluslararası toplumun yoğun baskıları neticesinde KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile masaya oturmayı kabul etmişti. KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile birlikte 11 Şubat 2014 tarihinde bir “Ortak Açıklama”ya imza atan Rum Lider Anastasiadis, kısa bir süre sonra bu imzasını da inkâr etmişti. Yapılacak çözüm müzakerelerinin genel çerçevesini belirleyen ve Kıbrıslı Türklerle eşit statüde olacakları, iki toplumlu, iki kesimli federal bir ortak devleti öngören bu Mutabakat Zaptı, daha sonra Anastasiadis’in başına bela olmuştur.

Öyle ki 11 Şubat 2014’te attığı imzadan pişmanlık duyan Anastasiadis, 25 Temmuz 2014 tarihli “Liderler Görüşmesi”nde diplomatik bir skandala da imza atmıştır. Müzakere masasında kontrolünü kaybederek “Bugüne kadar kabul edilenler beni ilgilendirmez, sadece benim kabul edeceğim konular görüşülmeli, benim istediğim olacak.” diye bağırmış; gözlüğünü fırlatmış; sigara yakmış; masayı yumruklamış ve heyetini masada bırakıp gitmiştir. Böylece, daha önce Talat-Hristofyas ikilisinin anlaşmaya vardıkları konuları “yok saydığını” itiraf eden Rum Lider, içine düştüğü derin çelişkiyi de herkese göstermiş oldu. Zira 11 Şubat 2014’te KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile birlikte altına imza atıp tüm dünyaya ilan ettikleri ortak çözüm çerçevesinin, aynı zamanda Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas’ın uzlaşmaya vardığı konular olduğunu çok iyi bilmekteydi.

25 Temmuz 2014 tarihinde yumrukladığı müzakere masasını terk edeceğinin ilk sinyalini de vermiş olan Anastasiadis, çok geçmeden, 9 Ekim 2014’te yapılması planlanan görüşmeden bir gün önce, yeni AB Komisyonu Başkanı Juncker’i de arkasına alarak ve Kıbrıs’ın sözde Münhasır Ekonomik Bölgesine Türkiye’nin savaş gemileri göndermesinibahane ederek barış görüşmelerine katılmayacağını açıklamıştır. Bu tarih itibarıylamasadan kaçan Anastasiadis’in geri dönmesi ise tam sekiz ay sürmüş ve nihayet Mayıs 2015’te KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile görüşme masasına oturabilmiştir.

Ne var ki bu müzakereler de fazla sürmemiştir. Nitekim Rum lider,kısa bir süre sonra İstanbul’da yeni bir siyasi krize kapı aralamıştır. Rum Lider, KKTC Cumhurbaşkanı ile hem de İstanbul’da aynı masada yemek yemeyi kendine yedirememiş ve apar topar İstanbul’u terk etmiştir. Ardından da birkaç gün sonra Ada’da yapılacak olan ve önceden planlanmış bulunan Liderler buluşmasına katılmayacağını tek taraflı olarak açıklamıştır.

Nihayet, 16.02.2017 tarihinde Kıbrıs’ta yapılan görüşmelerde, Rum Lider bir kez daha masadan kaçmış v e ani bir tavırla kapıyı çarpıp gitmiştir. 2017 Haziran ayı sonlarında, İsviçre’nin Crans Montana kasabasında yaklaşık bir hafta devam eden Beşli Kıbrıs Konferansı da yine Anastasiadis’in uzlaşmaz tutumu nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştı. O tarihten bu yana Kıbrıs’ta çözüm müzakereleri askıya alınmış olupmüzakere sürecinin akıbeti meçhul görünmektedir.

Esasen Anastasiadis, yol açtığı tüm bu diplomatik krizlerle iç politikaya yönelik mesajlar vermiştir. Zira geçtiğimiz günlerde Güney’de Başkanlık seçimleri yapılmış ve Anastasiadis ikincikez seçimleri kazanmıştır. Bütün Rum Liderler, seçim öncesinde mütemadiyen aynı tavrı sergilemektedirler. Yani, Kıbrıslı Türklerle eşit statüde olacakları bir çözümü reddetmek, müzakere masasını sudan bahanelerle terk etmek, Türk tarafını uzlaşmazlıkla suçlamak, Ada’nın güya tek meşru hükûmetiymiş gibi davranmak, Türkiye’nin AB katılım sürecini bir koz olarak kullanmaya çalışmak, Türkiye’yi uluslararası platformlarda köşeye sıkıştırmak gibi klasik Rum taktiklerine başvurmuşlardır.

Oysa Akıncı ve Anastasiadis, 2016’yı “çözüm yılı” olarak ilan etmişlerdi. Olmadı, 2017’ye kaldı. Maalesef, 2017 yılında da herhangi bir çözüm mümkün olamamıştır. Peki, bu şartlarda veya bu bakış açısıyla çözüm mümkün müdür? Elbette Hayır. Anastasiadis, seçim bahanesiyle masadan kaçmış ve müzakere süreci yaklaşık bir yıl durmuştur. Zaten, Rumların tuzu kurudur. Çözüm için niye acele etsinler ki? Onlar, uluslararası camianın Kıbrıs’ta tanıdığı tek meşru hükûmettir. GKRY AB üyesidir. Buna karşın KKTC, AB üyesi değildir ve Kıbrıs Türk halkı, izolasyonlar altında ezilmekte ve dünyadan âdeta tecrit edilmektedir. İşte bu yüzden Kıbrıslı Türkler çözüm için ne kadar acele ederse Rumlar da o derece oyalama taktiklerine başvuracaklardır.

Önümüzdeki günlerde Ada’da,toplumlararası uzlaşmaya yönelik müzakere masası yeniden kurulacaktır. Rumlar ise uluslararası kamuoyunun baskılarına dayanamayacak, biraz nazlanacak, birkaç kabulü imkânsız ön şart ileri sürecek ama nihayet masaya oturmak zorunda kalacaktır.

Kuşkusuz Kıbrıs Türk tarafı olarak müzakere masasında olmalıyız. Kaldı ki Ada’da gerçekten çözüm isteyen taraf Türk tarafıdır. Ancak masada kalmak uğruna da Kıbrıs Rum tarafının haksız ve insafsız isteklerine boyun eğilemez. Evet, Rum tarafının çözüme ihtiyacı yoktur. Onlar sadece zamana oynamaktadırlar. Çözümsüzlüğü körükleyip suçu Türk tarafına yüklemek gibi klasik bir Rum/Yunan taktiği vardır. Bu noktada çok dikkatli olunması gerekmektedir. Rum tarafının çözümden anladığı şey, Kıbrıslı Türklerin azınlık olduğu, Rum egemenliğindeki bir Kıbrıs Devleti’dir. Bu senaryonun bir sonraki aşaması ise Ada’nın Yunanistan’a ilhakı yani “enosis”tir. Rum/Yunan tarafı, bunun dışında hiçbir çözüme “Evet.” demeyecektir. Hep zamana oynayacak ve Türkleri de suçlu ilan edeceklerdir.

Netice itibarıyla Kıbrıs’ta 2. Anastasiadis Dönemi, Kıbrıs Türk tarafı açısından bir öncekinden daha zor ve yıpratıcı olacaktır. Rum Liderin göreve gelir gelmez işgalden bahsetmesi ise bundan sonraki süreçte Rumların tavrının ne kadar olumsuz olacağını göstermektedir. Bu, aynı zamanda eski Rum Lider Hristofyas’ın “Biz sessiz ve özlü çalışırız.” şeklinde özetlediği ikiyüzlü Rum/Yunan politikasında hiçbir değişiklik olmadığının da açık bir göstergesidir. Zira Rumların anlaşmaya niyetleri yoktur. Onlar Ada’da tek taraflı bir çözümün arayışı içerisindedirler. Yani, Kıbrıs Rum tarafının çözüm parametreleri değişmeyeceği için, Kıbrıs'ta yakın zamanda bir çözüm mümkün görünmemektedir. Bu nedenle, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye’nin kırmızıçizgilerine yönelik muhtemel Rum/Yunan saldırılarını bertaraf ederekmuhatabının psikolojisini doğru okumalıdır. Nihayet, ihtiyatlı bir iyimserlikten öte çok dikkatli bir şekilde müzakere yürütülerek Rum/Yunan tarafının siyasi/diplomatik manevralarına misliyle karşılık verilmelidir.

Zeytin Dalı Harekâtı ile Afrin’de destan yazan Türk Silahlı Kuvvetleri, gerektiğinde, garantör ülke sıfatıylayeni bir Kıbrıs Barış Harekâtı’nı da gerçekleştirme kudretine sahiptir. Türkiye, aynı anda hem Suriye’de hem Kıbrıs’ta ve hem de Ege’de harekât yapabilecek güce ve tecrübeye sahip bir ülkedir. Tüm dünya ve özellikle de Rum/Yunan tarafı iyi bilmelidir ki Türk Milleti için Afrin ne ise Kıbrıs ve Egede odur.

Ayrıca, Türkiye’nin Kıbrıs’ta “enosis”e asla müsaade etmeyeceğinin de bilinmesi gerekir. Türkmilleti, savaşarak kazandığı bu vatan topraklarının bir karışını bile Rumlara vermeyecektir. Şehitlerin kanıyla sulanmış bu vatan toprakları masada kaybedilemez. Ne var ki Kıbrıs meselesinin sonsuza dek masada kalması da mümkün değildir. Bundan dolayı makul bir süre içerisinde, Kıbrıs’ta adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşılamadığı takdirde-ki gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir- mevcut statünün devamını, yani KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmasını sağlamanın en doğru yol olacağını da tüm tarafların dikkatine sunmak isteriz.


PAYLAŞ