Cumhurbaşkanı Erdoğan, 29 Eylül’de Putin ile görüşmek üzere Soçi’ye gidiyor. Her iki taraftan yapılan açıklamalarda, bu görüşmenin geniş kapsamlı olacağı, sadece İdlib’deki durumun değil başka konuların da masada görüşüleceği ifade ediliyor. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov “Görüşmelerin gündemi oldukça geniş olacak.” diyerek bunu işaret etti.

Erdoğan, New York’tan dönerken yaptığı açıklamalarda, hem ABD hem de Rusya ile ilişkilerimiz konusunda önemli mesajlar verdi; Başkan Biden döneminde ABD ile ilişkilerimizin Obama ve Trump dönemlerinden farklı şekilde, çok olumsuz bir noktaya evrildiğini, “İki NATO ülkesi olarak şu andaki durumun pek hayra alamet olmadığını” belirtti. Oysa son bir yıldır, Ankara’dan ilişkilerin önünü açmaya yönelik sıcak mesajlar veriliyordu. Özellikle Kabil Havaalanı’nın işletilmesine talip olduğumuzu açıklamamız ABD ile geniş çapta stratejik işbirliği yapmak istediğimiz anlamına gelen diplomatik bir davetti. Ancak Washington bunlara duyarsız kaldı. Zaten Taliban’ın Kabil’i almasıyla konu gündemden çıktı. BM Genel Kurul Toplantısı sırasında Ankara’nın beklentisinin aksine Biden-Erdoğan görüşmesi ayarlanmadı. Başkan Biden’ın seçildiğinden bu yana Erdoğan ile sadece bir defa,  NATO Zirvesi sırasında baş başa görüşmesi, doğrudan görüşmekten ısrarla kaçınması, şahsi bir tercih olmaktan çok Washington’da Türkiye aleyhindeki genel havanın Beyaz Saray’a yansımasıdır. Türkiye’nin bütün tepkilerine rağmen S-400’ler konusunda geri adım atmaması üzerine Ankara‘ya, “vazgeçilmez“ olmadığını Başkan Biden’ın bu soğuk ve ilgisiz tavırlarıyla göstermek istiyorlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dönüşü sırasında gazetecilere Putin ile yapacağı görüşmeye de değindi; ABD’nin aksine Rusya ile ilişkilerimizin olumlu bir çizgide seyrettiğini söyledi:

“Rusya ile ilişkilerimizde şu ana kadar herhangi bir yanlış görmedik. Sayın Putin Azerbaycan’da devlet adamlığını eğer tam manasıyla ortaya koymasaydı Azerbaycan krizinden bu şekilde çıkılamazdı. Bizim 5’li veya 6’lı platform dediğimiz olay vardı. Şu anda Paşinyan’dan olumlu sinyaller geliyor. Bu konuda da bazı adımlar atacağız. Putin ile yapacağımız görüşmede bunlar da konunun içinde olacak. Böylece Türkiye-Rusya ilişkilerinde inşallah çok daha güçlü, çok daha farklı bir döneme girmiş olacağız. Heyetler arasında görüşme yok; Sayın Putin ile sadece ikili görüşme yapacağız. Kimseyi yanımıza almadan baş başa görüşmeyi yaparken orada tabii Türkiye-Rusya ilişkilerinde önemli bir karara varacağız.”

Soçi‘de iki liderin “baş başa“ yapacağı görüşme, Erdoğan’ın bu açıklamaları çerçevesinde büyük önem kazandı. Görüşmenin dışarıya ne kadarının açıklanacağını, hangi konularda somut adımlar atmaya karar verileceğini bilemeyiz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi Türkiye-Rusya ilişkilerinde yeni bir dönemin başlamasını sağlayacak bir “temel mutabakat“ın oluşması ne derece mümkün? İki ülke arasında, söylendiği çapta yeni bir dönemi başlatacak objektif şartlar mevcut mu? Bir ay kadar önce Soçi’de yapılan Putin-Esad görüşmesinin ardından Putin, bütün yabancı askerlerin Suriye’den çıkmasını isterken elbette Türkiye’yi işaret ediyordu. Kremlin sözcüleri ve Dışişleri Bakanı Lavrov, defalarca İdlib‘in terör örgütlerinden temizlenmesi gerektiğini, Türkiye’nin bu konuda sözlerini yerine getirmediğini açıkladılar. 29 Eylül‘de hangi taraf hedeflerinden vazgeçerek geri adım atacak? Bu olmadan Suriye konusunda anlaşma nasıl mümkün olacak? Libya‘da Hafter, Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor. Bunun olması, Türkiye’nin buradan tasfiyesi anlamına geleceğine göre Rusya, başından beri Hafter’e vermekte olduğu desteği çekecek mi? Rusya, PYD/YPG konusunda Türkiye’yi frenlemekten vazgeçecek mi? Ticari ilişkilerde turizm dışında tümüyle Rusya lehindeki tablo sürecek mi? Ukrayna ile askerî anlaşmamıza, SİHA satışımıza tepkisini masaya getirirse tavrımız nasıl olacak? Bütün bu sorulara iki tarafın da razı olacağı cevaplar bulmak mümkün olmadığına göre esas konulara girilmeden turizm, enerji ve ticari konularda işbirliği yapılacağı, bölgede barışın tesisi için çalışılacağı tarzında bir açıklama duyabiliriz.

Ayrıca şunu da belirtmekte yarar var: Putin, Azerbaycan-Ermenistan savaşında adil bir barışın tesisi için değil Rusya’nın çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yaptı. Karabağ’ı alma aşamasına gelen Azerbaycan’ın harekâtını durdurarak burasını kendi kontrolüne aldı. Erivan‘a, Rusya’yı dışlayan bir adım atamayacağını gösterdi. Nahcivan-Bakü otoyolunu, Moskova’daki ateşkes anlaşmasında özellikle belirtmeyerek askıya aldı. Karabağ’a, barışı sağlama bahanesiyle getirdiği on bine yakın askeriyle, Batılı ülkeleri etkisiz kılarak bölgeye hâkim oldu. Putin’e, burada yaptıklarıyla ilgili olarak teşekkür edilecekse bırakalım bunu, tek kurşun atmadan diplomatik kanaldan onun becerisiyle büyük kazanımlar elde eden Rus halkı yapsın.


PAYLAŞ