Tarihte Bugün
  • 25.03.1912 Türk Ocakları’nın Kuruluşu
  • 25.03.2009 Muhsin Yazıcıoğlu’nun Vefatı

Aktüerya, genel anlamıyla sosyal sigorta sistemlerinde sistemin kendi kendine yetmesi ve sürdürülebilir olması demektir. Bir ülkenin geleceğine güvenle bakabilmesi için bu dengeyi kurabilmesi önemlidir. Zira milletin refahını yükseltecek hamlelerin atılması bu dengenin sağlanması ile mümkündür. Nitekim bu konuda Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” sözü bize yüzyıllar öncesinden ışık tutmaktadır. Sistemin tepesinde yer alan devletin kalkınma hamleleri ile yarınlara emin adımlar atarak ilerleyebilmesi milleti oluşturan bireyin refahına bağlıdır. Bu refah da aktüerya dengesinin korunması ile sağlanabilir.

Yazının başında tanımını verdiğimiz aktüerya için can alıcı nokta olarak aktif/pasif çalışan oranıdır. Yani ülkedeki sosyal güvenlik sistemine dahil olup prim ödeyen aktif çalışan sayısının sistemden emekli, dul, yetim… maaşı alan kişi sayısına oranıdır. Bu oranın dünya genelinde standartı 4’tür. Yani bu bir emeklinin maaşı için 4 kişinin çalışması demektir. Türkiye’de ise bu oran 2002’de 2.04, 2007’de 1.95, 2012’de 1.90 olmuştur. Yani karşımızda gittikçe alarm seviyesi yükselen bir durum var.(Veriler SGK’nın yayınlanmış istatistiklerinden alınmıştır.)

Peki bu durumun sebepleri nelerdir? Sistemi çıkmaza iten iki ana sebep vardır:

1)Sosyal güvenlik sistemine kayıtlı olmadan çalışma: Kayıt dışı istihdam, sistemi kilitleyen kronik sorunlardan bir tanesidir. Bu durum kayıtlı çalışanlara binen yükü artırmaktadır.

2)Demografik yapının değişmesi: Ülkemizde nüfus artış hızının giderek düşmesi ve aktif genç nüfusun azalması sisteme girdiyi azaltmakta, maliyeti ise artırmaktadır.

Olayın biraz da tarihsel gelişimine göz atacak olursak Sanayi İnkılâbı’nda buhar motoru ile başlayan sürecin devamı bilgi çağı olmuştur. Bilgi evrensel ölçekte yayılmış ve bu durum da bireyselleşme ve postmoderniteyi beraberinde getirmiştir. Bu süreçten diğer disiplinler gibi finans da nasibini almıştır. Kişi mali bakımdan daha özerk hâle gelmiş, beşeri sermaye ön plana çıkmıştır. Buradan bireyin ekonomik sahada daha fazla söz sahibi olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Bu kavram kulağa başlangıçta hoş gibi gelse de beraberinde riskleri de taşımaktadır. Bu riskleri yönetmesini bilmeyen kişinin ekonomik hüsranlar ile karşılaşması olağandır. Tabii ki sade bir vatandaştan bir ekonomist gibi finansal argümanları bilip kullanabilmesi beklenemez. Ancak sade vatandaşın da en azından işine yarayacak kadar finansal bilgiye sahip olması gerekir.

Burada devreye ‘finansal okuryazarlık’ girmektedir. Finansal okuryazarlık kavramını kısaca açıklamak gerekirse; aynı işyerinde eşit şartlarda ve eşit ücretlerde çalışan iki kişiden birinin diğerine göre daha yüksek refah seviyesinde yaşaması o kişinin finansal okuryazarlık bilgisinin daha iyi olduğunu gösterir. Ya da başka bir ifadeyle finansal okuryazarlık bireyin gelir ve giderlerini analiz edip mali imkânlarını buna göre kanalize etmesidir. Finansal okuryazarlık bilgisine sahip bireyler parayı bir ‘tüketim aracı’ olarak değil, üretim amacı olarak görürler. Zira bu kişiler parayı işletebilmekte, hayat boyu karşılaşabilecekleri riskleri en alt seviyeye indirebilmektedir. Finansal okuryazarlığı birey değil de ülke olarak düşünecek olursak bilgi-teknolojinin bu denli geliştiği dönemde bu yetiyi kazanmamız çok önemlidir. Aksi takdirde yalnızca bilgiyi, teknolojiyi ve finans kaynaklarını tüketen, üretimden uzak bir ülke olmamız kaçınılmaz olacaktır.

Finansal okuryazarlık sadece ülkemizde değil, küresel ölçekte de yeni bir kavram. Ancak teferruatlı bir araştırmaya gerek duymadan ülkemizde hemen hemen her üniversitede bulunan iktisat, maliye gibi konuyla ilgili bölümlere bakacak olursak finansal okuryazarla ilgili yapılmış çalışmaların, verilen eğitimlerin gelişmiş ülkelere göre çok daha kısır kaldığını görüyoruz. Yine biz gençler arasında aslında ilerideki yaşantımızın refahı için kritik öneme haiz olan bu konu ne yazık ki fazla ilgi görmüyor. Orta yaş grubunda bulunan kişilerin çoğu ise sosyal güvenlik dışında herhangi bir mali plana sahip değil.

Finansal okuryazarlığın sosyo-ekonomik, statü, yaş, cinsiyet gibi ayrımlar olmaksızın tüm toplumu kapsaması ve geleceği de düşünerek eğitim kurumlarına yayılması gerekmektedir. Finansal piyasaların gelişmesi ve giderek karmaşıklaşması, bireylerin alacağı finansal kararlarda daha fazla bilgiye gereksinim duymasına neden olmaktadır. Bireylerin finansal okuryazarlık bilgisinin eksik olması nedeniyle aldığı yanlış kararlar hem kendi yaşamını hem de finansal piyasaları olumsuz etkilemektedir. Değişen piyasa dengeleri de kişiyi finansal okuryazarlık bilgisine sahip olmayı zorunlu kılmaktadır. Bunlar arasında başlıca etken olarak “finansal dağıtım kanallarındaki artış, finans piyasalarında yaşanan özerkleşme, yeni finansal ürünlerin gelişmesi, finansal piyasalardaki bilginin giderek artması” sayabiliriz.(Kaynak: Habschick vd, 2007)

Yazımızın son kısmına gelmişken finansal okuryazarlığı ve önemini toparlayacak olursak günümüz piyasasının değişen şartları bireyleri belli bir finansal bilgi birikimine sahip olmaya sevk etmektedir. Kişinin hem kendisinin hem de ailesinin ekonomik refahını yükseltmesi bu bilgi birikimi ile olur. Bu durum bütüncül olarak bakarsak toplumun da refahının yükselmesini sağlayacaktır. Bu durum toplumda ekonomik sebeplerden dolayı yaşanan buhranları önleyecektir. Böylece yarınlara ilerlerken milletimiz adımlarını daha emin bir biçimde atacaktır.

Genç Kalemler projesi hakkında bilgi almak ve yazı göndermek için tıklayınız!


PAYLAŞ