Duyurular
Tümü
Tarihte Bugün
  • 22.07.2011 Necdet Sevinç’in Vefatı

Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir,
Kahramanlık saldırıp bir daha dönmemektir.
Hüseyin Nihal Atsız

Kahramana Olan İhtiyaç


Kahraman kelimesinin sıfat olarak anlamı savaşta veya tehlikeli bir durumda cesaretli davranan, alp, yiğit kimse demektir. Türkçedeki tam karşılığı ise ‘Bahadır’ kelimesidir. Uluslar kahramana çeşitli nedenlerden ihtiyaç duyar. Tarih sahnesine çıkan kahramanların karşısında kendi uluslarından bir bahadırın da yer almasını istemek ya da toplumun rol model alabilmesi için kahramanı ideal insan tasavvur etmek bu nedenlerden birkaçıdır. Buradan hareketle kahraman için; ‘çıktığı ulusun motivasyon kaynağıdır’ tespitini yapmak yanlış olmayacaktır. Ulus kahramanlarının toplumun geri kalanı için fedakârlık yapmış olması onların temel özelliklerindendir. Yapılmış olan bu fedakârlık neticesinde toplum, öz sorumluluğunun bazılarını kahramanına devretmiş, bu bahadır kişi de ulusunun ona biçtiği sorumluluğu ifa etmekten kaçınmamıştır. Ulus kahramanının diğer bir özelliği ise unvanını talep etmemesi; onu sinesinden çıktığı, kendisini vakfettiği toplumun onay vermesiyle elde etmesidir.

Ulusların Çıkardığı Kahramanlar ve Türk Kahraman Telakkisi


Nobel Edebiyat Ödülünün sahibi İrlandalı yazar Bernard Shaw’ın da ifade ettiği gibi “Yenilenlerin tarihini yenenler yazmıştır”. Bu nazariye hem tarihin kasıtlı olarak zafer sahibi tarafından çarpıtıldığı, hem de insanlık tarihinin bir savaşlar tarihi olduğu anlamı taşır. Ulus kahramanlarının tarih sahnesine çıkışı çoğunlukla savaşlar neticesinde olmuştur. Antik Çağda M.Ö V. yüzyılda yaşanan Yunan ve Pers savaşı sayesinde ‘Marathon Kahramanı’ unvanı alan komutan Genç Miltiades bu durumun en erken örneklerindendir. Aynı savaş ikinci bir kahramana ev sahipliği yapmış, filmlere ve dizilere konu olan Spartalı Leonidas ya da I. Leonidas da bu savaş neticesinde Yunan ulusal hafızasında yer kazanmıştır. İmparator Alexander diğer adıyla Büyük İskender, askeri başarılarıyla şöhrete kavuşmuşsa da Miltiades ve Leonidas’ta görüldüğü üzere hafızalarda yer etmek için her zaman taarruz ve galibiyet gerekmez, bahadırca yapılan müdafaalar da (yenilmiş dahi olunsa) uluslar için hatırlanmaya değerdir. Hatırlanmayı başaran diğer müdafilerden biri de Çin İmparatoru Şi Huang’tır, Türk askeri gücüne ve akınlara dayanamayan imparator nihayet M.Ö III. yüzyılda dünyanın en uzun duvarının, Çin Seddi’nin yapılması emrini vermiştir. Roma’ya derin bir hasret duyarak ömrünü geçirmiş Frank Kralı Charlemagne ise VIII. yüzyılda Avrupa’nın neredeyse tamamını ele geçirerek Papa III. Leo’dan giydiği tacıyla idaresine bir kutsiyet kazandırmıştı. Verilen tüm örneklerle anlaşılmaktadır ki, ister galip olsun, ister mağlup, tüm coğrafyalar bir kahraman arzular ve tarih kurbanını seçer. Böylece meleklerin Tanrı’ya sorduğu; “Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın?”(Bakara:30) sorusu hiç cevap bulamadan tüm tarih devirlerinde tekrar tekrar sorulmaktadır.

Bu kadar katilin ve maktulün arasında; otağları, pusatları ve kır atlarıyla Türkler, kahramanlık ya da bahadırlık görevine diğer tüm medeniyetlerden farklı bir anlam yüklemişlerdir. Türk kağanlarının sahip olmak zorunda olduğu ‘kutluluk’ mefhumu, Mezopotamya’daki Tanrı-Kral algısından ve diğer ulusların idari makamlarına yaptığı kutsiyet atfından oldukça farklıdır. En büyük farkı ise kut kavramının verdiği gücün, toplum üzerindeki tesiridir. Türk kağanı topluma karşı sorumluluklar taşırken, Mezopotamya’da yaşayan toplum Tanrı-Kral’a karşı sorumluluk taşımaktadır. Biri halkın yararına çalışırken, diğeri halkının kendi yararına çalışmasını bekler. Türklerde kutluluk ve sorumluluk şartını Bilge Kağan’ın Orhun Kitabelerinde yer alan “Tanrı buyurduğu için, devletli olduğum için kağan olarak oturdum. Kağanlığa oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım.” sözünden yola çıkarak anlamak mümkündür. Türklerde kahramanlar çoğunlukla liderlerden seçilir. Lider de genellikle aynı zamanda komutan olduğundan, kahramanın, askeri, siyasi ve dini manada maharetleri olmalıdır, bunu takiben ağır sorumlulukları da olacaktır. Yine Türkler kahramanları arasında kişi ayrımı yapmaz. Bu algının Türk Edebiyatındaki en güzel yansımaları ise Namık Kemal’in Vatan Şarkısı şiirinde geçen;

Ecdadımızın heybeti maruf-u cihandır,
Fıtrat değişir sanma! Bu kan yine o kandır!

Beytiyle, Ziya Gökalp’in Cenk Türküsüşiirinde geçen;

Yürü diyor, hakkı zulüm kanattı!
Atillâ’nın oğlusun sen, unutma!

beytidir. Buradan anlaşılacağı üzere kahramanlık bir haldir. Bir şahsa matuf değildir, aksine Türk kahramanlık telakkisinde bu hale bürünen kişi binlerce Türk kahramanın taşıdığı ruhu bedeninde taşıyor demektir ki bu Hun İmparatoru Atilla ile ondan yüzlerce yıl sonra yaşamış Bilge Kağan’ı müşterek hisler ve sorumluluklar altında birleştirir. Atsız Beğ’in de Türk devletlerinin tarihte birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin menşei itibariyle kuruluş yılının ilk Türk sevletinin kurulduğu yıla tarihlendirilmesi gerektiğini ifade etmesi zannederim aynı analoji üzerine kurulmuş bir düşüncedir.

Türk Kahramanlarının Çatıştırılması Üzerine Niyet Okuması;
Türk kahramanlık ruhunun üzerinde tecelli ettiği kişi Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Ömrünü milletine vakfeden Paşa, harpten harbe koşarken, tüm mesaisini milleti için sarf ederken, Türklük şuurundan asla kopmadan hayatını devam ettirmiş, üzerinde yaşamış olduğumuz Türk devletinin kurulmasına öncülük etmiştir. Tüm bu başarılarından dolayı ömrünü vakfettiği milleti ona ‘Türklerin Atası’ ünvanını verdiyse de o onuncu yıl nutkunda asıl kahramanın milleti olduğunu şu sözleriyle ifade etmiştir; “Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir”. Yine başka bir ifadesiyle üzerinde taşıdığı ruhu şöyle ifade etmiştir; İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”

Gazi Namdar unvanıyla Enver Paşa ise Türklük uğruna canını feda etmiş bir başka kahramandır. Cemal Kutay’ın yazdığı ‘Enver Paşa Lenin’e Karşı’ adlı eserde Paşa’nın şu ifadesi nakledilir; “Benim Türklük idealine daha büyük bir borcum vardı: Kanım… Burada ya şerefli, hür bir devletin gazileri olarak yaşayacağız ve ya bu uğurda öleceğiz. Ben dağ başlarında, çöl enginliklerinde, yol kavşaklarında dövüşen yiğitlerin safına katılmak ve onları teşkilatlandırmak için yola çıkıyorum. Bana dua ediniz”. Gazi Namdar Enver Paşa’nın eşine yazdığı mektupta Gazi Mustafa Kemal ile ilgili bir ifadesi ise; “İkinci bir arzum daha vardır. O da Sarı Paşa ile ilgilidir. Onun başarıya ulaşması için mümkün olan hiç bir yardımı esirgeme. Zira Allah onu bu memleketi düşmanlardan kurtarmak ve korumak için seçip göndermiştir”. Türk kahraman telakkisini kalkıştığım izahtan ve Paşaların ifadelerinden de anlaşılacağı üzere bu iki Türk kahramanı süngü süngüye çarpışsa dahi –ki Atatürk ve Enver Paşa arasında öyle bir düşmanlık katiyen yaşanmamıştır- birbirlerine alternatif oluşturmazlar. Birinin varlığı diğerinin unutulmasına sebep olamaz, olmamıştır da.

Küllerinden doğmuş Cumhuriyetimizin banisi Atatürk, neticede bu ülkenin ulusal kahramanıdır. Onun aziz hatırasını silmek, ona alternatif oluşturmak için tarihten cımbızla kahraman ayırmak, en hafif tabirle art niyetliliktir. Bu art niyetli taifenin, Sultan Abdulhamid’i de bir operasyonla gündeme almaları ancak Türk milliyetçileri arasına bu referansla nifak sokamadıktan sonra Enver Paşa’yı kullanmaları dikkate şayandır. Türk milletinin zihin dünyasını iğfal etmek için canhıraş mesai harcayan, tarihten intikam almaya çalışan gafillerin tek derdi ise Atatürk’ün deyimiyle “Temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti”ve onun üzerine oturduğu müstahkem zeminin sarsılmasını sağlamaktadır. Ancak bilinmelidir ki; “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”.


PAYLAŞ