Duyurular
Tümü
Tarihte Bugün
  • 22.07.2011 Necdet Sevinç’in Vefatı

yılın ilk gününden itibaren faaliyete geçen ''poşet'' uygulaması hepinizin mâlûmu. Gerek hükümetin verdiği demeçler, gerek halkın tepkileri, konuyu birkaç ay daha gündemde tutacağa benziyor.

Öncelikle şu poşet kelimesinin kökenine bir bakalım. Poşet, Fransızca ''pochette'' kelimesinin Türkçeye sirayet etmiş halidir. Muhtemelen Türkçenin yazıldığı gibi okunan bir dil olmasından istifade edilerek nakil yapılmıştır. Poşetin Türkçede muadili olan kelime ''naylon torba''dır. Her ne kadar naylon da Fransızca kökenli olsa da ben tercihimi, günlük dilde, ikincisinden yana kullanıyorum. Çünkü poşet direkt icat edilen bir ürünü ifade ederken; naylon, torbanın ana maddesini belirtmektedir.

Türkçe hassasiyetimi bir kenara bırakacak olursak, asıl meselemiz poşet uygulamasının nasıl algılanması gerektiği meselesidir. Bir yanda durumu çevreci demeçlerle açıklayan ve tamamen insanî niyetler öne sürerek açıklayanlar varken, diğer yanda ise onları çelişkili davranmakla yargılayan geniş bir topluluk var.

Çevrecilik bâbında konuyu ele alırsak; bir Türk vatandaşı yılda ortalama 440 poşet kullanıyor. Hedef ise bu yıl sayıyı kişi başı 90'a düşürmek. Bir poşetin tabiatta kendiliğinden yok olması 400 yıl sürüyor. Verilere göre, plastik atıklardan sadece yılda 5 milyar ton poşet kullanılma kabiliyetini kaybettiği için tabiata gidiyor. Plastiklerin, direkt çevreye ve insan sağlığına yaptığı etkileri bir yana, doğanın olağan akışına zarar vermekte, canlıların sıhhatine ve dolaylı olarak yine insana tesir etmektedir. Görünen o ki uygulama, hiç şüphesiz insanlığın faydasına olacaktır.

Konuya bir de uygulamaya muhalefet edenlerin gözünden bakalım. İlk akla gelen şüphesiz, madem maksat doğayı temiz bir vaziyete getirmek, o hâlde fabrikaların kirli su atıklarına, bacalarından çıkan gazlarına, şehir merkezlerindeki yerleşkelerine neden müdahale edilmiyor? Fabrika atıkları poşetlerden daha mı az zararlıdır? İkinci bir husus olarak, poşetler paralı olacaksa üzerinde şirketlerin marka ismi neden bulunuyor? Parayla alacaksak, bizi reklam aracı olarak kullanmayın, reklamsız poşetler satılsın talebi var. Bir de paranın gittiği yer meselesi... 25 kuruşun 10 kuruşu maliyete, 15 kuruşu ise devlet hazinesine gidecek. Haliyle 15 kuruşluk kaleme tepki var. Çünkü açıklamalarda maksadın gelir elde etmek olmadığı belirtiliyor.

Biz konuyu daha fazla temellendirerek, gerçek ve tutarlı sebepler üzerinden düşünmeye çalışacağız. Poşet kullanımının Türkiye'de başlaması, 1990'ların başı gibi geç bir dönemi bulmuştur. Bu dönem vatandaşın tüketim harcamalarının yükseldiği bir zamandır. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti 1980'lerin başından itibaren serbest dünya piyasasına artılarıyla eksileriyle giriş yapmıştır. Ülkedeki ürünlerin çeşitliliğinde, dolaşımdaki para miktarında ve bunların doğal sonucu olarak harcamalarda da ciddi bir artış olmuştur. Pratik ürün taşıma vasıtası olarak, Avrupa ve Amerika'da kullanılmaya çok önceleri başlanan poşetin, Türkiye'ye girmemesi zaten beklenemezdi. Zira artık Türkiye'de de mahalle aralarına varana dek market zincirleri türemişti. Günümüzde ise kapitalist sistemin bu tarz sonuçlarının zirvesini yaşamaktayız.

İşin aslını bilmemekle beraber, poşetin ilk kullanıldığı günlerde, bugünkü kötü sonuçlarının kestirilememe ihtimali pek yüksektir diye düşünüyorum. Zira insan aklının sınırlı oluşu, her şeyin hesap edilememesine sebebiyet vermektedir. Pekala bugün gelinen vahim durum ise ortadadır. Ne yapılmalı, tavrımız nasıl olmalıdır?

Yukarıda poşet uygulamasıyla ilgili olumlu ve olumsuz düşünceleri açıklamaya çalışmıştık. Bizim kanaatimize göre zararın neresinden dönülse kârdır. Uygulamayı hayata geçiren iktidarın iradesi ne olursa olsun, her Türk vatandaşının sorumluluk alarak destek olması gerekmektedir. Hatta bu destek; poşetle sınırlı kalmayıp, canlı varlığının sağlık ve geleceği için lüzumlu olan her türlü önlemle genişletilmelidir. Çünkü bu topraklar üzerinde hep birlikte yaşıyoruz, hepimizin birbirimiz üzerinde hakkı bulunmaktadır. Yarınki sağlıklı ve muasır Türkiye'nin kurucuları, Nurettin Topçu’nun çizdiği rol model olan, ''mesûl insan'' olacaktır. İnsanlığın faydasına olan her işte, sorumluluk almak vazifemiz olmalıdır.

 


PAYLAŞ