Genç Kalemler projesi hakkında bilgi almak ve yazı göndermek için tıklayınız!

ÖZ

Dervişler, 13.ve 14. yüzyılda Anadolu'da toplumsal ve siyasi açıdan önemli bir yer teşkil etmişlerdir. Bu Türk dervişleri Anadolu'da Türkler arasında İslamiyet'in yayılmasında önemli faaliyetlerde bulunmuş, özellikle Anadolu Selçuklularının dağılma süreciyle beraber nüfuzlarını arttırmışlardır. Osmanlı Beyliği ise kuruluşunda bu Türk dervişlerini kullanmış, Anadolu’nun siyasi ve iktisadi birliğini de bu suretle sağlamıştır. Osmanlı’da dervişler çeşitli zaviyeler ve tarikatlar kurarak İslamiyet’i yaymaya muvaffak olmuştur. Filhakika, Osmanlı’nın kalıcı olmasını sağlayan en büyük etkenlerden biri dervişlerdir.

Anahtar Kelimeler

Derviş, Osmanlı Devleti, Zaviye, İslamiyet

SUMMARY

The dervishes constituted an important social and political place in Anatolia during the 13th and 14th centuries. These Turkish dervishes performed important activities in the spread of Islam among the Turks in Anatolia, especially the Anatolian Seljuk’s. The Ottoman Principality used these Turkish dervishes in its establishment and ensured the political and economic unity of Anatolia. In the Ottoman Empire, the dervishes succeeded in spreading Islam by establishing various sects. Really, Dervishes are the main factors that make the Ottoman permanent.

Keywords

Dervish, Ottoman State, Zaviye, Islam

GİRİŞ

Anadolu’nun İslamlaşması ile Türk tarihine nüfuz etmiş olan ve kelime anlamıyla, “Bir tarikata ve bir Şeyhe bağlı olan mürid, sufiyane bir hayat yaşayan kişi” veya kişilere derviş denir. Farsça bir kelime olmakla birlikte, esas itibariyle “muhtaç, yoksul ve dilenci” anlamıyla kullanılır.[1]Anadolu, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan önceki yüzyılda, Şihabeddin Sühreverdi, İbn Arabi, Şems-i Tebrizi, Ahi Evran, Mevlana Celaleddin Rumi, Sadreddin Konevi, Yunus Emre gibi dervişlerin öne çıktığı bir coğrafyadır. Bu dervişler Anadolu insanının duygu ve düşünce dünyasında derin izler bırakmıştır.[2]Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ise dervişlerin rolü oldukça fazladır. Osmanlı Devleti kurulurken Anadolu’daki Ahi ve Babai tarikatları en faal devirlerini yaşıyorlar ve bu alanda mevcut beylikler üzerinde nüfuzlarını gösteriyorlardı; bundan dolayı bu tarikat zümrelerinin Osmanlı Beyliği çevresinde de faaliyetleri görülmekteydi. Osmanlı Devleti’nin temeli atılırken bu beylik Ahilikten ve Ahi reislerinin nüfuzlarından istifade etmişti. Gerçekten de Osman Gazi’nin kayınbabası Şeyh Edebali o tarihlerde Ahilerin ulularındandı.[3]Eski Osmanlı rivayetlerinde Alpler, Alp-erenler, Ahiler Osman Gazi’nin en yakınları olarak gösterilir. Rivayette Osman, bir Babai Halifesi olan Şeyh Edebali’nin doğru yolu göstermesiyle ve beline gaza kılıcını bağlaması ki bu tam olarak bir Ahi âdetidir, bu adetle Gazi olmuş, gaza akınlarına başlamıştır.[4]Osmanlı Beyliği’nin Uc noktalarının farklı derviş zümreleri ile tanışması ise gecikmedi. Çünkü her açıdan Uclara yerleşmek avantajlıydı.

Moğol kuvvetleri, Batı-Anadolu’yu uslandırma seferleri yaptıkları halde, Osmanlı ucuna erişmek için Germiyan topraklarını çiğnemeleri gerekirdi. Öte yandan Uclar, genellikle esir ve ganimetle zenginleşmiş bölgeler sayılıyor, Orta-Anadolu’dan, Konya’dan âlimler ve dervişler geçimleri için zaviye kurmak, sadaka toplamak için Uclara geliyorlardı.1240’larda Selçuklu Devleti’ne karşı Baba İlyas etrafındaki Türkmen ayaklanması şiddetle bastırıldı. Babai dervişleri, Ucların en uzak noktalarına dolayısıyla Osmanlı topraklarına kaçıp sığınmış görünmektedir.[5]İlk döneme ait tahrir defterlerinde dağda kırda boş toprakları şenletip zaviye kuran, sonra bunu vakıf olarak sultanlara onaylatan Kalenderi, Babai dervişlerine ait birçok kayıtlar bulmaktayız. Yer açıp zaviye kuran ve vakfa bağlayan bu dervişleri, Ö. L. Barkan, yerleşim yerleri yaratan kolonizatör dervişler saymaktadır. Sultanlar bu vakıfları daima “ayende ve revendeye”( gelip geçen yolculara) hizmet koşuluyla verirler.

Derviş bir zaviye kurar, etrafındaki öbür dervişlerle toprağı işler, tarla açar, bahçe yapar, gelirleriyle kendileri geçinir ve yolculara üç gün kalmaları koşuluyla, barınma ve yeme içme sağlarlar. Fütüvvet kurallarını izleyen Ahi zaviyeleri, bu gibi zaviyelerin başında gelir. Misafirlik geleneği, yalnız Ahi zaviyeleri için değil, gelip geçen yolculara hizmet etme koşuluyla Sultandan berat almış tüm zaviyeler için değişmez bir kuralıdır. Toprağı işlemede, hasat ve harcamada zaviye mensupları her şeyi ortaklaşa yaparlar, komünal bir hayat yaşarlar. Herkes çalışmak zorundadır. Fütüvvet yani centilmenlik ve kardeşlik disiplini ortaklaşa çalışma, yolcu ve fakirlere hizmet, dinî bir hayır işi sayılmaktadır ve bu nedenle vakfa bağlanmaktadır. Zaviye etrafına zamanla nüfus yerleşmekte, köyler meydana çıkmaktadır. Anadolu ve Rum-ili taponomisi, pek çok köyün menşeinde bu biçimde derviş zaviyeleriyle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.[6]Sultanların bu gibi yeni yerleşmelere vakıf statüsü vermeleri, vergilerden affetmesi, Anadolu ve Rumilinde Türk yerleşme-kolonizasyon sürecini kolaylaştıran başlıca bir yöntem olarak önemlidir.[7]

Âşıkpaşazade Anadolu’da dört misafir taifeden söz eder; Gaziyan, Ahiyyan, Abdalan ve Baciyan.[8]Anadolu Gazileri diyebileceğimiz Gaziyan ifadesinden uçlardaki dinî-askeri teşkilat anlaşılıyor. Sonraki dönemde kurulan yeniçeri teşkilatının manevi arka planını ise Anadolu’da kurulmuş olan Bektaşiyye oluşturmuştur. Ahilik ise esnaflıktan eğitime, siyasetten savaşa kadar geniş bir faaliyet alanına sahip ve Anadolu Türklerine özgü bir oluşumdur. Anadolu’nun pek çok yerindeki zaviyelerle konaklama hizmetleri de veren Ahilerin Osmanlı Devleti üzerindeki etkileri Fatih dönemine kadar sürmüştür. Baciyan-ı Rum’un, Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı tarafından kurulduğu ve teşkilatın Ahilerin kadın kolları olduğuna dair kanaatler bulunmaktadır. Teşkilat kadınlarının eğitimiyle ilgileniyor ve gayrimüslim kadınlar arasında İslamlaşma faaliyetleri yürütüyorlardı. Abdal kelimesi, 12. ve 14. yüzyıllarda derviş anlamında kullanılmıştır. Abdalların Yesevi, Vefai, Babai, Bektaşi ve Kalenderi zümrelerle ilişkili oldukları kanaati vardır. Buna örnek olarak Geyikli Baba’yı gösterebiliriz.[9]Uc Türkmen toplumları dâhil, Anadolu Türk halkının tüm sosyal hayatını düzenleyen faydacı bir sosyal-etik sistemden yani fütüvvetten ve buna dayalı bir model örgütten söz etmek mümkündür. Bu model, Gaziyan, Ahiyyan, Abdalan ve Baciyan için ortak bir modeldir. Yiğitlik, Centilmenlik, dayanışma, özveri gibi etik nitelikler ve üç kademeli bir örgütlenme (şeyh, ahi, yiğit, derviş, talib ) modelin genel çizgileri olarak ortaya çıkmaktadır.[10]

OSMANLI DEVLET POLİTİKASI VE AHİLER

Osmanlı Devleti, kurulduğu yıllarda Anadolu'da bulunan dervişlerden yalnızca dinî olarak yararlanmamış, devletin kuruluş temellerinin güçlendirilmesi açısından sosyokültürel faydalar görmüştür. Osmanlı'nın uc bölgelerinde Osman Gazi'nin manevi destekleyicisi, hukuki ve sosyal hayatı örgütleyici olarak ahiler ile fakılar görülür. Osman Gazi bir bölgeyi ele geçirdikten sonra bu ülkeyi nasıl örgütleyeceğini ahilerden ve fakılardan sormaktadır. Fakılar İslam hukukunu, İslam kurumlarını bilen insanlar olarak gazi önderi yönlendirici bilgiler sağlamaktadır. İlk Osmanlı beyleri Osman ve Orhan tarafından ahiler ve fakılara verilmiş birçok vakıf köy ve çiftlik, tahrir defterleri kayıtlarıyla bize kadar gelmiştir. Bu dönemde vakıfların büyük bir kısmı fakılara verilmiştir. Bu kayıtlarda, daha bu zamanda, Türkmenlerin köylere yerleştiklerini biliyoruz. Köye yerleşen bir grubun, İslam kurallarına göre yaşamlarını düzenlemek için bir köy imamına, bir din adamına ihtiyacı vardı. İşte fakıların en aşağı kademede olanları bu köy imamlarıdır. Daha yukarıda kadılar, vezirler gelmekteydi. 1330’larda Osmanlı ülkesini gezen İbn Battuta seyahatnamesinde bu çeşit köy imamlarından bahseder. Osman Gazi döneminde bu fakıların en meşhuru Tursun Fakih’tir. Eskiden daha çok ahilerin önde geldiği sanılıyordu. Fakat tahrir defterlerindeki vakıf kayıtları fakıların daha ağır bastığını gösterdi. İleri gelen fakılar, Sünni İslam hukukunu bilen din adamları olarak toplumda önemli rol oynamışlardır. Osman Gazi dönemine ait fakılar arasında Edebali, Tursun Fakih adlarını biliyoruz. Bize ilk Osmanlı tarihini nakleden İshak Fakih ve onun oğlu Yahşi Fakih bu fakılardan ikisidir. Bu durumda vakıfların da kanıtladığı gibi, daha Osman Gazi zamanında İslam hukukunu bilen kişilerle devlet kuran bey arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. Beyliği teşkilatlandırma, dini- sosyal hayatı düzenleme bakımından bu fakılar önemli rol oynamıştır.[11]

Ahi birlikleri, yüzyıllar boyunca İslam toplumunu pek çok yönden etkilemiştir. Özellikle Türkiye Selçuklu, Beylikler dönemi ve Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarında etkileri bilinmektedir. Toplumsal hayatın temel dinamiklerinden birisi olan ve teşkilatlanmış bir yapı şeklinde ortaya çıkan Ahiliğin temeli yalnız Osmanlı Devleti’nde değil İslam öncesi döneme kadar uzandığı aşikârdır. Yüzyıllar boyunca İslam-Türk toplumunda sosyal dayanışmanın birlik ve beraberliğin, iktisadi kalkınmanın, siyasi istikrarın en önemli unsurlarından birisi olarak ahilik teşkilatı kabul edilir.[12]Ahilik,Arapça "kardeşim" manasındaki ahi kelimesinden gelir. Temelde Kur'an'a ve Hz. Peygamber'in sünnetine dayandırılan prensipleriyle İslam’ı anlayışa doğrudan bağlı olan Ahiliğin tasavvufta önemli bir yeri bulunan “uhuvveti (kardeşlik kazanılan yer)” hatırlatmasından dolayı da kolayca yayılması ve kabul görmesi mümkün olmuştur. Bu teşkilatın Anadolu'da kurulmasında fütüvvet teşkilatının büyük tesiri vardır.[13]Dolayısıyla da Kuruluş döneminde ahilerin ve fütüvvet akımının kesin bir rol oynadığı kuşku götürmez. Debbagların piri sayılan Ahi Evren 32 çeşit esnafın piri sayılır. Gerçekten dericilik, Anadolu Türk sanatlarının en önemlisi sayılır. Eskinin geleneksel yaşamında ev eşyası, hayvan takımları, vb. deriden yapılırdı. Kırşehir’de Ahi Evren tekkesi şeyhi tüm imparatorlukta her şehirde ahilerin reisi sayılan ahi babalara icazetname göndererek makamlarını onaylardı. 1334’de Anadolu’yu gezmiş olan İbn Battuta memleketin her tarafında kendisini zaviyelerinde misafir eden ahileri görmüştür. İbn Battuta’ya göre ahilere Anadolu’nun her bölgesinde, şehirlerde ve köylerde rastlanır. Dünyanın hiçbir köşesinde, yabancılara yakınlık göstermede, onların yiyecek ve diğer gereksinimleri karşılamada gösterdikleri ciddi çabaları bakımından onlarla kıyaslanabilecek kimsenin olmadığını belirtmiştir. Ahilerin dilinde ahi; kendi sanatında çalışanları, evlenmemiş gençleri ve bekâr yaşamı seçmiş olanları bir araya toplayıp onların önderi olmayı kabul eden kimsedir. Buna Fütüvvet de denir. Ahi bir zaviye kurar, onu halı, kandiller ve başka gerekli eşya ile döşer.[14]Zaviyede onunla beraber olanlar, gündüz çalışırlar ve ikindi namazından sonra ortaklaşa kazançlarını getirirler, bu para ile zaviyede yenecek meyve ve başka yiyecekler satın alınır. Şayet o gün şehre bir yolcu gelmişse, kendisini zaviyede konuk ederler, ağırlarlar ve yiyecekleri beraber yerler ve yemekten sonra ilahi ve raks ile sema yaparlar. Zaviye üyelerine Fityan, başlarına da Ahi denir. Fityan denilen gençlerin ellerinde uzun birer hançer vardır ve başlarında benzerini sonradan yeniçerilerde görülen uzun beyaz keçeden külah taşırlardı. Ahiler arasında zengin de fakir de vardır.

İbn Battuta, ahilerin, Hz. Ali’ye kadar giden pirleri olup fütüvvete tabi olduklarını, özel bir giysi giydiklerini belirtir ve verdiği ilginç ayrıntılar arasında, bu Uçlarda İslam dünyasının çeşitli bölgelerinden gelmiş ulema ve sufilerden söz edilir.[15]Fütüvvet düşüncesi Osmanlıyı iktisadi yönden de epey etkilediğini gördük. Fütüvvet, ahilik adabı yani belli sosyal, ahlak ve davranış kuralları, yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının milli karakterini belirlemiştir. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davranışları üzerinde tespit ettikleri özellikler; olağanüstü bir konukseverlik, güç durumda olanların yardımına koşma, özveri ve dayanışma, emece ile tarlada hep birlikte ortak çalışma, büyüğe saygı, hırsızlıktan, cinsel tacizden ve başkası aleyhinde kötü söz söylemekten kaçınma yani eline, beline, diline hâkim olma ve yiğitlik vb. hepsi fütüvvet namelerde telkin edilen ideal insan sıfatlarıdır. Fütüvvet ve ahilik kasaba ve şehir nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan esnafın davranışlarını belirlemiştir; ahi zaviyelerinde genç işçilere, alçakgönüllülük, sosyal dayanışma, özveri, ustaya itaat gibi esnaf lonca örgütünün gerektirdiği bir ahlak eğitimi verilirdi. Osmanlı zanaatları çırak-kalfa-usta eğitimiyle öğrenildiğinden, fütüvvet adabı, sosyo-ekonomik yapının temel ahlaki işlevini yerine getirmekteydi. İşçilerin ahlaki-sosyal ve iş disiplini fütüvvetnameler ve ahi zaviyelerince sağlanırken, şehrin üretim koşulları, esnaf teşkilatı ile devletin işbirliği sayesinde ayarlanırdı.[16]Ahiliğin ahlak ve erkânını tespit eden ve Ömer Sühreverdi’nin eserleriyle, sufi inanışlarıyla zenginleşen Fütüvvetnameler, Anadolu’nun her tarafına yayıldı, şehirlerde ve köylerde fütüvveti benimseyen ahi zaviyeleri kuruldu. Sultanlar ve özel kişiler, vakıflar yaparak bu zaviyeleri desteklediler. Osman ve Orhan dönemlerine ait vakıf kayıtları, Osmanlı ülkesinde erkenden birçok ahi zaviyesinin kurulmuş olduğunu göstermektedir. Ahilik, Sünni İslam çerçevesinde bir sosyal örgütlenme olarak kabul edilse de, göçer Türkmenler arasında dinî hayatı Heterodoks[17]tarikat dervişleri temsil etmekteydi.[18]

SONUÇ

Anadolu’da İslamlaşma deyince aklımıza dört taife gelmektedir. Bu taifeler gerek İslamlaşma açısından gerek iktisadi açıdan Selçukludan bu yana faaliyet göstermiş ve bu konuda elimize geçen kaynaklara göre başarılı olmuşlardır. Osmanlının kuruluşunda ise dervişlerin rolü fazladır. Dervişlerin etkisi Osmanlıda Fatih dönemine kadar sürmüştür. Bu dört taife Anadolu’da yiğitlik, centilmenlik, dayanışma gibi nitelikleri aşılamışlardır. Ahiler, esnaflıktan eğitime, siyasetten savaşa kadar geniş bir faaliyet alanına sahiptir. Baciyan-ı Rum ise kadınlar arasındaki dayanışmayı ve İslamlaşmayı yaymaya çalışmışlardır. Gaziyan-ı Rum ise askeri teşkilatı oluşturuyordu. Son olarak Abdalan-ı Rum 14. yüzyıllarda derviş olarak kullanılmış ve dini bir teşkilat olarak kabul edilmektedir. Osmanlı Devleti kurulduğunda ise bu dervişleri kuruluşunda kullanmıştır. Bu dervişlerin varlığını Âşık Paşazadenin eserinde görmekteyiz. Bu derviş taifesi Osmanlı Devleti’nin kalıcılığının arkasındaki önemli etkenlerden biridir. Osmanlı Devleti izlemiş olduğu siyasi ve iktisadi politika sayesinde Anadolu’da ve Balkanlarda başarı sağlamıştır. Ahiler ise Osmanlının Fütüvvet düşüncesini iktisadi açıdan epey etkilemiştir. Fütüvvet, Ahilik adabı, yüzyıllar boyunca Anadolu’daki halkın düşünce ve yaşayış biçimlerini etkilemiştir. Ahiler, gerek Balkanlarda gerek Anadolu’da konukseverliği dayanışması ve eline, beline, diline hâkim ol düşüncesi ile halkın nazarında ideal bir insan olma örneği sunmayı başarmıştır.

Kaynakça

Erginli, Zafer, “Osmanlı Devletinin Kuruluşunda Türk Dervişlerinin İzleri”, Türkler Ansiklopedisi, IX, 107-115.

Halil, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, İstanbul: İş Bankası Yay. 2017.

___________, Devlet-i Aliyye, cilt 1, İstanbul: İş Bankası Yay. 2017.

Kazıcı, Ziya, “Ahilik”, DİA, I, 540-542. Şahin, Haşim, “Selçuklular döneminde Ahiler”, Anadolu Selçukluları ve Beylikleri Dönemi, cilt 1, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. 2006.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, cilt 1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay. 2016. Yazıcı, Tahsin, “Derviş”, DİA, IX, 188-190.

 

[1]Tahsin Yazıcı, “Derviş”, DİA, IX, 189.

[2]Zafer Erginli, “Osmanlı Devletinin Kuruluşunda Türk Dervişlerinin İzleri”, Türkler Ansiklopedisi, IX,194.

[3]İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, cilt. 1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2016, s. 530.

[4]Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s. 35, İstanbul, 2017.

[5]İnalcık,Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s.38

[6]İnalcık,Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s.40

[7]İnalcık,Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s.41

[8]Halil İnalcık,Devlet-i Aliyye, cilt.1, s.29, İstanbul, 2017

[9]Erginli, Osmanlı Devletinin Kuruluşunda Türk Dervişlerinin İzleri, s.194

[10]İnalcık, Devlet-i Aliyye, s.33

[11]İnalcık,Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s.46

[12]Haşim Şahin, “Selçuklular Döneminde Ahiler”, Anadolu Selçukluları ve Beylikler Dönemi, cilt 1, 299

[13]Ziya Kazıcı,“Ahilik”, DİA, I, 540

[14]İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s.48

[15]İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s.49

[16]İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s.52

[17]“Heterodoxie” Yunanca bir kelime olup, gerçek ve doğru inanç kabul edilen “Orthodoxie”nin karşıtıdır. Belirli bir dinin dogmalarına uygun ve doğru yol sayılan inançlardan ayrılan her inanç sistemi heterodoks olarak kabul edilir. İslamiyet’te dogmalara (Kuran ve Hadis hükümlerine) uygun düşen inancın “Sünnilik” olduğu düşünülür. Sünniliğe aykırı düşen inançlar ise İslam’daki heterodoksluğu temsil eder. Bunlar Sünniliğe ters düşen fakat İslam dini çerçevesine girdiği kabul edilen inançlardır.

[18]İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, s.53


PAYLAŞ