Türk Ocakları Genel Merkezi’nde 7 Mart 2020 Cumartesi günü gerçekleştirilen Ocakbaşı Sohbetinde “Koronavirüs Gerçeği - Biyolojik Silahlar ve Günümüzdeki Uygulamaları” konusu konuşuldu. Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz’un yöneticiliğini yaptığı programa konuşmacı olarak Prof. Dr. Rahmet Güner ve PRof. Dr. Hilmi Özden katıldı.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde lisan ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fak. Uzmanlık eğitimini tamamlayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Rahmet Güner’in  konuşmasıyla başlayan program, iki başlık üzerinden ele alındı. Güner, Koronavirüs Gerçeği başlığı üzerinden konuyu değerlendirdi.

Güner konuşmasına William Stewart’ın şu sözleriyle başladı:

“Artık enfeksiyon hastalıklarıyla ilgili konuyu kapatmak gerek. Dünyada artık hiç ciddi enfeksiyon hastalığı kalmadı.”

“Koronavirüsler toplumda var olan soğuk algınlığı, hafif kırgınlık, öksürük, boğaz ağrısı şeklinde hafif tablolara neden olan bir etkendir. Etrafındaki taç şeklindeki yapıdan dolayı korona adı verilmiştir. Zoonotik bir hastalık tipidir.

Dünyada son 20 yılda 3 büyük koronavirüsü yaşandı. Bunlar; Sars Koronavirüsü, Mers Koronavirüsü ve şu an bahsettiğimiz koronavirüs tipidir.. Koronavirüs ailesi hem hayvanda hem insanda hastalık yapma özelliğine sahip.

Kaynak çok net ortaya konulmadı. Yarasadan ya da çiğ tüketilen deniz ürünlerinden ortaya çıkmış olabileceği düşünülüyür. İlk Hubei eyaletinin Wuhan kentinde ortaya çıkıyor. Wuhan kentinde büyük bir deniz ürünleri marketi var orada çok çeşitli canlılar var ve yediklerinin sınırı yok.” diyen Güner konuşmasına şöyle devam etti:

“Çin’in hastalık araştırma merkezi o bölgedeki hastalığı inceliyor ve Wuhan kentindeki bu pazarda çalışanlar inceleniyor şüpheli vaka tanımı yapılıyor. Bu arada Dünya Sağlık Örgütü de vakaları inceliyor ve takip ediyor.

Çin’in Sars’tan aldığı ciddi dersler var. Sars’ı duyurmadı ve ciddi tepki almıştı. Sarsta aldığı eleştirilerden dolayı Çin açık bir politika izledi bu süreçte ve vakalarda test imkanı arttı. 1 Ocak itibariyle Wuhan’da ki Pazar kapatıldı. 3 Ocak itibariyle virüsün adı koyuldu (2019-nCoV). Hiç alışkın olmadığımız tarzda hızlı bir biçimde yayıldı. 10 Ocak’ta ilk ölüm bildirildi. 20 Ocak’ta Sağlık çalışanlarında enfeksiyon olduğu bildirildi. Çin Wuhan’da sıkı bir karantina uygulamaya başladı. 30 Ocak’ta küresel acil durum ilan edildi. 1 Şubat’ta Türkiye Koca Yusuf Operasyonu’yla Wuhan’da ki vatandaşlarımızı Türkiye’ye getirildi. 2 Şubat’ta Çin dışında (Filipinler’de) ilk ölüm bildirildi. 3 Şubat’ta Türkiye Çin uçuşlarını durdurdu.

Hastalığın başlangıçta kuluçka periyodunu bilmiyorduk fakat bugün ki bilgilerle 14 gün izole kalınması gerekiyor. Yaygın belirtileri solunum semptomları, ateş, öksürük ve nefes darlığı daha ciddi vakalarda ise zatürre, ağır akut solunum yetmezliği ve böbrek yetmezliği şeklinde görülüyor. Hastalığı ilk fark eden hekimde bu hastalıktan hayatını kaybediyor.”

Güner “ Bizim için İran çok önemli. İran hastalığın ilk görüldüğü şehri, Çin gibi kapatmadı o yüzden farklı bir boyutta yaşıyor bu süreci. Türkiye sıkı önlemler alıyor bu konuda uçuşlar durduruldu sınırlar kapatıldı. Ülkemizde Sari denilen bir gözlem yapılıyor ve orada yapılan gözlemlere göre ülkemizde henüz böyle bir hastalık çıkmadı ama çıkması yakındır. Bundan korkmak değil buna hazırlıklı olmak gerekir. Ne yapacağımızı iyi bilmek gerekiyor. Böylesine dört bir tarafımızda varken bizde olmaması mümkün değil.

Kanıtlanmış bir tedavisi mevcut değil. Fakat bazı efsaneler var örneğin antibiyotiğin hiçbir faydası yok. Tedavisinde sıtmada kullandığımız bir ilaç işe yarıyor diyebiliriz. HIV tedavisinde kullanılan bir ilaç var o kullanılabilir gibi tabi bunlar kesin sonuçlar değil henüz tam olarak belli bir tedavisi yok.

Korunmak için ellerimizi temiz tutmalıyız, hapşırıyorsak ya da öksürüyorsak dirsek içine hapşırmalıyız. Yanınızda kolonya bulundurabilirsiniz. Havalandırma çok önemli. Güneş ışığı çok önemli.

Aşısı, Nisan ayı itibari ile önemli bir noktaya gelir fakat bir yıldan önce uygulamaya girmesi zor.” Dedi ve konuşmasını sonlandırdı.

Program Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olup Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi’nde Anatomi Anabilim Dalı’nda uzmanlığını tamamlayan Prof. Dr. Hilmi Özden ‘in “Biyolojik Silahlar ve Günümüzdeki Uygulamaları” başlığını değerlendirmesiyle devam etti.

Özden şunlara değindi:

“Biyolojik silah olarak kullanılabilen 43 tane potansiyel biyolojik silah ajanı vardır. Fakir ülkelerin atom bombası, biyolojik silahlardır.

Biyolojik ajanlar ve kimyasal ajanlar arasında ki farklara değinirsek; biyolojik ajanlar genellikle akşamları uygulanırken kimyasal ajanlar için bunun önemi yoktur. Pahalılık açısından da değerlendirirsek eğer en pahalısı nükleer silahlardır daha sonra kimyasal silahlar gelir ve en ucuzu biyolojik silahlardır. Bir mikrobiyoloji laboratuarında kolayca üretilebilir.”

Özden, “Koronavirüs’ün yayılması sonucunda ülkemizde dahil olmak üzere birçok yerde maskelere olan eğilim arttı fakat maskelerin en iyisinin bile koruyuculuk süresi 45 dakikadır. Bu süre sigara içenlerde 35 dakikaya düşer. Ülkemizde bir de “Bize bir şey olmaz.” algısı var bu çok yanlış bir algıdır. Lütfen “ Türk milletine bir şey olmaz.” yargısından vazgeçelim.” dedi.

Süreyya T. Aygün’ün çalışmalarına ve bu çalışmaların uluslararası önemine değinen Özden konuşmasına şöyle devam etti:

“Biyolojik terör ucuz bir yöntemdir. Gıda yoluyla, solunum yoluyla vs. kolayca uygulanabilir. Türkiye’de de duyarsınız özellikle Kurban Bayramı döneminde yurt dışından hayvan getirilir. Şarbonlu hayvanlar gelir ve Türkiye’de hayvancılık bu durumdan etkilenir.

Nükleer, kimyasal ve biyolojik silahların ya da ajanların bilinmesi konusunda istihbaratın da önemi büyüktür. Türkiye bu konuda KBRN istihbaratına da büyük önem veriyor.”

Özden, biyolojik silahlara karşı korunmak için kullanılan ekipmanları uygulamalı olarak gösterdi ve biyolojik ajanlara karşı nasıl korunulması gerektiğini anlattı.

Özden, Nükleer ve Kimyasal saldırılar durumunda binaların en alt katına inilmesi ve orada saklanılması gerektiğini belirtti. Biyolojik silahların atılması durumunda ise bulunulan yerin en üst kısmına çıkılması gerektiğini söyledi.

Biyolojik saldırı anında yapılması gerekenleri uygulamalı olarak anlattı.

Programın sonunda konuşmacılara Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz tarafından katılım belgesi taktim edildi.

 


PAYLAŞ