TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!

On dokuzuncu yüzyıldan 20. Yüzyıl başlarına kadar uzanan süreçte yapılan pek çok
ıslahat girişimine, Kanun-ı Esasi ve Meşrutiyet ilanlarına rağmen bünyesindeki gayrı Türk
unsurların ayrılıkçılık hareketleri sonucunda giderek sınırları daralan ve isyanlarla boğuşan
Osmanlı Devleti, Balkan Savaşlarının akabinde girdiği Birinci Dünya Savaşı sonunda mağlup
oldu. Osmanlı Hükûmeti çaresizlikle teslim olmuş, kendisini galip devletlerin merhamet ve
insafına terk etmişti. Ama teslim olan Türk milleti değildi. Vatanın kahraman evlatları
bulundukları bölgelerde işgallere karşı direndiler. En büyük eksiklik, bütün bu direniş
ocaklarını birleştirerek millî gaye etrafında toparlayacak bir önder idi.
13 Kasım 1918’de İstanbul’da işgalci devletlerin gemilerine bakarak “Geldikleri gibi
giderler” diyen bir Bozkurt, 19 Mayıs 1919’da işte bu amaçla, 9. Ordu Kıtaları Müfettişi sıfatı
ve geniş yetkiler ile Samsun’a ayak bastı. O kararlıydı:
“…bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da millî hakimiyete dayalı, kayıtsız şartsız
bağımsız yeni bir Türk devleti tesis etmek!”
“…Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet
esir yaşamaktansa mahvolsun evladır!”
Dolayısıyla, “Ya istiklal ya ölüm! İşte hakiki kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktı.”
Samsun’da, Havza’da yapılan görüşmeler ve yayınlanan genelgeden sonra 22 Haziran
1919’da Millî Mücadele’nin esaslarını vaz’ eden Amasya Tamimi yayınlandı.
“Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.” diyen Mustafa Kemal ekliyordu:
“Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
İşgal kuvvetlerinden gelen baskılarla görevden azledilen ve sine-i millete dönerek
mücadeleye devam eden Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında 23 Temmuz toplanan
Erzurum ve 4 Eylül’de toplanan Sivas Kongrelerinin beyannamelerinde millî irade kavramı
kesin ve kuvvetli bir şekilde dile getirilmiştir:
“Milletlerin kendi mukadderatını bizzat tâyin ettiği bu devirde hükûmet-i
merkeziyemizin de irade-i milliyeye tâbi olması zaruridir.”
12 Ocak 1920’de toplanan Son Osmanlı Meclisi Erzurum ve Sivas Kongrelerinin aldığı
kararlar doğrultusunda 28 Ocak 1920’de «Misak-ı Millî»yi kabul ediyordu.
Misak-ı Millî’de İstiklâl Mücadelesinin istikameti açıklıkla çizilmekteydi:
-30 Ekim 1918’de imzalanan Ateşkes hattının içinde dinen, ırkan ve aslen birleşmiş ve
birbirilerine karşı saygı ve fedakârlık duyguları taşıyan Osmanlı İslâm çoğunluğun oturduğu
toprakların tamamı birbirinden ayrılmaz bir bütündür.
-Millî ve ekonomik gelişmemize engel teşkil eden bütün sınırlamalara yani
kapitülasyonlara karşıyız.
-Bağımsızlık ve tam serbestlik hayatımızın ve bekamızın temel hareket noktasıdır.
Meclis’in bu tutumu karşısında baskılar arttı. 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul sabah
saat ondan itibaren resmen işgal edilmeye başlanmıştı. Bunun üzerine İstanbul'daki Meclisi
Mebusan’dan kurtulup gelebilecek mebusların da katılmasıyla Anadolu ve Rumeli'de yeniden
yapılacak seçimlerle Ankara'da, Mustafa Kemal’in ifadesiyle “fevkalade salahiyete” yani
olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanmasına karar verildi.
23 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram Camii’nde kılınan Cuma namazından sonra
dualarla Büyük Millet Meclisi açıldı. En yaşlı üye Şerif Bey’in başkanlığından toplanan
Meclis’te, Üçüncü Birleşimin altıncı oturumunda Türk Ocaklarının efsanevî Umumî Reisi,
Antalya mebusu Hamdullah Suphi Bey, millete hitaben yayınlanan bildiriyi okudu:

“… vatanın düşman istilâsına uğramış kısımlarını müdafaa edenleri din ve milletlerinin
şerefi için kan döken kardeşlerinizi arkadan size vurdurmak isteyen alçakları dinlemeyin ve
onları Millet Meclisinin kararı üzerine cezalandıracak olanlara yardım edin. Tâ ki, din son
yurdunu kaybetmesin. Tâ ki, milletimiz köle olmasın.”
Mustafa Kemal Paşa’nın Başkanlığına getirildiği Meclis; yasama, yürütme ve yargı
yetkilerini kendinde toplamış “Kuvvetler Birliği” temeline göre kurulmuştu.
20 Ocak 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu çıkarılıncaya kadar Osmanlı Kanun-ı Esasi’si
esas olarak alınmış, bu tarihten sonra kanunlar yeni yasaya dayanılarak çıkarılmıştır. 1921
Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda “Hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindir.” ilkesi benimsenmiş ve
böylece örtük olarak Cumhuriyet’e geçişin işareti de verilmiştir.
Yüce Türk Milleti!
İşte bugün biz Türk Milleti’nin var olma mücadelesini şerefle, fedakârlık ve feragatle
yürüten Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 103. Kuruluş yıldönümünü idrak ediyor ve
kutluyoruz. O Meclis, olağanüstü şartlarda ve imkânsızlıklar içinde, fikir ve ifade hürriyetini
kullanarak vatanın ve milletin kurtuluşu için çalıştı. O Meclis’in ruhu bize Cumhuriyet’i ve
demokrasiyi getirdi. Bugün de temennimiz, Siyasi Partiler Kanunu; Seçim Kanunu ve
Anayasa’da yapılacak değişikliklerle Cumhuriyetimizin 100. yılında millî iradenin layıkıyla
temsil edildiği, milletin hak ve hukukunun özgürce savunulduğu bir meclise kavuşmaktır.
Ekonomiden eğitime, dış politikadan yurt dışına beyin göçü ve bilim ve teknoloji alanlarına
kadar pek çok meselemizi adalet, liyakat ve istişare ilkeleri ve demokratik hukuk devleti
anlayışıyla çözmeliyiz. Özellikle, artık Türkiye’nin Türkiye yani Türk ülkesi olarak devam
etmesi açısından ciddi bir beka meselesi halini alan sözde geçici koruma altındaki sığınmacılar
ve düzensiz göçmenler meselesini kısa ve orta vadede halledecek politikaları behemehal
hayata geçirmeliyiz. Bir takım bahane ve gerekçelerin ardına sığınarak Türk Devletinin millî
devlet vasfına ve üniter yapısına yönelik girişimlerin meşrulaştırılmasına karşı uyanık olmak
ve Türk milletinin birliğini ve Türk Devletinin bütünlüğünü muhafaza etmek zorundayız.
Unutmayalım ki, Cumhuriyetimizin kurucu ilkesi, kapsayıcı-kucaklayıcı Türk milliyetçiliğidir.
Cumhuriyetimizin 100. Yılında, yine aynı milliyetçilik anlayışını çağın gerekleriyle yeniden
yorumlayarak, millî irade ve millî egemenlik ilkeleri ve demokratik hukuk devleti anlayışıyla
geleceğe doğru yürüyeceğiz.
Bu vesileyle başta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk Başkanı, Başkumandan ve
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Birinci Meclis’in
muhterem üyelerini, İstiklâl Harbimizin kumandan ve askerlerini, şehitlerimizi ve Millî
Mücadele’ye kanıyla canıyla katılan bütün ecdadımızı, Anadolu’nun çilekeş kadınlarını
rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.
Hakimiyet kayıtsız şartsız Milletindir!
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!
Ne Mutlu Türk’üm diyene!

youtu.be/aRWcD9bCHqs

 

Prof. Dr. Mehmet ÖZ
TÜRK OCAKLARI GENEL BAŞKANI