TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

Erol Güngör’ün Milliyetçilik Anlayışı

20. Yüzyılın yetiştirdiği en önemli ilim ve fikir adamlarından olan Erol Güngör’ü, ölümünün 33. Yıl dönümünde rahmetle anıyoruz. 25 Kasım 1938 tarihinde dünyaya gelen Erol Güngör’ün hayatı ve fikirleri üzerine onlarca tez, makale ve kitap yazılmıştır. 24 Nisan 1983 tarihinde vefat eden sosyal-psikolog Prof. Dr. Erol Güngör, kısa ömrüne, çok sayıda kitap, sayısız makale sığdırmıştır. Güngör, bunlarla da yetinmemiş, batı kültürünün temellerini teşkil eden başlıca kitapları Türkçe’ye çevirerek Türk gençliğine ve düşünce hayatına armağan etmiştir.

Eserlerinde problemleri ortaya koymakla kalmayıp, bunların çözüm yollarını da gösteren Erol Güngör’ün üzerinde en çok durduğu meseleler; kültür değişmesi ve modernleşme, Türk kültürü ve medeniyeti, tarih ve milliyetçilik, aydın-halk ikiliği, İslâmiyet ve muhafazakârlık olarak sıralanabilir. Erol Güngör, gençliğinde Ziya Gökalp’tan bir hayli etkilenmiştir. Mümtaz Turhan, Nurettin Topçu, Hilmi Ziya Ülken, Hüseyin Nihal Atsız ve Dündar Taşer gibi milliyetçi yazarlar da fikir dünyasına etki eden diğer isimlerdir.

Erol Güngör'ün bütün çalışmalarına yön veren esas özellik milliyetçilik olmuştur. O’nun milliyetçilik anlayışının temelinde ise Ülkesine ve insanına karşı duyduğu sevgi yatmaktadır. “…İnsanları sevmek, onlara hizmet etmeyi gerektirir; bu hizmetin de medeniyetçi olan bir milliyetçilikten daha başka bir yolda yapılabileceği şüphelidir.

Erol Güngör, milliyetçiliği tamamen milli kültür ve tarih şuuruna dayalı bir fikir hareketi olarak sistemleştirmiştir. O’na göre milliyetçiliğin ana hedefi Türkiye’de milli kültür bütünlüğünü ve onunla birlikte siyasi bütünlüğü kurmaktır. Güngör’ün çalışmaları, milliyetçilik, İslâmiyet ve Osmanlı mirası arasında bir çeşit uzlaştırma hareketi olarak görülebilir. 

Erol Güngör’e göre milliyetçilik esas itibariyle, tarih hakkında bir yorum ve bu yoruma bağlı olarak öngörülen pratiklerden ibarettir. Hayatı ve hayat tecrübesi birbirinden farklı fakat kendi içinde benzerlik gösteren topluluklar birer millet teşkil ederler. Millet için hayat denince tarihi, hayat tecrübesi denince de kültürü anlıyoruz. Millet tarih içinde oluştuğu için, millet ile tarih arasında hem objektif hem de sübjektif bir münâsebet vardır. Bu sebeple Erol Güngör, tarih ve dili milliyetçilik için çok önemli görmüştür.  Güngör, “Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik” isimli kitabında şöyle demektedir; “…Dilimizin kaynağı eskilerdedir; dinimizin kaynağı eskilerdedir; soyumuzun kaynağı eskilerdedir… Mesela Türk Dilinin en az Göktürk’ler kadar eski olduğunu bütün dünya bilmektedir; böyle bir dilin mevcudiyeti Türkçe’nin Göktürkler’den de yüzyıllarca önce var olduğunu isbat etmeye yeterlidir…”

Türk dilinin korunmasında Türkler’in hâkim millet oluşlarının da büyük rolünün olduğunu belirten Erol Güngör, “Tarihte Türkler” adlı kitabında bu konuyla ilgili olarak şunları ifade etmektedir; “…Nitekim Türkçe’nin büyük eserlerinden Dîvânu Lûgati’t-Türk yazarı Kâşgarlı Mahmud, Peygamberimizin Türkleri övdüğünü, Dünyâ hâkimiyetinin Allâh tarafından Türklerê verilmiş olduğunu, bu yüzden Türkler’in dilini öğrenmekte herkes için büyük faydalar bulunduğunu söylemektedir. Kâşgarlı Mahmud bu eseri 1077’de Bağdad’daki Abbâsî Halîfesi’ne takdim etmiştir.”

Öte yandan, Erol Güngör’e göre, Türk milleti uzun tarihi boyunca kazandığı bütün gücünü ve tecrübesini birleştirerek Osmanlı İmparatorluğunu kurdu. Bizim tarihimizin bütün evvelki safhaları bu büyük eserin meydana getirilmesi için yapılmış birer prova gibidir. Teşkilatçılık, idarecilik, hâkimiyet duygusu, adalet ve şefkât, vekar, yiğitlik, fedakârlık ve feragat, manevi derinlik gibi kültürümüzün bütün mümeyyiz vasıfları hiçbir zaman bu devirdeki kadar işlenmiş ve geliştirilmiş değildir.

Güngör, düşünce ikliminin tahtına, kuşkusuz kültürü oturtmuştur. Kültür-medeniyet ayrımını da reddederek halkın oluşturduğu tüm değerleri tek potada değerlendiren Güngör bu hususta şöyle söylemektedir: “Bir Türk medeniyeti vardır ve başlı başına bir kıymeti vardır. (…) Batı medeniyetinin ne reddi ne kabulü söz konusudur. Bizim onunla bir medeniyet olarak alışverişimiz olabilir.”

Güngör bu bakış açısı sayesinde, modernleşmeyi toplum ve kültür açısından bir sorun olma zorunluluğundan da kurtarmıştır. Milliyetçiliği de zaten, çağdaş bir Türk kültürü inşa ederek milleti yüceltmenin yolu olarak görmektedir. Türk milliyetçiliği onun için bir ilim ve kültür meselesidir, siyasî bir ideoloji değil. Milliyetçilik bir kültür hareketi olduğu için ırkçılığı, halka dayalı bir siyasi hareket olduğu için de otoriter idari sistemleri reddeder.  

Öte yandan Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik isimli kitabında belirleyici öneme sahip iki soruyu gündeme getirmektedir:

"Milli kültürlerin varlığı ve zenginliği dünya medeniyeti için bir kayıp mı yoksa kazanç mıdır?

Milliyetçiler bu hareketleriyle medeniyet dışında kalma gayreti mi gösteriyorlar?"

Güngör, bu sorularını, kültür değişmeleri mevzusu çerçevesinde cevaplandırmaktadır. Batı’yı örnek alan ülkelerdeki taklitçilik salgınının netice vermemesinin ana sebebini bir kültürün kendi kaynağından uzaklaştıkça orijinalliğini kaybedeceği ve çok defa basit bir taklid konusu haline geleceği fikrine bağlıyor. Güngör burada uzaklaşma sözcüğünü coğrafi mesafe kadar da sosyal mesafe anlamında kullanıyor ve örneklendiriyor:

"Amerika ile Türkiye hem coğrafi hem de sosyal mesafe bakımından birbirinden uzaktır." 

Fakat bunun yanında Amerika ile Meksika'nın coğrafi mesafesine rağmen sosyal mesafelerinin en az Türkiye kadar uzak olduğunu belirtiyor.

Erol Güngör’ün fikirlerinde önemli bir yer tutan diğer bir faktör İslâmiyettir. Milliyetçiliğin İslâmiyet’e aykırı olmadığı, tersine dinin Türk milliyetçiliği fikir sistemiyle aynı olduğu yorumunu yapan Erol Güngör, esasında, dini bir kültür meselesi olarak ele almaktadır. O’na göre, Türkiye’deki aydınların misyonerlik gibi ciddî bir meseleyi kültür problemi olarak ele almaları gerekirdi. Erol Güngör kültür mücadelesi olarak gördüğü misyonerlik faaliyetleri ile ilgili şu değerlendirmede bulunmaktadır:

 “Netice itibariyle, Türkiye, millî kültür meselesini hâlledip, kendi millî kıymetler nizamını kurmadıkça, dev bir medeniyet karşısında hiçbir zaman kuvvetli bir unsur olmayacaktır. Hıristiyan kültürünün yayılması da bu nizamsızlıktan istifade etmektedir.”

Erol Güngör’e göre Türk kültürünün üç ana kaynağından biri de İslam medeniyetidir. Çünkü Erol Güngör, İslam dinini, Türk milliyetçiliğini geliştiren, çeşitli Türk kavimlerini bir araya getiren ve Türklerin bir millet halinde bugünlere kadar yaşamasını sağlayan yegâne unsur olarak görmektedir. Ona göre, “Türkler Müslüman olmasalardı değişik isimlerde kavimler halinde dağılıp gidebilirlerdi.” Erol Güngör’ün ifadesiyle İslamiyet Türk Milletine cihanşümul bir vazife yükledi ve onu bu vazife için gerekli şeylerle teçhiz etti. İslâm, Türk milletinin birliğini sağlamış ve bunu yaparken Türk millî karakterini tahrip etmemiştir.

1960’lara kadar Türk Milliyetçileri dikkatlerini daha çok İslam öncesi Türk tarih ve kültürü üzerinde topluyorlardı. İbrahim Kafesoğlu, Osman Turan, Dündar Taşer ve Erol Güngör’ün ilmi çalışmaları sayesinde “İslam çağı” önem kazanmış ve “Türklük” ile “İslam” birbiriyle kaynaştırılmıştır. Erol Güngör’ün ifadesiyle Türk milliyetçiliğinin temel meselesi İslamiyet’in savunulması olmuş ve Milliyetçi Türk aydınları her türlü fikir akımlarına karşı İslamiyet’i savunmuşlardır.

Güngör’e göre Türklük ve Müslümanlık birbirinden ayrı şeyler olarak düşünülemezdi. Yapılacak iş, bu unsurlardan birine bilhassa önem vererek diğerini ihmal eden milliyetçi liderleri bu noktada birleşmeye davet etmekti. Yüzyıllar boyunca Türk milli özellikleri İslam potası içinde eridiğinden Türk ve Müslüman aynı manaya gelmekteydi. Öyle ki İslamlığı kabul eden milletler arasında hiçbiri, kendi milli kimliğini eriterek İslam ümmeti içinde Türklerden daha ileri gitmemiştir.

İslâm dininin üniversel bir din olmak itibariyle insanlar arasında ırk, soy, sosyal sınıf vs. farkları gözetmediğini belirten Erol Güngör, “İslâmın Bugünkü Meseleleri” adlı kitabında şöyle söylemektedir; “…Kur’ân’da insanların ‘birbirlerini tanımaları için şubeler ve kabileler hâlinde’ yaratıldıkları bildiriliyor. Bu bizim anladığımız kadarıyla ‘kültürlerin farklılığı ve çokluğu’ demektir ki medeniyetin gelişmesi, hattâ bizzat insan soyunun gelişmesi bakımından son derece önemli bir vâkıanın ifadesidir. Ancak İslâmiyet insanların falan veya filan soya mensup olmakla diğerlerine üstünlük iddiâsını yasaklamaktadır. Bu açıdan İslâm’da “kavmiyetçilik” yasaktır.”      Nitekim, Kur’ân-ı Kerîm’in Hucurât Sûresi’nin 13. Ayetinde Yüce Allah “Ey insanlar! Doğrusu biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.” demektedir.

Erol Güngör’ün Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olarak gördüğü ve üzerinde en çok durduğu meselelerden biri de Türkiye’deki aydınlar ile halk arasındaki kopukluktur. Erol Güngör, bu halktan kopuk aydın karşısında elbette bir ideal milliyetçi aydın tipi de çizmektedir. Fakat bu tipleme, beklenildiği gibi tamamen halkın içinde değildir. Şaşırtıcı ama bir o kadar da gerçekçi bir tahlilde bulunuyor Güngör:

Milliyetçiler, bir ‘seçkin’ grup olarak, henüz modernleşmemiş bir cemiyet karşısında modernizmi temsil etmektedirler. Şu hâlde kendilerini halka ne kadar yakın veya onunla aynı hissederlerse etsinler, halkın şimdilik yabancı olduğu bir değer sistemini ve bir hayat tarzını temsil ediyorlar demektir.”

Halk aydından kendi gibi gözükmesini değil, kendisine rehberlik etmesini bekler. Milliyetçi aydının farkı ise, halk ile aynı millî kültürden beslenmesi, jakoben ve elitist bir tavır takınmaması, hedeflerinin tamamen halk yararına olması ve bu yolda millî vasıtaları kullanması olacaktır.

Erol Güngör, “Sosyal Meseleler ve Aydınlar” isimli kitabında, Türk aydınlarının kafa karışıklığına dikkat çekiyor ve şu soruyu soruyor; “Memlekete sahip çıkmanın bir yolu da onun kültür ve medeniyetine sahip çıkmak değil midir?” Türkiye’deki aydın zümrenin yerli kültüre olan yabancılığını eleştiren Güngör, buna rağmen, meseleye ümitkâr bir açıdan yaklaşmakta ve şöyle demektedir; “Fakat muhakkak ki Türkiye’de aydın zümrenin bünyesi değişiyor ve kozmopolitizme karşı yerli bir hüviyet bulma gayreti her yerde görülüyor. Önümüzdeki yıllarda böyle bir kültür hamlesine şahit olmamız için pek çok sebep mevcut bulunuyor.”

Öte yandan, “Türk Kültürü ve Milliyetçilik” isimli kitabında Erol Güngör şöyle söylemektedir;

"Milliyetçilik kitabı ve peygamberi bulunan bir doktrin olmadığı için, ona karşı genel itirazlarda bulunmak doğru değildir. Milli kudretin geliştirilmesi bir memlekette istilacı bir politikaya imkân verebilir, bir başka memlekette bağımsızlık hareketi halinde inkişaf edebilir, bir başka yerde bir kültür ve medeniyet hareketi halini alabilir. Yunan milliyetçiliğinde kilise büyük bir rol oynamıştır, bugünkü Arap milliyetçiliği dini ikinci plana atarak Arap dili ve sosyalizme dayanan bir birliği gerçekleştirmeye çalışıyor. Sömürgelikten yeni kurtulmuş ülkelerde eski sömürgecilere karşı düşmanlık milli hareketin esas itici gücünü teşkil ediyor, eski kudretine kavuşmak isteyen küçük devletlerde ise milli kültür ve tarih şuuru bu gücü veriyor. Bütün bu milliyetçilik hareketlerini bir tek örneğe bakarak toptan red veya kabul etmek elbette yanlış olur."

Milliyetçiliği Türkiye ile sınırlı tutsa da, Güngör için Türk milleti bu sınırların ötesinde de vardır. Ancak Erol Güngör, Türkiye dışındaki Türkler ile sadece kültürel bir bağ kurmaktadır. Diğer birçok milliyetçinin aksine siyasî bir birlik fikrine çok sıcak bakmamaktadır.

Erol Güngör’e göre her şeyden önce milliyetçilerin temel prensibi: Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüdür. “Dünden Bugünden Tarih-Kültür ve Milliyetçilik” adlı Kitabında Güngör şunları ifade etmektedir; “…Ülke ve milletin bölünmezliği prensibi, her türlü mezhep ve bölge ayrılıklarını da reddettiği için bu türlü ayrılıkları siyasi menfaat için basamak yapmak isteyenlerin karşısında milliyetçiler yine birleşecek, birleştirici olacaklardır. Milliyetimizin İslâm dini dışında düşünülemeyeceği fikri yine milliyetçileri birleştiren bir prensiptir. İslâmiyet millî kültürümüz içinde mütalâa edildiği için burada lâiklik prensibine aykırılık diye bir şey zaten bahis konusu olamaz. Milliyetçiler Türk devleti, Türk milleti ve vatanı gibi Türk tarihinin de bölünmez bir bütün olduğunu kabul ederler. Türk Milleti Suriye veya Irak gibi tarihin belli bir anında birdenbire ortaya çıkmamış, çok eski zamanlardan bu yana tabiî olarak teşekkül etmiştir.”

Erol Güngör, Türk milliyetçilerinin yönünü Batı’dan kendi milletine çevirdiğinde millette iki gerçeği gördüğünü belirtmektedir. Bunları ise şöyle özetlemektedir: “…Bir defa İslam dini bizim milliyetçiliğimizin en mühim bir unsuruydu ve onun ihmal edilmesi için hiçbir ciddi sebep de mevcut değildi. Diğer taraftan bizi başka Müslüman cemiyetlerden ayıran pek çok hususiyetlerimiz vardır ki bunlar bizim bir millet halinde teşekkül edişimizden yani Türk olmamızdan ileri geliyordu.”

Netice itibariyle, Erol Güngör’ün milliyetçilik anlayışı hoşgörülü, ılımlı ve diğer milletlere karşı saygılıdır. O, Türk Milletine duyduğu derin sevgisini ilim ciddiyetiyle birleştirebilmis bir sevgi ve ilim adamıdır. Erol güngör, herhangi bir meseleye dışarıdan objektif olarak bakmış, mevzulara hiçbir zaman hissi olarak yaklaşmamış, devamlı meselelerin farklı boyutlarını düşünmüş ve farklı düşünenleri de dikkate almıştır.

Güngör, bir “Kültür Milliyetçisi” idi. Onun milliyetçilik kavramına yaklasımı ideolojik ve doktriner değildi. Türkiye’de Türk Milliyetçiliği fikriyatına ilmî haysiyet kazandıran Erol Güngör’ün bütün çalısmalarında milliyetçiliğin merkeze alındığı görüyoruz. Güngör’de milliyetçilik milli tarih anlayışıyla bütünleşmistir. Öyle ki Güngör, milliyetçiliğin doğuşuyla milli tarihin doğuşunu bir saymaktadır.  Milliyetçilik, milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık pazar yeri halinden kurtarmak hareketidir. Binaenaleyh milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet dâvasıdır.

 

Milliyetçilik anlayışının temeline Türk kültürü, Türk tarihi ve İslam dinini koyan Erol Güngör, Türklerin islamiyeti kabul etmesiyle birlikte millet olma şuurunun daha da arttığını belirtmektedir. Türklük şuuru ile İslam inancının birbiriyle iyi bir şekilde kaynaştığını, zira İslam inancına içten ve dıştan yapılan saldırılara karşı hep türk milliyetçilerinin karşı koyduğunu vurgulamaktadır.

 

Erol Güngör, Türk milletinin ileriye gitmesi ve tarih sahnesinde varlığını sürdürmesini ancak kendi tarihine, kültürüne ve inancına sımsıkı bağlanması ve bunu gelecek olan nesillere aktarmasına bağlamaktadır. O, Türk tarihinin bütün evrelerine sahip çıkmakla birlikte, Osmanlıyı “yaratıcı gücümüzün en büyük sembolü” olarak görmüş ve onun “milletimize sonsuz bir ilham kaynağı” olacağına inanmıştır.

 

Milli kültürün devamlılığına büyük önem veren Erol Güngör, Türk milletinin Batılılasma hareketleriyle hüviyet degistirmek yerine kendine dönmesi ve maziden intikal eden kültür mirasına sahip çıkması gerektiğine işaret etmektedir. Güngör, Türk milletinin bir başkasını model almayacak kadar orijinal bir medeniyete sahip olduğuna inanmaktadır.

 

Neticede, Erol Güngör milli kültürü esas alan ve bu esas içerisinde İslam faktörüne ağırlık veren bir milliyetçilik ortaya koymaya çalısmıstır. Güngör’e göre, milliyetçilik “birlik” prensibine dayanmaktadır ve milliyetçiler de bir memlekette birliği kurmak veya ayakta tutmak için uğraşan insanlardır. O, “Milli birliğin fikir temellerini işlemenin ve birlik şuurunu kuvvetlendirmenin, en büyük vazifemiz olması gerektiğini” söylemektedir.

 

Erol Güngör, Türk milliyetçilerinin mukaddes vazifesini şu şekilde izah eder: “Biz Türk kültürünü yeniden kurmak mecburiyetindeyiz. Bu yolda kaybedecek bir saniyemiz bile yoktur. Türk kültüründe açılan yaralar bu memlekette milli birliği bozacak derecede ağır olmuştur. Gittikçe de ağırlaşmaktadır…

Velhasıl, Erol Güngör’ün bundan tam 33 yıl önce yaptığı “kaybedecek bir saniyemiz bile yoktur” şeklindeki uyarısını dikkate aldığımızda, günümüz Türk aydını ve bilhassa Türk   ne ağır bir sorumluluk yüklenmiş olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Bu vesileyle, fikirleri ve eserleriyle Türk gençliğine yol gösteren Prof. Dr. Erol Güngör’e Allah’tan rahmet diliyoruz.