TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

Garantiler Tabu Değilmiş

Son günlerde KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, Sözcüsü ve KKTC Dışişleri Bakanının yaptığı açıklamalar, Kuzey Kıbrıs'ta ve Türkiye'de tam anlamıyla hayal kırıklığı yaratmıştır. Rumları ziyadesiyle memnun eden bu tür açıklamalar bir yandan Türk tarafının müzakere masasında elini zayıflatırken diğer yandan Rum/Yunan tarafının adeta ekmeğine yağ sürmektedir. Bir yıl önce, KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile yürüttüğü müzakere masasından kaçan ve ancak 8 ay sonra masaya geri dönebilen Rum Lider Anastasiadis'in bugün KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı Akıncı ile mutluluk pozları vermesi, bizlere klasik Rum/Yunan politikasını hatırlatmaktadır: “Yıllarca masaya oturduk ama anlaşma niyetimiz yoktu. Hiçbir anlaşmaya da imza atmadan, laf ola görüşmeleri sürdürdük ve sonunda da Türkleri anlaşmazlıkla suçladık"(Glafkos Klerides).  “Biz sessiz ve özlü çalışırız" (Dimitris Hristofyas).

 

Rumların bu geleneksel politikası iyi bilindiği halde, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın göreve gelir gelmez Türkiye ile “yavru vatan-kardeş vatan” tartışmasına girmesi hiç de uygun olmamıştır. Özünde Rum Egemenliğini içeren ve “Kıbrıslılık” ve “Kıbrıslı çözüm” gibi masumane söylemleri referans alan bu tür yaklaşımlar, Rumları çözümden daha da uzaklaştırmaktadır. Türkiye'nin anavatan statüsü, 1959 Zürih ve Londra Anlaşmalarıyla tescil edilmiştir. Türkiye Anavatan olarak, 1963'te, 1967'de ve 1974'te üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. Hâlâ da bu vazifesini eksiksiz olarak yerine getirmektedir.

 

KKTC Cumhurbaşkanı, toprak, mülkiyet, yönetim ve güç paylaşımı, AB ve ekonomi gibi konularda iki tarafı tatmin edecek bir uzlaşıya varılması halinde garantiyle ilgili de bir çıkış bulunabileceğine inandığını ifade etmektedir. Uluslararası hukuktan kaynaklanan ve Kıbrıs Türk Halkının yegane güvencesi olan "1960 Garantiler Sistemiyle" ilgili Sayın Akıncı'nın nasıl  bir çıkış yolu bulacağı ise ayrı bir merak konusudur. Üstelik, Akıncı’nın sözcüsünün “Garantiler tabu değildir" şeklindeki açıklaması, merakımızı daha da artırmıştır.

 

Öte yandan, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos'un "ufukta çözüm görmediğini" belirtmesi, GKRY Lideri Nikos Anastasiadis'in ABD'ye giderek, Türkiye'ye baskı yapılmasını talep etmesi ve sözde 'Kıbrıs Cumhuriyetinin' varlığının devam edeceğinden bahsetmesine rağmen, Akıncı'nın değil yıllar, aylar içinde Anastasiadis ile çözüme ulaşabileceğini düşünmesi manidardır.

 

Yine geçtiğimiz günlerde KKTC Dışişleri Bakanı Emine ÇOLAK’ın “Garantiler çözümü geciktirmemeli” şeklinde özetlediği açıklaması, Kıbrıs Türk Tarafının elini zayıflatan, buna karşın Rum/Yunan tarafını rahatlatan son  derece talihsiz bir açıklama olmuştur. Türk askerinin adadan ayrılmasının yolunun açılması konusunda bir formül arayan ve halkın bir kısmının Türk askerinden sembolik bir rakamın veya bir bölüğün adada kalmasını isteyebileceğini ifade eden KKTC Dışişleri Bakanının bu yaklaşımının olumsuz sonuçlarını maalesef yakın zamanda göreceğiz.

 

Rum Basınına verdiği bir röportajda,Şayet Anastasiadis bir sonraki Kahire ziyaretine sizi de çağırırsa gider misiniz?” sorusuna “koşarak giderim” yanıtını veren Sayın ÇOLAK'a, biz de bir soruyla cevap vermek isteriz: "Rum Lider Anastasiadis ile hangi sıfatla Kahire'ye gideceksiniz?

 

Kıbrıslı Türklerin “Biz bu malları 1974’te aldık, bugün Rumların hiçbir hakkı yoktur” deme lüksünün bulunmadığını söyleyen KKTC Dışişleri Bakanına ayrıca şu soruyu yöneltmek zorundayız? Türk Milletinin savaşarak kazandığı vatan topraklarına sahip çıkmak ne zamandan beri lüks sayılmaktadır?

 

Bu noktada, Kıbrıs Türk Halkı adına müzakere yürüten KKTC temsilcilerine şunu hatırlatmak isteriz: Türkiye, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan garantörlük hak ve yetkisi ile Ada’daki Türk Barış Kuvvetlerinin varlığını asla tartışma konusu yaptırmayacaktır.”“Kıbrıslı Türkler, Rumların acımasız saldırıları ve katliamları karşısında yok olmanın eşiğine geldiğinde, Türkiye 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtıyla soydaşlarını uçurumun kenarından çekip almıştır.  Kıbrıs’ta, 41 yıldır süregelen barış ve huzur ortamının yegâne güvencesi de Türkiye'dir. Kıbrıs, Türkiye’nin milli davasıdır. Türkiye varsa KKTC vardır. Kıbrıs, Türk Milletinin savaşarak kazandığı son vatan toprağıdır ve masada kaybedilmesine asla müsaade edilmeyecektir.

 

Ayrıca, Anastasiadis'inKapalı Maraş’a uzman heyetin girerek tespit çalışmalarına başlaması…” şeklinde ifade ettiği, güya Güven  Artırıcı Önleminin (GAÖ) kabul edildiği yönünde açıklamalar yapan Akıncı ve Sözcüsüne bir hatırlatma daha yapmakta fayda bulunmaktadır: "Maraş, ancak kapsamlı ve kalıcı bir çözümün parçası olarak gündeme gelebilecektir. Kesinlikle, GAÖ olarak tartışmaya açılamaz."

 

Eğer Kıbrıslı Türk Temsilciler bu şekilde beyanlarda bulunmaya devam ederlerse, Avrupa'nın şımarık çocuğu daha da şımaracak ve müzakere masasında hiçbir uzlaşmaya da yanaşmayacaktır.

 

  Peki, Kıbrıs’ta yürütülen kapsamlı çözüm müzakerelerinin başarı şansını azaltan ana sebepler nelerdir?

 

 - Görüşmelerin başarı şansını azaltan en önemli faktör, Hristofyas’ın  “Biz sessiz ve özlü çalışırız”şeklinde özetlediği iki yüzlü Rum/Yunan politikasıdır.

 

 - Kıbrıs’ta yürütülen kapsamlı çözüm görüşmelerinin başarıyla sonuçlanmasını engelleyen bir diğer faktör ise görüşmelerin “her konuda anlaşma sağlanmadan, hiçbir konuda anlaşma sağlanmış sayılmayacağı” prensibiyle yürütülmesidir. 

 

- Ayrıca, Rum tarafı, güvenlik ve garantörlük sisteminin devam etmesini istememekte ve AB’nin garantörlüğünü yeterli görmektedir. 

 

 - Müzakerelerin önündeki bir diğer zorluk ise, Tük tarafı, mülkiyet konusunun takas ve tazminat yöntemiyle toplu olarak çözümünden yanayken, Rum tarafı bu konunun bireysel olarak ve iade yöntemiyle çözülmesinde ısrar etmektedir.

 

 - Rumlar, Ada’daki tüm yerleşiklerin Türkiye’ye geri dönmesini isterken, Türk tarafı bunun belirli sayıda olmasını istemektedir.

 

 - Ayrıca, Türk tarafı müzakerelerde takvimlendirmeyi ve uluslararası toplumun sürece hakemlik yapmasını savunurken, Rum tarafı buna şiddetle karşı çıkmaktadır.

 

- Rum/Yunan tarafı, “tek egemenlik”, “tek vatandaşlık” ve “tek uluslararası kişilik” gibi temel kavramlara, tamamen Rum egemenliğini çağrıştıran anlamlar yüklemektedirler.

 

 Tüm bu zorluklar, Ada’da yürütülen çözüm müzakerelerin başarı şansını azaltan ciddi faktörlerdir.,

 

 Öte yandan, her iki toplum lideri nasıl bir anlaşmaya varırlarsa varsınlar, son sözü, Kıbrıs Türk Halkı söyleyecektir. Yani, varılacak bir anlaşma, Ada’nın her iki kesiminde eşzamanlı olarak referanduma sunulacaktır.

 

 Kıbrıs Türk Toplumu adına müzakere yürüten temsilcilere ise;

-  Kıbrıs Türk Halkının yakın geçmişte yaşadığı acı olayları,

- Kıbrıs’ın şehit kanıyla sulanmış vatan toprağı olduğunu,

- Türkiye'nin, Ada'daki kalıcı barış ve huzur ortamının yegâne teminatı olduğunu,

- Ana Vatansız bir KKTC'nin var olamayacağını,

- Türkiye'nin Ada üzerindeki garantörlük hak ve yetkisinin, KKTC'deki göçmenler ile

  Ada'daki Türk Askeri varlığının asla tartışma konusu yapılamayacağını,

- Türkiye’nin tam üye olmadığı bir Avrupa Birliği’nin, Kıbrıs Türklerinin meşru ve temel

   hak ve çıkarlarını güvence altına alacak bir çözüm bulmasının mümkün olmadığını,

- Sessiz ve özlü çalışan klasik Rum/Yunan siyasetinde hiçbir değişiklik olmadığını,

  olmayacağını,

- Enosis hayalinin çöpe atılmadığını, atılmayacağını,

- Anastasiadis'in bir Klerides'ten veya Hristofyas'tan hiçbir farkının bulunmadığını,

- Kısaca, ihtiyatlı bir iyimserlik içerisinde müzakere yürütülmesi gerektiğini, 

 

bir kez daha hatırlatmak isteriz.

 

 Nihayet, bilinmelidir ki Kıbrıs meselesi sonsuza dek masada kalamaz. Bu nedenle, makul bir süre içerisinde, Kıbrıs’ta adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşılamadığı takdirde-ki gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir- mevcut statünün devamını, yani KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmasını sağlamanın en doğru yol olacağını da tüm tarafların dikkatine sunarız.

 

Garanti Anlaşması halen yürürlüktedir ve bu Anlaşmanın 2. Maddesine göre, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın temel maddeleriyle oluşturulan düzeni korumayı garanti emişlerdir. Velhasıl, Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan garantörlük hak ve yetkisi, Kıbrıslı Liderler tarafından müzakere edilemez. Avrupa Birliği, Kıbrıs meselesinde taraf değildir. Dolayısıyla, Ada üzerinde AB'nin garantörlüğü bir  hayal olmaktan öteye geçemez. Rum/Yunan tarafına bu hayalinden, Kıbrıs Türk Halkının Temsilcilerine ise Rumların hayallerini süsleyen açıklamalardan vazgeçmelerini öneririz.