TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

Güle Güle Anastasiadis

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da düzenlenen Dünya İnsani Zirvesi’nde, ani bir kararla Türkiye’yi terk eden Rum Lider’e “Güle Güle Anastasiadis” diyoruz.  Diplomatik bir krize yol açan Rum Lider Nikos Anastasiadis’in bu tavrı ilk olmadığı gibi elbette son da olmayacaktır. Bilindiği gibi, 60’a yakın Ülke ve uluslararası örgütle birlikte BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un da katılım sağladığı, tarihte ilk kez düzenlenen, İstanbul’daki Dünya İnsani Zirvesi’ne, GKRY Lideri de davet edilmişti. Buna karşın, KKTC Lideri Mustafa Akıncı haksız bir şekilde Zirve’ye davet edilmemiştir. Zirve’ye katılması engellenen KKTC Lideri Akıncı’nın BMGS tarafından davet edildiği “akşam yemeğine de katılmasını istemiyoruz” diyerek, ani ve reaksiyoner bir kararla İstanbul’u terk eden Anastasiadis, uzlaşmaz tavrını bir kez daha dünya kamuoyuna göstermiş oldu.

 

Bu tavrın, Anastasiadis için ilk olmadığını söylemiştik. Uzlaşmaz tutumunu gelenek haline getiren Rum Lider yakın geçmişte de benzerî siyasi krizlere imza atmıştı. Mesela, 2013 yılı başında, Başkan seçilen Nikos Anastasiadis ne yaptı dersiniz?  Tam bir yıl süreyle KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile masaya oturmadı. Üstelik göreve gelir gelmez ne söyledi? Buyurun;“Türkiye doğalgaza karışmasın, Kapalı Maraş’ı bize iade etsin, o zaman AB’deki  vetomuzu kaldırmayı düşünürüz”.Devam edelim: Anastasiadis, daha Rumlar AB’ye girmeden önce ne diyordu? “Kıbrıs-AB birleşmesini başarmak suretiyle, aynı zamanda Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesini de başarmış olacağız.” Yani, dolaylı ENOSİS…

 

Tam bir yıl süreyle müzakere masasından kaçan Anastasiadis, AB, ABD ve BM’in başını çektiği uluslararası toplumun yoğun baskıları neticesinde KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile masaya oturmayı kabul etmişti. KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile birlikte 11 Şubat 2014 tarihinde bir Ortak Açıklamaya imza atan Rum Lider Anastasiadis, kısa bir süre sonra bu imzasının da inkâr etmişti. Yapılacak çözüm müzakerelerinin genel çerçevesini belirleyen ve Kıbrıslı Türklerle eşit statüde olacakları, iki toplumlu, iki kesimli federal bir ortak devleti öngören bu mutabakat Zaptı, daha sonra Anastasiadis’in başına bela olacaktır. 

 

11 Şubat’ta attığı imzadan pişmanlık duyan Anastasiadis, 25 Temmuz 2014 tarihli Liderler görüşmesinde diplomatik bir skandala da imza atmıştır. Müzakere masasında kontrolünü kaybederek, Bugüne kadar kabul edilenler beni ilgilendirmez, sadece benim kabul edeceğim konular görüşülmeli, benim istediğim olacak” diye bağırmış, gözlüğünü fırlatmış, sigara yakmış, masayı yumruklamış ve Heyetini masada bırakıp gitmiştir. Böylece, daha önce Talat-Hristofyas ikilisinin anlaşmaya vardıkları konuları “yok saydığını” itiraf eden Rum Lider, içine düştüğü derin çelişkiyi de herkese göstermiş oldu. Zira 11 Şubat 2014’te KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile birlikte altına imza atıp, tüm dünyaya ilan ettikleri ortak çözüm çerçevesinin, aynı zamanda Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas’ın uzlaşmaya vardığı konular olduğunu çok iyi bilmekteydi.

 

25 Temmuz’da yumrukladığı müzakere masasını terk edeceğinin ilk sinyalini de vermiş olan Anastasiadis, çok geçmeden, 9 Ekim 2014’te yapılması planlanan görüşmeden bir gün önce, yeni AB Komisyonu Başkanı Juncker’i de arkasına alarak ve Kıbrıs’ın sözde Münhasır Ekonomik Bölgesine Türkiye’nin savaş gemileri göndermesinibahane ederek, barış görüşmelerine katılmayacağını açıklamıştır. Bu tarih itibariyle Masadan kaçan Anastasiadis’in geri dönmesi ise tam 8 ay sürmüş ve nihayet Mayıs 2015’te KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Mustafa AKINCI ile görüşme masasına oturabilmiştir.

 

Anastasiadis’in son siyasi krizi de işte geçtiğimiz günlerde İstanbul’da vuku bulmuştur. Rum Lider, KKTC Cumhurbaşkanı ile, hem de İstanbul’da aynı masada yemek yemeyi kendine yedirememiş ve apar topar İstanbul’u terk etmiştir. Ardından da, birkaç gün sonra Ada’da yapılacak olan ve önceden planlanmış bulunan Liderler buluşmasına tek taraflı olarak katılmayacağını açıklamıştır. Düşünün ki İstanbul’da verilecek bir uluslararası çalışma yemeğine, Türkiye’nin resmen tanımadığı GKRY’nin Lideri katılacak, buna karşın, Türkiye’nin resmen ve fiilen tanıdığı yavru vatan KKTC’nin Cumhurbaşkanı katılmayacak. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Kaldı ki Türkiye’den böyle bir haksız talepte bulunmak, bırakın Anastasiadis’i hiç kimsenin haddine değildir. Müslüman mahallesinde salyangoz satılamayacağını anlayan Rum Lider, apar topar İstanbul’u terk etmiştir.

 

 Esasen Anastasiadis, iç politikaya yönelik mesajlar vermeye başlamış bulunmaktadır. Zira, 2018 Şubat ayında Güney’de Başkanlık seçimleri yapılacaktır ve Anstasiadis de seçimlerde aday olacaktır. Bütün Rum Liderler seçim öncesinde mütemadiyen aynı tavrı sergilemektedirler. Yani, Kıbrıslı Türklerle eşit statüde olacakları bir çözümü reddetmek, müzakere masasını sudan bahanelerle terk etmek, Türk tarafını uzlaşmazlıkla suçlamak, Ada’nın güya tek meşru hükümetiymiş gibi davranmak, Türkiye’nin AB katılım sürecini bir koz olarak kullanmaya çalışmak, Türkiye’yi uluslararası platformlarda köşeye sıkıştırmak gibi klasik Rum taktiklerine başvurmaktadırlar.

 

Oysa Akıncı ve Anastasiadis, 2016’yı çözüm yılı olarak ilan etmişlerdi. Peki, bu şartlarda veya bu bakış açısıyla hangi çözümden bahsedilebilir? Biz, yakında neler olacağını şimdiden söyleyelim:  Anastasiadis seçim bahanesiyle masadan kaçacak ve müzakere süreci en az bir yıl duracaktır. Zaten, Rumların tuzu kurudur. Çözüm için niye acele etsinler ki? Onlar, uluslararası camianın Kıbrıs’ta tanıdığı tek meşru hükümettir. GKRY AB üyesidir. Buna karşın, KKTC AB üyesi değildir ve Kıbrıs Türk Halkı izolasyonlar altında ezilmekte ve dünyadan adeta tecrit edilmektedir. İşte bu yüzden, Kıbrıslı Türkler çözüm için ne kadar acele ederse, Rumlar da o derece oyalama taktiklerine başvuracaklardır.

 

Netice itibariyle, İstanbul’da, KKTC Cumhurbaşkanı ile aynı masaya oturmayı kendine yediremeyen bir GKRY Liderine, Türkiye olarak “güle güle” demekten başka çaremiz yoktur. Ayrıca, bilinmelidir ki Anastasiadis’in bu tavrı daha önceki Rum Liderlerinkinden farklı değildir. Zira, bu hareket tarzı tam anlamıyla “sessiz ve özlü çalışan klasik Rum/Yunan siyasetidir”.

 

Mustafa Akıncı KKTC Cumhurbaşkanı seçildiğinde kendisini uyarmıştık. Daha sonraki her fırsatta da bu uyarımızı tekrarladık. Maalesef uyarımızda haklı çıktık. Yani, Anastasiadis’in bir Hristofyas’tan veya Klerides’ten farklı olmadığını, Enosis hayalinin çöpe atılmadığını, atılmayacağını, Ana Vatansız bir KKTC'nin var olamayacağını, sessiz ve özlü çalışan klasik Rum/Yunan siyasetinde hiçbir değişiklik olmadığını, olmayacağını, kısaca, Akıncı’nın ihtiyatlı bir iyimserlik içerisinde müzakere yürütmesi gerektiğini söylemiştik. KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın bugün Rum Lider Anastasiadis’in gerçek yüzünü görmüş olması sevindiricidir ama yeterli değildir. Bu vesileyle, Akıncı’nın kuru AB sevdasından vazgeçip, öncelikle Kıbrıs Türk Halkının meşru ve temel hak ve çıkarlarını ve anavatan Türkiye’nin Ada üzerindeki hak ve yükümlülüklerini esas alan bir çözüm dışında hiçbir alternatifi müzakere masasına getirmemesi gerektiği yönündeki uyarımızı burada bir kez daha tekrarlamak mecburiyetinde olduğumuzu ifade etmek isteriz.