TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

KIBRIS’TA DÖNÜM NOKTASI: CENEVRE 5+BM KONFERANSI

Bu köşede, 09.02.2021 tarihinde yayımlanan “Kıbrıs’ta Yeni Dönem” başlıklı makalemizde dile getirdiğimiz Kıbrıs’la ilgili 5+BM zirve toplantısı, nihayet 27-29 Nisan 2021 tarihlerinde Cenevre’de yapıldı. “Cenevre Gayriresmî Kıbrıs Görüşmeleri”olarak da adlandırılan ve bir nevi konferans formatında icra edilen toplantılara, Birleşmiş Milletler öncülüğünde, Kıbrıs Adası’nın tarafları olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere katılmıştır.

Her ne kadar başarısızlıkla neticelenmiş gibi görünse de Cenevre Zirvesi’ni, Kıbrıs meselesi açısından tarihî bir dönüm noktası olarak addetmekte bir sakınca görmüyoruz. Öyle kiTürkiye, bu görüşmelerden beklentilerini ziyadesiyle karşılamışbulunmaktadır. Peki, neydi Türkiye’nin Cenevre Görüşmeleri’nden beklentileri?

1. GKRY, KKTC’yi egemen bir devlet olarak görmediğinden bahisle bugüne kadar 5’li zirve toplantılarına KKTC Cumhurbaşkanı’nın “devlet başkanı” sıfatıyla katılmasına karşı çıkıyordu. Yani Kıbrıslı Türklerin bağımsız bir devlet olarak değil, bir toplum statüsünde temsilinde ısrar ediyorlardı. Rumların bu haksız ve hukuksuz tavırları yüzünden 5’li zirve bugüne kadar yapılamamıştı. Ne var ki bu defa GKRY’nin direnci kırılmış ve 5’li zirvede, masaya KKTC Cumhurbaşkanı ile eşit statüde oturmak zorunda kalmıştır. Bu hamle, Türkiye’nin haklı Kıbrıs davasında attığı mühim birdiplomatik adım olarak tarihe geçecektir.

2. Garantör Ülke Türkiye’nin Cenevre görüşmelerinden ikinci beklentisi; 09.02.2021 tarihli makalemizde de belirttiğimiz gibi, “Kıbrıs’ta egemen eşitliğe sahip iki devletli çözüm olarak özetleyebileceğimiz yeni Kıbrıs politikası”nı,başta AB, ABD olmak üzere dünya kamuoyuna ilan etmekti. İşte Türkiye, Cenevre Konferansıyla, KKTC’nin bağımsızlığı, egemenliği ve eşitliğinden asla ödün verilmeyeceğini BM nezdinde ve garantör ülkeler ile GKRY huzurunda bütündünyaya kesin bir şekilde duyurma fırsatını ele geçirmiştir.

3. Türkiye’nin Cenevre’de düzenlenen 5+BM Zirvesinden bir diğer beklentisi; Kıbrıs meselesinde, milletlerarası siyasi arenada psikolojik üstünlüğü yeniden tesis etmekti. Bilindiği üzere, 52 yıllık müzakere sürecinde Rumlar, sinsi politikalarladaima uzlaşmaz bir tavır sergilemiş ve her defasında Türkleriuzlaşmaz taraf ilan etmişlerdir. Bu noktada, 10 yıl GKRY liderliğini yapan Glafkos Klerides’in şu itirafını hatırlatmak isteriz: “Yıllarca masaya oturduk ama anlaşma niyetimiz yoktu. Hiçbir anlaşmaya da imza atmadan, laf ola görüşmeleri sürdürdük ve sonunda da Türkleri anlaşmazlıkla suçladık.” Ne var ki bu defa Kıbrıslı Rumların bu sinsi politikaları işe yaramamış ve Kıbrıslı Türklerin çözüm önerilerine olumsuz cevap veren taraf olarak konferanstan ayrılmışlardır.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, 27-29 Nisan 2021 tarihlerinde Cenevre’de gerçekleştirilen Gayriresmî Kıbrıs Görüşmeleri’nden Türkiye, eli güçlü taraf olarak dönmüştür. Zira bu vesileyle Türkiye “Kıbrıs’ta egemen eşitliğe sahip iki devletli çözüm” olarak özetleyebileceğimiz yeni politikasını hem Kıbrıs meselesinin taraflarına hem BM’ye hem de dünya kamuoyuna açık mesajlarla duyurmuş oldu. Bundan sonrasıdaha ziyade Rum/Yunan tarafının göstereceği yaklaşımlarla şekillenecektir. GKRY, ya KKTC’nin bağımsızlığı, egemenliği ve eşitliğine saygı gösterecek ya da Türkiye bunun sağlanması için gereken adımları hiç tereddüt etmeden atacaktır.

Peki, 27-29 Nisan’da Cenevre’de neler oldu? Şimdi bu konuda kısaca bilgi vermeye çalışalım:

Türkiye’nin girişimleriyle aylar öncesinden planlanan ve nihayet 27-29 Nisan’da Cenevre’de gerçekleştirilen 5+BM Konferansı’na, BM öncülüğünde, Kıbrıs Adası’nın tarafları olan KKTC ve GKRY ile garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere katılmıştır. Açılışta, görüşmelerin amacının “Kıbrıs Sorunu açısından kalıcı bir çözüm bulunabilmesi için taraflar arasında ortak zemin olup olmadığını belirlemek” olarak açıklanan toplantıda, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve GKRY lideri NikosAnastasiadis ile ayrı ayrı görüştü.

Görüşme sonucunda, Kıbrıs Rum tarafı Crans Montana’dakaldıkları yerden devam etmek istediklerini (yani Rumlara ilave toprak bırakılmasını öngören, federasyon temelinde müzakere yürütülmesi) belirtirken Kıbrıs Türk tarafı “KKTC’nin bağımsızlığı, egemenliği ve eşitliği konusundan ödün verilmeyecek iki devletli çözüm önerisi”ni sunmuştur.

Cenevre Konferansında KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın sunduğu ve Kıbrıs’ta iki tarafın da egemenliğinin tanınması gerektiğine vurgu yapan 6 maddelik çözüm önerisi şu şekildedir:

1. Genel Sekreter, Güvenlik Konseyinin iki tarafın eşit uluslararası statüsünün ve egemen eşitliğinin güvence altına alındığı bir kararı kabul etmesi için insiyatif alacaktır. Böyle bir karar, mevcut iki devlet arasında iş birliğine dayalı bir ilişki kurulması için yeni bir temel oluşturacaktır.

2. Yukarıda belirtilen düzenlemeyle iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve egemen eşitliği sağlandıktan sonra, BM Genel Sekreteri himayesinde karşılıklı olarak kabul edilebilir bir iş birliği anlaşması oluşturmak için sonuç odaklı ve belli bir zaman aralığına dayalı müzakerelere başlayacaklardır.

3. Müzakereler, iki bağımsız devlet arasındaki gelecekteki ilişkilere, mülkiyet, güvenlik ve sınır düzenlemesinin yanı sıra AB ile ilişkilere odaklanacaktır.

4. Müzakereler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin yanı sıra uygun olduğu hâllerde, gözlemci olarak AB tarafından desteklenecektir.

5. Herhangi bir anlaşma bağlamında, iki devlet karşılıklı olarak birbirini tanıyacak; üç Garantör Devlet bunu destekleyecektir.

6. Bu müzakereler sonucunda varılacak herhangi bir anlaşma, iki devlette ayrı olarak eşzamanlı referandumlarda onaya sunulacaktır.

Türkiye’yi temsilen görüşmelere katılan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Konferans’ın sonunda, toplantı amacının,müzakere süreci için ortak zemin bulma arayışı olduğunu hatırlatmış; “Toplantıda dün ve bugün Sayın Cumhurbaşkanı [Ersin Tatar] egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm vizyonunugüçlü şekilde dile getirdi. Tarihî bir konuşma yaptı. Önerisini yazılı olarak da tüm taraflarla paylaştı. Biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak KKTC’nin bu önerisine tam destek verdik.” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Dışişleri Bakanı MevlütÇavuşoğlu ayrıca, KKTC’nin bağımsızlığı, egemenliği ve eşitliğinden asla ödün verilmeyeceğini hatırlatarak Türkiye’nin duruşunu kesin bir şekilde ortaya koymuştur.

Nihayet “Kıbrıs Sorunu açısından kalıcı bir çözüm bulunabilmesi için taraflar arasında ortak zemin olup olmadığını belirlemek” amacıyla organize edilen Cenevre 5+BMGörüşmeleri, her zaman olduğu gibi Rumların uzlaşmaz tavırları nedeniyle akamete uğramış ve BM Genel Sekreteri AntonioGuterres’nin “Kalıcı bir çözüm için taraflar arasında ortak bir zemin bulunamamıştır.” açıklamasıyla Konferans dağılmıştır.

Netice itibarıyla her ne kadar Cenevre Gayriresmî Kıbrıs Görüşmelerinde kalıcı bir çözüm için taraflar arasında ortak bir zemin bulunamamış ise de Kıbrıs Türk tarafının görüşmelerden beklentilerinin çok büyük oranda karşılanmış olması cihetiyle, Türkiye için gayet faydalı bir girişim olarak değerlendirilebilir.Öyle ki Türkiye, bu Konferans ile KKTC’yi bağımsız bir devletolarak eşit statüde GKRY ile aynı masaya oturtmuş; dünya kamuoyunda psikolojik üstünlüğünü yeniden kurmuş ve elbette “Kıbrıs’ta egemen eşitliğe sahip iki devletli çözüm” olarak özetleyebileceğimiz yeni politikasını hem Kıbrıs meselesinin taraflarına hem de BM ve dünya kamuoyuna kesin mesajlarla duyurmuştur.

Kıbrıs Türk Toplumu’nu azınlık olarak gören, sırf milletlerarası camiayı oyalamak için “laf ola” görüşmelere katılan ve nihayet tüm çözüm paketlerini de akamete uğratan Kıbrıs Rum tarafıyla federasyon temelinde adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşılması imkânı kalmamıştır. Ada’da siyasi eşitliğe sahip iki ayrı halk, iki ayrı egemen devlet vardır. Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki garantörlük hak ve yetkisi devam etmektedir. Kıbrıs Rum tarafı, Ada’nın bu gerçeklerine inanmadığı için, 52 yıldır federasyon temelinde yürütülen müzakereler nafile çabalar olarak tarihe geçmiştir. 

Bu bakımdan, Kıbrıs Türk tarafının Ada’da federasyona dayalı çözüm modelinden vazgeçip bunun yerine egemen eşitliğe sahip iki devletli yapının sürdürülmesi şeklindeki politika değişikliği, son derece yerinde, stratejik bir adım olmuştur. Kıbrıs meselesinin sonsuza dek masada kalamayacağı gerçeğinden hareketle Türkiye, bu politikasını resmen tüm dünyaya ilan etmiş oldu. Bundan sonrası, Rum/Yunan tarafının ve milletlerarası camianın bileceği iştir. Zira Türkiye bu politikasını hayata geçirmek için gereken tüm adımları atacağına dair kararlılığını ortaya koymuş bulunmaktadır. 

Velhasıl Kıbrıs Türklerinin, KKTC eliyle, kendi egemenlikleri altında ve dünya ile bütünleşmiş olarak onurlu ve saygın bir yaşam sürmelerine imkân verecek adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözümün adresi olan, egemen eşitliğe sahipbağımsız iki devletli model, son derece isabetli ve gerçekçi birpolitika olarak tarihe geçmiştir.

3