TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

2019 Zor Bir Yıl Olacak

Türkiye’de gündem seçimlere kilitlenmiş durumda, bütün gün siyaset konuşulup yazılıyor. Tarafların ve adayların kıyasıya yarıştığı her seçimin nihai amacı kazanmaktır. Seçim dönemlerinde tansiyon doğal olarak yükselir, söylemler sertleşir. Ancak bu seçim döneminde yapılan konuşmalarda ve bunların medyaya yansımalarında öncekilerin hiçbirinde yaşanmayan kavga dili öne çıkıyor.

Demokrasi kültürünün kurum ve kurallarıyla yaşandığı, siyasi sistemin bunlarla uyumlu çalıştığı ülkelerde, siyasi tartışmalar kutuplaşmalara, toplumsal ayrışmalara yol açmaz. Taraflar mücadeleyi ne pahasına olursa olsun kazanalım hırsıyla yapmadıklarından rakiplerini ötekileştirip şeytanlaştırmazlar.

Ülkenin sorunları ne kadar fazla olursa olsun, belirli şartlar yoksa bunlara “beka” tanımlaması yapmak hem yanlış hem de sakıncalıdır. Çünkü beka kavramı bir milletin gündemindeki hayati nitelikteki bir sorunu çözümleme becerisiyle ilgili “var olma yahut yok olma” anlamında bir kırılma durumunu işaret eder. Türkiye’nin iç ve dış sorunları ne kadar ciddi olursa olsun Allah’a şükür bunların altından kalkacak güce sahibiz. Siyasi polemiklerde bu kavramın her vesileyle kullanılması toplumda milli hassasiyetlerin törpülenmesine, psikolojik aşınmalara yol açar, esas anlamını yitirir.

Bu yüzyılda küresel hegemonya tesisine çalışan iki küresel güç, ABD ve Rusya arasında yaşanan rekabet önce Irak’ı ardından Suriye’yi harabeye çevirdi. Vekalet savaşlarıyla oluşan bu anaforun, jeopolitik depremin ortasında kalıp ezilmemek için her şeyden önce içeride güçlü ve dirençli olmak zorundayız. Başta ekonomi olmak üzere, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler, bağımsız ve tarafsız yargı kaliteli eğitim ve organlarının işletilmesi gibi konulardaki eksiklerimizle yüzleşerek bunları bir an önce gidermek zorunda olduğumuzu artık idrak etmeliyiz. İçeride toplumsal huzuru, milli meselelerde beraberliği, adalete güveni sağladığımız nispette dış tehditlerin üstesinden gelmemiz kolaylaşır. Bunun sağlanması öncelikle siyasetçilerin tavrına, üslubuna, popülist yöntemlerin ve dilin zararlı olduğunu görmelerine bağlıdır.

2019 Türkiye açısından zor bir yıl olacaktır. ABD Suriye’nin kuzeyinde kendisinin de içinde yer alacağı “uluslararası bir kontrol” gücü oluşturarak PKK/YPG devletini fiilen oluşturmak istiyor. Rusya bu bölgelerde ve İdlip’de, Afrin’de yönetimin Esad rejiminde olmasını, Adana mutabakatının Türkiye’ye yeterli güvenliği sağladığını savunuyor. Bu iki süper güce karşı denge politikası izleyerek, aralarındaki rekabetten yararlanarak şimdiye kadar durumu idare ettik ama bunun uzun sürmeyeceği ortada.

Diğer taraftan Rusya’dan S-400 savunma sistemi alınacak olması, ABD ile aramızda var olan sorunları hızla tırmandırıp bir kriz aşamasına getirmesi muhtemel görünüyor. Çünkü Amerika Türkiye’nin S-400 sistemini almasının bir emsal olacağından, başka ülkelerin de bu en gelişmiş savunma sistemini almak isteyeceklerinden, Rusya’nın İran, Suriye ve Türkiye’ de konuşlandırdığı bu füze sistemleriyle bölgede belirleyici güç olan hava hakimiyetini eline geçireceğinden korkuyor.

Türkiye’nin bu konudaki ihtiyacını görmezlikten gelerek Patriyot alma girişimlerini ısrarla cevapsız bıraktığını hesaba katmadan Türkiye’yi geri adım atmaya zorluyor. Başta proje ortağı olduğumuz, bir milyar dolardan fazla para ödediğimiz F-35 uçaklarının ve başka hava ekipmanlarının verilmesi olmak üzere her vasıtayı kullanarak şantaj yapmaya çalışıyor. Önümüzdeki aylarda baskıyı daha ileri götürerek ekonomik yaptırımlara yönelmesi sürpriz olmaz. Çünkü Washington için ittifak ilişkilerinin, imzanın, bunlara sadakatin önemi yok. Hegemonik politikaları uğruna herkesi satabilir.

Türkiye önümüzdeki aylarda nelerle karşılaşabileceğinin bilincinde olarak nasıl bir politika yahut politikalar izleyeceğini belirlemeli, her türlü tuzağa hazırlıklı olmalıdır. Uluslararası ilişkilerin altın kuralını unutmayalım; dışarıda söz sahibi olabilmek için önce içeriyi düzenlemek, evimize çekidüzen verip iç huzuru ve güveni sağlamak gerekir...