TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

Türkiye - Yalnız ve Güzel Ülkemiz

Cumhurbaşkanı Erdoğan Beyaz Saray’da ABD Başkanı Trump ile “tarihi” diye nitelendirilen önemli bir görüşme yaptı. Taraflar ortak bir noktada buluşamasalar bile, izlemekte oldukları yol haritalarını ve beklentilerini bir kere daha ortaya koyma fırsatı buldular. Bundan sonra atacakları adımlar, her iki taraf için de artık sürpriz olmayacak.

Aslında toplantı başlarken taraflar Suriye politikasında uzlaşmalarının kolay olmadığının bilincindeydiler. Fakat iki ülke arasındaki ilişkilerin, her şeye rağmen sürdürülmesi gerektiğini görüyorlardı. Gerçi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Çin’den Washington’a geçerken “yapacağımız görüşmeler virgül mesabesinde değil nokta mesabesinde olacaktır” demiş ve “beklentilerimiz yerine getirilmezse kendi göbeğimizi kendimiz kesmek durumunda kalabileceğimizi” ifade etmişti. Ama toplantının “kopma” değil, “devam” anlamı taşıyan, noktayı ABD’nin sözünde durması şartına bağlayan bir tarzda cereyan etmesi rasyonel bir tercih olmuştur. Böylece taraflar, atacakları adımlarda kimsenin kimseye söyleyeceği bir sözün kalmadığını net şekilde gösteren bir pozisyon sergilediler.

ABD bu görüşmenin arifesinde, Türkiye’nin tepkilerine aldırmadan PYD-YPG’ye ağır silahlar verme kararını uygulamaya başladı. İki liderin buluştuğu saatlerde, ABD’nin Suriye’deki özel temsilcisi McGurk sınırımızın yanı başında, Kobani’de PYD-YPG yöneticileriyle Rakka operasyonunu görüşüp plânlıyordu. Bir başka ilginç olay, görüşmeden bir gün sonra ABD Ticaret Bakanlığı, Türkiye’den ithal edilen inşaat demiriyle ilgili olarak “damping” yapıldığı iddiasıyla ek gümrük vergisi getirilebileceğini açıkladı. Bunun yapılması durumunda geçen yıl Türkiye’den ithal edilen 512 milyar dolar tutarındaki inşaat demiri ithalatı büyük ölçüde engellenmiş olacak. ABD yönetimi Türkiye için önem taşıyan bu konunun görüşme masasına getirilmesine meydan vermemek için bu açıklamayı toplantıdan bir gün sonra yapmayı tercih etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington yolundayken, Putin’in PYD’yi terör örgütü saymadıklarını, temas ettiklerini, ancak silah vermediklerini söylemesi Suriye sorununda iki süper gücün ortak noktalarının görünenden daha güçlü olduğu anlamına geliyor.

Türkiye Suriye ve Irak konularında uluslararası alanda işbirliği yapabileceği güvenilir bir desteğinin olmadığını görerek, politika oluşturmak zorundadır. Sahada sadece iki büyük güçle değil, İran, İsrail ve Irak Merkezi Hükümeti ile çıkar çatışması yaşıyoruz. ABD’nin gözümüzün içine baka baka, PYD-YPG ile stratejik ittifak kurmuş olması, Suriye’nin kuzeyinde kantonlar üzerinden bir Kürt devleti oluşturulmaya çalışılması karşısında, Rusya ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nü alternatif olarak görmemiz durumunda, bu tercih güvenilir bir çıkış yolu olmayacaktır. Rusya’nın, TSK’nın El-Bab’dan sonra Menbiç’e yönelmesini engellemek maksadıyla nasıl acilen devreye girdiğini, kent çevresinde kalkan oluşturduğunu unutmamalıyız.

Diğer taraftan, Washington’un PYD ile ilişkileri ve verdikleri silahları Rakka’nın IŞİD’den temizlenmesiyle sınırlı “taktiksel ve geçici bir işbirliği” olduğu yolundaki açıklamalarının güvenilmez olduğunu yakın geçmişte Menbiç konusunda yaşadık.

Zaten görüşmeler sırasında, Türk tarafı Trump ve heyetine Fırat Kalkanı harekâtıyla kontrol altına alınan bölgeye ve sınırlarımıza yönelik bir saldırı olması durumunda angajman kurallarının vakit geçirilmeden uygulanacağını anlattı. Türkiye, doğrudan “beka meselesi”nin söz konusu olduğu bir ortamda, sadece kontrolündeki alanda değil, Afrin ve Sincar’da da her an aktif girişimlerde bulunma ihtiyacı duyabilir. Cumhurbaşkanı’nın “bir gece ansızın gelebiliriz” ifadesi bu anlama geliyor. Umarız, bu tarz bir gelişmenin olması halinde, olayın belli bir bölge ile sınırlı kalmayacağını, savaşın Orta Doğu’nun tamamına yayılacağını başta iki süper güç olmak üzere, ilgili bütün taraflar görürler; bunun bilincinde olurlar. Aksi takdirde çıkması kaçınılmaz olacak bir yangın sadece çatışan tarafları değil, herkesi yakar.

Tablo ortada; Türkiye için beka meselesi anlamına gelen PKK-PYD konusunda ABD ve Rusya’ya güvenemiyoruz. İsrail ve İran bölgesel egemenlik projeleri peşinde kendi politikalarını uyguluyorlar. Yunanistan ile Kıbrıs ve Ege’de yıllardır “soğuk savaş” halindeyiz. Başta Almanya olmak üzere, birçok Avrupa ülkesi ile ve Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin geldiği çizgi ortada. Dış ilişkilerimizde böylesine sıkıntılı bir durum yaşanırken, yüz yıl önceki ortamı hatırlatan tehdit ve tehlikeler söz konusu iken, çıkarlarımızı korumamız, beka sorununu bertaraf etmemiz doğal olarak kolay olmayacaktır. Öncelikle izlediğimiz politikaların doğru ve gerçekçi bir muhasebesini yapmak, yanlışlarımızla cesaretle yüzleşmek, bunların telafisinin yollarını arayıp bulmak zorundayız. Sadece Türkiye değil, küresel rekabetin, uluslararası çıkar çatışmalarının yoğunlaştığı günümüz dünyasında hiçbir ülkenin böylesine koyu bir yalnızlığı uzun süre sürdürmesi mümkün değildir.