Türk Ocakları Genel Merkezi’nde 10 Kasım 2018 tarihli Ocakbaşı Sohbeti’nde, Prof. Dr. Yusuf SARINAY, “Atatürk’ün Vefatının 80. Yılı Münasebetiyle: Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Türk Ocakları” konulu bir konuşma yaptı.

Türk Ocakları İle Cumhuriyetin Kuruluş Sürecini Ayrı Olarak Düşünmek İmkansızdır.

Prof. Dr. Yusuf SARINAY konuşmasına bugünü anlayabilmek için ilk olarak Cumhuriyeti kuran neslin hangi ortamda yetiştiğine ve hangi olayların üstesinden geldiğine bakmak gerektiğinin altını çizerek başladı. Prof. Dr. SARINAY, “93 Harbi olarak geçen Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı Devleti’nde açık ve net bir şekilde sosyal-psikolojik bölünmeyi de beraberinde getirmiştir. Bunun akabinde Balkan Savaşları, sadece Balkan coğrafyasının tamamını kaybetmekle neticelenmemiş Osmanlı Devleti'ni de çaresizliğe sürüklemiştir. Böyle bir dönemde aydın gençlerin topluma yön vermek üzere oluşturduğu Türk Ocakları tarih sahnesine çıkmıştır. Bu yüzden Türk Ocaklarıyla Cumhuriyetin kuruluş sürecini ayrı olarak düşünmek imkansızdır. 1. Dünya Savaşı’na giderken Türk Ocakları’nın aşıladığı milli ruh içerisinde yetişen asker, sivil aydınlar millete yön vermeye başlamıştır.” diyerek 1. Dünya Savaşı’nın ortaya çıkmasına ve bir zihniyet olarak kabul edilen Sevr Antlaşması’nın öncüsü Sykes-Picot Antlaşması’na dikkat çekti. Ardından Sevr Antlaşması’ndan bahseden Prof. Dr. SARINAY, bu antlaşmayla Türk milletini tarihe sürgün etmek istediklerini belirtti. Prof. Dr. SARINAY, “Türk Ocaklarıyla birlikte oluşan milli ruh sayesinde Anadolu'nun hemen her yerinde aydın asker, sivil, din adamlarının oluşturduğu Milli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri açılmıştır. Bu cemiyetler bölgesel olmasına rağmen milli mücadelenin tohumlarını atmışlardır. Bu açıdan baktığımızda imparatorluktan milli devlete dönüşüm sürecinde Gazi Mustafa Kemal Paşa’yla birlikte kilometre taşı olan Türk Ocaklarının rolünü unutmamamız lazımdır.” diyerek Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri içerisindeki dağınık ve mahalli güçlerin temsilcilerini kongreler yoluyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde Misak-ı Milli anlayışı içerisinde tek çatı altında birleştiren ve mücadeleyi milli egemenlik temeline yerleştiren Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya şükranlarını sundu. Prof. Dr. SARINAY, “Misak-ı Milli, Türklükle bütünleşmiş Anadolu coğrafyası olarak ele alınmıştır ve şüphesiz siyasi ve iktisadi bir bağımsızlık öngörmüştür.” dedi.

Türklük Bir Medeniyettir, Duruştur, Şuurdur.

Prof. Dr. SARINAY, “Atatürk’ün siyasi diplomasisi askeri yeteneğinden daha ileridedir. Sovyetler Birliği’nin kuruluşunu, İtilaf Devletleri’nin birbirleri arasındaki çıkar çatışmalarını diplomatik olarak çok iyi analiz etmiştir ki buna en iyi örnek Erzurum Kongresi olabilir.” diyerek genellikle 19 Mayıs tarihiyle başlatılan Millî Mücadele Dönemi’nin aslında Balkan Savaşlarıyla başladığına dikkat çekti. Prof. Dr. SARINAY, “Türk Millî Mücadelesi, Türk Ordusu 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’e girdiğinde büyük bir umut olmuştur ve bütün Türk ve İslam Dünyası’nda, Azerbaycan’dan Tunus’a büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. Türk Milleti kendisine dayatılan Sevr Antlaşması’nı kabul etmeyip Misak-ı Milliyle belirlediği hedeflere ulaşmak için Lozan Antlaşması’nda müzakere etmesi ve önemli oranda başarılı olmasıyla 1920’lerin dünyasında öncü ve örnek bir millettir.” diyerek özetle Lozan Antlaşması’nın bir uzlaşma olduğunu belirtti ve 1.Dünya Savaşı’nın son antlaşması olmasıyla beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası hukuki temelinin kuruluş senedi olduğuna vurgu yaptı. Prof. Dr. SARINAY, “29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti ilan edilerek rejimin adı konulmuştur. Devlet geleneğimiz devam etmiş, bir siyasi yapıdan başka bir siyasi yapıya geçilmiştir. Bu sebeple imparatorlukların yıkıldığı bu dönemde Türkiye Cumhuriyeti, büyük yangından kurtarabildiğimiz topraklar üzerinde kurduğumuz bir milli devlettir. Atatürk ve arkadaşları vatan kaybetmenin ne olduğunu hepimizden iyi bildiği için hiçbir toprak kaybımız gönüllü olmamıştır. Bu milli politikaların yürütüldüğü ortamda asla unutmamamız gereken şey, Türk Ocaklı aydınların, gençlerin fikri ve fiili mücadele olarak Türk milleti kavramını Anadolu’ya yerleştirmeleridir. Bu aydınlar öncü rol oynadıkları bu devleti kendi milliyetçilik, Türkçülük anlayışlarının bir sonucu olarak görmüşlerdir ve yeni devleti güçlendirmek, milli birlik ve beraberliği pekiştirmek için yeniden birleşmişlerdir.” diyerek Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye ve bütün dünya devletlerinde 20.yüzyıla damgasını vuran büyük bir lider olduğunu bu yüzden de milli kurtuluş liderimiz, devletimizin kurucusu Atatürk’ün herhangi bir parti veya siyasi tartışmaların odağı olmaması gerektiğini vurgulamıştır. Aksi halde toplumda ortak değerlerimizin giderek azalacağını ve bu coğrafyada bunun bedelini pahalı ödeyeceğimizi belirten Prof. Dr. SARINAY, günümüzde yaşanan Türklük tartışmaları konusunda “Türkiye’de Türklük, ister yasa ister anlayış olarak, tamamıyla kültürel, dini ve tarihi esaslara göre tanımlanmış; hiçbir zaman etnisite esas alınarak millet tanımı yapılmamıştır. Bizim Türklük anlayışımız aynı duyguda, aynı ideallerde birleşebilmektir. Türk her zaman doğulmaz, olunur. Türklük bir medeniyettir, duruştur, şuurdur. Türkiye Cumhuriyeti tarih boyunca birçok gücün üzerinde hâkim olmaya çalıştığı, rekabet ettiği bir coğrafyada var olmuştur. Biz bu başarılı direnişi Türk Milleti’nin tarihi birikimi, kültürü ve devlet geleneğinin çok sağlam ve köklü olmasına borçluyuz. ” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

 

Program soru-cevap kısmı ve teşekkür belgesinin verilmesi ile sona erdi.


PAYLAŞ

Resim Galerisi