Duyurular
Tümü
Tarihte Bugün
  • 22.08.1981 Ülkücü İsmet Şahin’in Vefatı
  • 22.08.2000 Elçibey’in Vefatı

Türk Ocakları Genel Merkezinde, 13 Nisan 2019 tarihli Ocakbaşı Sohbeti’nde Prof. Dr. İbrahim ŞAHİN “Kırım’ın Hüzünlü Romancısı: Cengiz DAĞCI” başlıklı bir konuşma yaptı.

Cengiz Dağcı’nın Özel Olması Hayatı ile Romanı Arasındaki Münasebetin Yoğunluğundan Kaynaklanmaktadır.

Türk Yurdu Dergisi için uzun yıllar boyu yazdığını ve Türk Ocaklarının onun için mukaddes bir yer olduğunu belirten Prof. Dr. ŞAHİN “Cengiz DAĞCI özel bir romancıdır. Özel olması edebiyat tarihinde hayatı ile romanı arasındaki münasebetin yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Türk romanı tarihinde 1872’den beri böyle bir roman ve romancı münasebeti gösterebileceğiniz başka bir insan yoktur. Buradan şöyle bir hükme varıyoruz: Bazen tarih bir milletin kaderiyle o milletin herhangi bir ferdinin kaderini aynı bir çizgi üzerinde inşa edebiliyor. Özellikle Kırım Tatarları için böyle bir durum söz konusudur.” dedi. 2000 yılında eşi öldükten sonra yalnız bir hayat yaşadığını ve kendi ölümüyle birlikte eşyalarının kargoyla Türkiye’de getirildiğini belirten Prof. Dr. ŞAHİN, bu eşyaların şimdi Akmescit’te bir evde olduğunu belirtti. Prof. Dr. ŞAHİN, “Cengiz Dağcı’nın hafızasının ve hayal gücünün ana mekânı, şu anda da mezarının bulunduğu köyü Kızıltaş’tır. Yazarların hafızalarını harekete geçirecek objelerin ve motivasyonların olduğu odaları vardır. Cengiz Dağcı’nın odasının bir köşesinde ise eşi, çocukları ve doğduğu toprakların fotoğrafı bulunur. Dünya sahnesinde Lenin, Stalin, Troçki ve Galiyev’in bulunduğu zamanda doğan yazarın fikir dünyasının gelişmesindeki en büyük faktör o dönemde yaşadığı yerde görmüş olduğu siyasi ortam ve propagandadır. Diğer faktör ise amcası olan Seyit Ömer Dağcı’nın çocukken okuduğu Mehmet Emin Yurdakul şiirleri ve Ömer Seyfettin hikâyeleridir.” dedi.

Dağcı’nın En Büyük Arzusu ve Hedefi Yok Edilmeye Çalışılan Bir Kültürün Yeniden İnşasıdır.

Dağcı’nın kelimeleri daha çok birincil anlamlarıyla kullandığını söyleyen Prof. Dr. ŞAHİN, “Dağcı’nın saydam bir dili vardır. Anlattıklarını camın arkasından izliyor hissi yaşarsınız. Yazara bunun sebebi sorulduğunda cevap olarak “Ben hayal etmeye vakit bulamadım.” demiştir. Yazarın en büyük arzusu ve hedefi yok edilmeye çalışılan bir kültürün yeniden inşasıdır. Bu yüzden yazarın tarihçi değil de romancı olması bizim için çok daha iyi olmuştur çünkü onun sayesinde bugün biz Kırım coğrafyasındaki Türkçe isimleri hikâyeleriyle beraber biliyoruz” dedi. Yazarın Türkistan lejyonu dağıldıktan sonra Polonya’ya gidip Alman çetelerle savaştığını ve orada tanıştığı eşi Regina ile birlikte önce Viyana mülteci kamplarına daha sonra da İngiltere’ye geçtiğini belirten Prof. Dr. ŞAHİN, “Londra’ya geçtikten sonra önce lokantalarda bulaşık yıkayan Dağcı daha sonra kendi lokantasını açmıştır. O sırada da romanlarını yazmaya başlamıştır. Kırım Türkçesi ile yazmış olduğu romanları ilk iş olarak Türkiye Türkçesine çevirmiştir çünkü o dönemde Kırım Tatarca’sı ile yazmış olsaydı kimse yayımlamayacak, İngilizce yazmış olsaydı kimse okumayacaktı. Bu yüzden Türkiye Türkçesi’ne çevirmişti çünkü muhatabı burasıydı.” dedi.

Eğer Destanlar Milletin Kolektif Şuur Altıysa Dağcı’nın Eserleri de Modern Destandır.

Dağcı’nın sürekli aynı mekân üzerinde aynı mevzuları aynı dille bahsetmesi ama her defasında farklı bir yönünü göstermek suretiyle anlatmasının sebebinin o zamanda kalmak istemesinden kaynaklandığını söyleyen Prof. Dr. ŞAHİN, “ Zaman tanrısı Kronos’un elimizden alamayacağı tek şey yazıdır. Zaman bir suyken yazı kalır. Eğer destanlar milletin kolektif şuur altıysa Dağcı’nın eserleri de modern destandır.” dedi. Dağcı’nın romanlarında sürekli olarak “Neden?” sorusunu sorduğunu belirten Prof. Dr. ŞAHİN, “Bu sorunun cevabını bulamadığı noktada romanları absürdleşmiş ama bunu kabullenmesiyle yüzeye çıkmış ve normale dönmüştür. Dağcı, edebi değerini etkileyen Rus Edebiyatından realiteye önem vermeyi öğrenmiş ve uygulamıştır. Yok edilen kültür inşasında başvurduğu şeyler toplumsal tarih, kendi hafızası ve Kırım’ın araştırıldığı metinlerdir. Dilini arabeskleştirmemiş, gerçekçi yazmış ve insani değerleri ortaya çıkarmıştır. Acıları azaltabilmek için Kırım’ı yazdıklarıyla diri tutmak isteyen Dağcı, aynı şeyleri sürekli olarak anlatmış, tekrar etmiş ama her seferinde farklı olmayı da başarmıştır.” dedi.

 

Program, soru-cevap kısmı ve teşekkür belgesinin verilmesi ile sona erdi.


PAYLAŞ