Türk Ocakları Genel Merkezinin Cumartesi günleri düzenlediği “Ocakbaşı Sohbetleri’nde bu hafta Dr. Bahadır Bumin Özarslan “Orta Doğu’daki Son Gelişmeler” başlıklı bir konuşma yaptı. Dr. Özarslan, “Türkiye’nin dış ilişkileri son dönemde oldukça garip bir hal aldı. Son dönemde ilişkilerde rota farklılıklarını, sürekli değişen politikaları görüyoruz. Ancak son bir yıla bakacak olursak, Türkiye’nin Orta Doğu’daki ilişkileri konuya, zamana ve coğrafyaya göre değişiyor.” diyerek konuşmasına başladı.

"Türkiye, PYD'den Vazgeçmeyen ABD Yerine Rusya'yı Tercih Etti"

Türkiye'nin Suriye'deki politikalarının kendi iç güvenliğini korumak önceliğiyle oluşturulduğunu söyleyen Dr. Özarslan, "Suriye'de neler olduğuna bakmak için sorunun ne zaman ortaya çıktığına bakmak gerekir. 2011'de Arap Baharı sürecinin Suriye'ye sıçraması veya sıçratılması ile sorun ortaya çıktı ve Suriye'de bir iç savaş ortaya çıktı. Türkiye, geleneksel Türk dış politikasından ayrılarak mevcut statükonun yanında yer almayıp rejim değişikliklerini destekledi. Böylece Türkiye'nin bölgede yıldızı parladı. Ancak bunu Suriye'de göremedik, Suriye'de olaylar farklı gelişti. Suriye'deki Rusya ve İran'ın başrolde olması Batı'nın başarısını engelledi. Batı başarısızlığını kabul etti, biz bir süre daha kabul etmedik. Bizim Suriye'deki politik ısrarımız iç güvenliğimizi etkileyince biz de farklı politikalar üretme yoluna gittik. Bizim Türkiye'nin iç güvenliğini tehdit eden PKK'nın Suriye kolu olan PYD için politika üretmemiz gerekiyordu, biz de PYD'den vazgeçmeyen ABD yerine Rusya ve İran ile birlikte hareket ettik. Böylece Soçi Zirvesi'nde Üçlü Blok oluştu." diyerek Soçi Zirvesi'ne giden süreci anlattı.

Türkiye, Diğer Devletler Teröristlere Engel Olamadığı İçin Harekât Düzenliyor

Meşru müdafaa gerekçesinin Türkiye'nin gerçekleştirdiği operasyonlarda birincil gerekçe olmadığını vurgulayan Dr. Özarslan, birincil gerekçenin Türkiye'nin sınır komşusu olan devletlerin teröristlere müdahalede zayıf kalmış olmaları olduğunu belirtti. Dr. Özarslan, "Türkiye'nin gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonların birincil gerekçesi, sınır komşularımızın bizim toprak bütünlüğümüze sadakat sözlerini tutamamalarıdır. Aynı zamanda Türkiye'nin gerçekleştirdiği operasyonlar uluslararası hukuka uygundur ve hakkıdır. Elbette meşru müdafaa da bir gerekçedir ancak birincil gerekçe olarak meşru müdafaayı göremeyiz. Türkiye Suriye'de ilk operasyonu IŞİD'e karşı yaptı ve herhangi bir itirazla karşılaşmadı. İkinci operasyonu, yani PYD/YPG'ye karşı yapılan operasyonlara karşı gelen tepkiler de zaten açık ve nettir. ABD, PYD/YPG'ye verdiği desteği ve silahları canlı canlı açıkladı. Türkiye, devlet destekli terör meselesini gündeme sıkça getirdi; hala da getirmesi gerek ancak bunu gülük ve gelişigüzel açıklamalarla yapmamalı. Terörü destekleyen ülkelere, özellikle ABD'ye uygulanacak misilleme, başta Türkiye'nin içindeki NATO kaynaklı unsurlarla ilgili olarak yapılacak yaptırımlar olabilir." diyerek Türkiye'nin gerçekleştirdiği operasyonlardaki hukuki temelin altını çizdi ve Suriye'de terörü destekleyen ülkelerle ilgili bilgi verdi.

Türkiye, Suriye'de Ortak Olarak Suriye Türklerini Seçmelidir

Türkiye'nin Suriye'de kurulacak yeni düzen içinde Suriye Türkleri ile ortak olması, Suriye Türklerine destek vermesi gerektiğini söyleyen Dr. Özarslan, yeni anayasa taslağı hazırlanmasını; eğer hazırlanmayacaksa da Rusya'nın hazırladığı taslağa  Suriye Türklerinin kurucu ve yerli unsur olarak girmesi gerektiğini belirtti. Dr. Özarslan, "Türkiye Irak'da yaptığı hatayı Suriye'de yapmamalı, her unsura eşit mesafeliyiz diyerek Suriye Türklerini yalnız bırakmamalıdır. Türkiye'nin Suriye'deki ortağı ÖSO olamaz. ÖSO çok parçalı ve her konuda mutabık olmayan bir örgüttür. Rusya, hazırladığı anayasa taslağında Suriye Kürtlerine kültürel özerklik istedi. Türkiye, öncelikle Kürtlerin bölgesel özerklik almasına engel olmalı, ardından bu kültürel özerkliği Suriye Türklerine de istemelidir. Çünkü Suriye Türklerinin nüfusu 3 ila 4 milyon civarında iken Türkçe bilen Suriye Türkü sayısı 1 ila 1 buçuk milyon kadardır. Bu doğal bir asimilasyonun olduğunu gösterir. Kendi kimliğini bilen Suriye Türkü Türkiye için çok şey ifade eder. Bizim bu kimlik erimesine engel olmamız gerekiyor." Diyerek bölgedeki Suriye Türk varlığının önemini vurguladı ve Türkiye'nin kader ortağı olarak Suriye Türklerini gösterdi. Dr. Özarslan, Türkiye'nin geleneklerine bağlı politikalar izlemesinin hem iç güvenliği hem de dış ilişkilerdeki başarısı için kilit önem taşıdığını söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.

Program konuşmacıya teşekkür belgesinin verilmesi ve soru cevap kısmının ardından sona erdi.


PAYLAŞ

Resim Galerisi