Yer: Türk Ocakları Genel Merkezi

Tarih: 21.10.2017


Türk Ocakları Genel Merkezi’nin her Cumartesi günü düzenlediği Ocakbaşı Sohbetlerinin bu haftaki konusu “Türk Millî Eğitim Sisteminin Genel Durumu ve Yönelimleri” idi. Sohbete konuşmacı olarak Başkent Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Programı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Servet Özdemir katıldı.

Özdemir konuşmasına gerçekten bir eğitim sistemimiz var mı, eğitim şeklimiz iddialı mı, eğitim kurumlarımız nasıl FETÖ tarafından ele geçirilebiliyor sorularını sorarak başladı. Salona “ Eğitim sistemimiz düşünen bireyler mi yoksa itaat eden kişiler mi yetiştiriyor?” sorusunu soran ve eğitim sistemimizin itaat eden kişiler yarattığını söyleyen Özdemir, eğitim sistemimizi değerlendirmeye ve çözümleri dinleyicilere aktarmaya başladı. 

FELSEFESİ OLMAYAN MİLLETİN MEKTEBİ OLMAZ

Felsefenin bir toplumda misyon ortaya çıkarttığını söyleyen Özdemir, “Felsefe misyon ortaya çıkarır. Düşünmek misyon ortaya çıkarır. Misyon demek dava demektir ve davaya giden araçlardan biri de okuldur. Bizim ülkemizde okul bir araç değil bir amaç olarak görülüyor. Bu sakat durum, bu felsefesizlik bizde bir aydın eksiliğine neden oluyor. Aydın dediklerimiz ise ya kendi kültürüne yabancılaşmış ya da mankurtlaşmış kişiler. Böyle bir toplumun gelişmesi düşünülemez.

ANALİZ YAPMADAN REFORM YAPILMAZ

Eğitimde reformun toplumsal bir Rönesans sonrası yapılması gerektiğini vurgulayan Özdemir şöyle devam etti: “Millî Eğitim Bakanlığı sürekli eğitimde reform yapmaktan bahsediyor.  Rönesans yapmadan reform olmaz; yani analiz yapmadan, bilimsel kararlara vermeden reform olmaz. Düşünsel olarak yetişkinlerin aydınlanması, bakış açılarının değişmesi gerek. Eğitim sistemi çocuklara ‘hayır’ demeyi öğretir. Oysa bizim hem çocuklarımız hem yetişkinlerimiz her şeyi kabul etmeye alıştırılıyor.”

EĞİTİM TAKLİT EDİLMEZ

Eğitim sistemimizin kendi kültürümüze uygun olması gerektiğini, taklitçilikten kaçınmamız gerektiğini belirten Özdemir, “ Eğitimden aileye kadar her teori topluma uygun ve tutarlı olmalıdır. Okul topluma rağmen var olamaz. Okul toplumun bir aracıdır. Binlerce insana Millî Eğitim Bakanlığı pedagojik formasyon verdi. Peki, bu kadar insan öğretmen mi olacak? Elbette hayır. Memlekette şuan kurumlardan bireylere kadar herkes bir dürüst olmama mutabakatı imzalamış gibi davranıyor. Dürüst, tutarlı ve bize uygun adımlar sadece eğitim alanında değil her alanda ihtiyacımız olan tek şey. Çünkü varlık sorunumuz eğitim sorunuyla eşit öneme sahip” diyerek hazırladığı sunuya geçen Özdemir, dinleyicilere eğitim ile ilgili kavramları ve eksiklikleri görsel olarak anlattı.

UYGULAMADA EVRİMCİ OLMAMIZ GEREK

Öğretmenlerin işlerini sevmediklerini, ne için çabaladıklarını bilmediklerini vurgulayan Özdemir, “Öğretmenlerde sosyolojik algı kaybı sorunu var. Öğretmenlerimiz toplumdaki rollerini benimseyemiyorlar. Cumhuriyet döneminde öğretmenin toplumsal bir rolü vardı fakat biz bu algıyı kaybettik. Böyle olunca öğretmenler de çocuklarla nasıl ilgilenmeleri gerektiğini unuttular. Çocukları bir kalıba sokma çabamız hiç bitmiyor. En değerli varlığımız, geleceğimiz olan çocuklara bu kadar riskli ve değişken politikaları uygulamamız çok yanlış. Çocuklarımızı kaybedemeyiz, böyle bir şansımız yok. Bu algı kaybının ve yanlış politikaların düzelmesi ve toplumsal bir iyileşme için devrimci değil, evrimci olmalıyız. Avrupa evrimci, bir kurum işlevini yerine getiremiyorsa onu yıkıp yenisini yapmıyor; kurumu düzletiyor. Biz ise yıkıp yenisini yapma telaşına düşüyoruz. Bu yüzden binlerce yıllık tarihimizde bin yıllık tek kurumumuz yok, her şey yeni. Bu işlevsiz yenilikten mutlu olmak tüm milleti olumsuz etkiliyor” diyen Özdemir, eğitimin bir millî güvenlik meselesi olarak kabul edilmesi gerektiğini söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.

Program daha sonra soru cevap bölümüyle tamamlandı.

Haber: Mert Oğuz COŞKUN


PAYLAŞ

Resim Galerisi