Türk Ocakları Genel Merkezinin Cumartesi günleri düzenlediği “Ocakbaşı Sohbetleri”nde bu hafta, M. Çağrı Peker, “Türkiye Enerji Piyasaları ve Nükleer Enerji Politikamız” başlıklı bir konuşma yaptı. M. Çağrı Peker konuşmasına, son dönemdeki ekonomik gelişmeleri değerlendirerek başladı. ABD tarafından uygulanan finansal sıkılaştırma politikalarının ve ülkemizin iç dinamiklerinin bir sonucu olarak Dolar karşısında Türk Lirası’nın bir miktar değer kaybettiği belirten Peker, bu dönemde ülke milli gelirinin finans, inşaat, enerji sektörleri merkezli arttığını ifade etti. Peker, son dönemde hastane, otoyol ve havaalanı projeleriyle ön plana çıkan kamu-özel işbirliğine değindikten sonra önümüzdeki dönemde bu önemli sektörlerin borç stoklarının dikkatli takip edilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Peker, ekonomiye ilişkin sözlerini tamamlarken imalat sanayinin geliştirilmesinin, gelir eşitsizliği ile mücadele edilmesinin, tarım odaklı yerel ekonomilerin büyütülmesinin, girişimcilik ve KOBİ’lerin desteklenmesinin, insan sermayesine ve bilgi teknolojileri alanlarına yatırım yapılmasının önemli çözüm önerileri olduğunu söyledi.

“Türkiye’de son yıllarda artan petrol talebine karşın önümüzdeki 10 yıllık dönemin sonunda petrolün yerini ulaşımda elektriğin ve diğer alanlarda başka enerji kaynaklarının almasıyla petrol talebinde düşüş yaşanabilir.”

Cari işlemler açığının ciddi bölümünün enerjiden kaynaklandığını ve vergilerin %10’undan fazlasının petrol ve doğal gazdan toplandığını belirten Peker, “Son dönemde Brent petrol varil fiyatının 70 Dolar bandının üstüne çıkmasıyla ve Dolarda yaşanan yükselişten dolayı ülkemizde de akaryakıt fiyatları yükseldi. Ham petrol ve dolar kurunun yanı sıra akaryakıt fiyatının %58’ini oluşturan vergileri değerlendirirken bu oranın AB ortalamasının altında olduğunu belirtmek gerekir. Bunların yanı sıra son yıllarda rafinerilerin motorin üretim kapasiteleri yeni yatırımlarla yükseltildi ve artık rafineri iç talebin daha fazlasını karşılıyor. Bunun yanı sıra SOCAR tarafından inşa edilen STAR rafinerisi motorin ihtiyacının ithalat yerine içerden karşılanmasına büyük katkı yapacaktır. İthalat yaptığımız ülkeleri değerlendirmek gerekirse özellikle Irak, İran ve Rusya ön plana çıkıyor. Son yıllarda yurtiçi satışlarda ciddi artış gözleniyor bunun altında yatan temel sebep ekonomik büyüme olarak dikkat çekiyor. Verimliliğin artması, doğal gaz piyasaları, yeni teknolojiler ve elektrikli araçlar gelecekte petrol piyasaları için belirleyici olacaktır.” diyerek Türkiye enerji piyasaları ile ilgili bilgi verdi.

“Doğal gaz piyasalarında LNG ticaretinin artması ve önümüzdeki dönemde doğu ile batı arasında gaz koridoru olarak görev gören Türkiye’nin önem kazanması kaçınılmaz görünmektedir.”

Ülkemizin son 15 yılda doğalgaz taşımacılığı ve illere doğalgaz ulaştırılması konusunda oldukça iyi bir grafik çizdiğini belirten Peker, “Son yıllarda dünya gaz ticaretinde LNG %32 ile önemli bir yere sahip. 2035 yılına gelindiğinde taşımada LNG ile boru hattı oranlarının eşitlenmesi bekleniyor. LNG üretiminde  önü çeken ülkeler Katar, Trinidad ve Tobago, ABD ve Nijerya. Bu ülkelerin sattığı LNG özellikle Çin, Japonya, G. Kore ve Hindistan’da tüketiliyor. LNG ticaretinin yaygınlaşması piyasaları tekel boru hatlarından rekabetçi piyasalara doğru dönüştürüyor. Bu arada doğal gaz rezervlerinden bahsetmek gerekirse İran, Rusya, Katar, Türkmenistan ve ABD önemli paya sahiptir. Yıllar geçtikçe keşfedilmiş rezervlerde artış gözlemlenmektedir. Türkiye konumu itibariyle uluslararası doğal gaz hub’ı (ticaret merkezi) olma potansiyeline sahiptir. Doğal gaz ithalatımızın ciddi bölümü Rusya, İran ve Azerbaycan’dan yapılmaktadır.  Ülkemizde yaklaşık 13 milyon konut ve sanayi abonesi bulunan doğal gaz piyasalarında son 15 yıllık dönemde 114 bin km boru hattı inşa edilmiştir. Bu kapsamda doğal gaz fiyatları belirlenirken işletme ve yatırım maliyetleri dikkate alınmaktadır. 77 ile doğal gaz ulaştırılmıştır. Doğal gazın en yaygın kullanıldığı sektörler sırasıyla elektrik santralleri, sanayi ve konutlardır.” Diyerek dünyada ve Türkiye’de doğalgaz ve doğalgaz taşımacılığı ile ilgili bilgiler verdi.

31 Ülkede toplam 450’den fazla sayıda bulunan nükleer santral’in Türkiye’de yapılmasının önemli olduğu ve 2023’te devreye girecek 4800 MW’lık baz yük santralinin ülke talebinin %5’inden fazlasını karşılaması beklenmektedir.

Türkiye’nin nükleer enerji yatırımları için geç kaldığını, nükleer enerjinin gerekli önlemler alındığı zaman çok kârlı ve temiz bir enerji türü olduğunun altını çizen Peker, “Nükleer santrallerin teknolojik gelişimleri 1932 yılında başlamıştır ve atom bombasının bulunmasının ardından 1955 yılında ABD’de ilk ticari nükleer santral kurulmuştur. Bunun akabinde İngiltere, Rusya, Fransa ve Almanya’da nükleer santraller inşa edilmiştir. 1979 yılında ABD ve 1986 yılında Rusya’da yaşanan büyük krizlerden sonra nükleer santrallerin inşası yavaşlamıştır. Günümüzde ABD, Fransa, Japonya, Rusya, Çin ve G. Kore’de sırasıyla 99, 58, 43,34, 28, 24 tane reaktör bulunmaktadır. ABD’de bulunan santraller elektrik talebinin %20’sini, Fransa’daki nükleer santraller ise ihtiyacın %70’inden fazlasını karşılamaktadır. Günümüzde dünya elektrik talebinin %13’ü nükleer santrallerden karşılanmaktadır. Şu anda dünyada inşa halinde 67 santral bulunmaktadır. Türkiye için geç kalınmış bir yatırım olarak dikkat çeken Akkuyu Nükleer Santrali bittiğinde talebin %5’inden fazlasını karşılaması beklenmektedir. 20 Milyar Dolarlık ve 60 yıl ömrü olacak bu büyük santrallerde Rusya’da Üniversite okutulacak toplam 600 öğrenci ile teknoloji transferi hedeflenmektedir. Alım garantisi modeliyle yapılan bu santralde 1. ve 2. ünitelerin %70’i, 3. ve 4. ünitelerin %30 kWh başına 12,35 Dolar-cent’ten 15 yıl boyunca işlem görecektir. Çevre riskleri en aza indirilerek alınacak önlemler ile yapılacak bu santralde 3500 nitelikli personelin çalışması planlanmaktadır.” diyerek Akkuyu Nükleer Santrali Projesi’nin Türkiye için çok kârlı bir proje olduğunu vurguladı.

Peker, Doğu Akdeniz’de çıkarılacak gazın taşınmasında Türkiye dışındaki yolların çok daha maliyetli olacağı, Türkiye’nin kuzeyinden girerek Avrupa gaz ihtiyacının bir kısmını karşılayacak Türk akımı projesinde %50’ye gelindiğini, yerli otomobil projesinin ve önümüzdeki dönemde yapılacak Sinop ve İğneada nükleer santrallerinin önemli olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.

Program konuşmacıya teşekkür belgesinin verilmesi ve soru cevap kısmının ardından sona erdi.


PAYLAŞ

Resim Galerisi