Türk Ocakları Genel Merkezinde, 05 Ocak 2019 tarihli Ocakbaşı Sohbeti’nde Osman OKTAY, “Vefatının 44. Yıldönümü Münasebetiyle: Arif Nihat ASYA'yı Anıyoruz” başlıklı bir konuşma yaptı.

İstila budalaları karşısında istiklal delileriyiz.

Türk Ocaklarının unutulmayan şairlerimizden Arif Nihat ASYA’yı anma konusundaki hassasiyetine teşekkür ederek konuşmasına başlayan OKTAY, “Arif Nihat Asya, öğretmen kökenli şairlerimizdendir. Sırasıyla Adana Erkek Muallim Mektebi, Adana Erkek Lisesi, Malatya Lisesi, Edirne Lisesi, Ankara Gazi Lisesi ve Lefkoşa Atatürk Erkek Lisesinde edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yapmıştır. Bir dönem de kendi ifadesiyle, “mektep kürsüsünden memleket kürsüsü”ne geçerek Seyhan milletvekilliği yapmış fakat bu mesleği fazla benimsemeyip bir dahaki seçimlere katılmamıştır. Arif Nihat mütevazı bir adamdır. Mehmet Çınarlı’nın bu konudaki ‘Poz yapmadığı, gururlu davranmadığı için onun büyüklüğünü fark edemeyenler olmuştur.’ sözünden sonra Nevzat Kösoğlu, Arif Nihat için ‘Eserlerindeki derinlik ve genişlikten habersizseler Ankara’nın, Niğde’nin ilçelerinde elinde kocaman çantasıyla şiir matinelerine çıkan bu alçakgönüllü adamın, küçük dergilerde şiirleri yayımlanan, adı duyulmamış fukara yayınevlerinden kitapları çıkan bu şairin büyüklüğünü, ancak onu tanıyan ve dinleyenler anlayabilir. Bundan dolayı dostlukları derin ve sürekli olmuştur. Üstüne başına dikkatsiz, sevgisinde cömert bu insan, eserlerinin sergilenmesinde de böyle mütevazıydı.’ demiştir.” Arif Nihat Asya’nın, Türk edebiyatında şiir ve nesir alanında önemli ve millî bir şair olduğunu belirten Oktay, “Arif Nihat, ‘Boğazlar’ başlıklı yazısında ‘Buğday satabiliriz, arpa satabiliriz, yulaf satabiliriz fakat tarla satamayız. Portakal, elma, armut bağışlayabiliriz fakat bağ, bahçe bağışlayamayız. Şu memleketin demiri vardır, kömürü vardır, bakırı vardır ve kromu meşhurdur, maden satabiliriz fakat maden kuyusu satamayız. Dinimiz susuzlara su vermeyi sevap bilir, su veririz fakat musluk, çeşme, deniz ve boğaz bağışlayacak kadar cömert olamayız. Gölümüzden içilebilir, gölümüz sömürülemez. İstila budalaları karşısında istiklal delileriyiz. Ne biz Lenin’i hocalığa kabul edebiliriz ne Marks bizi talebeliğe kabul eder. Kimden ne öğreneceğimizi biliriz.’ cümleleriyle de bunu açıklamıştır.” dedi.

O, bu millete hizmet etmek için gelmiş, kendisini bir ulvi dava uğruna adamış, asil bir kişiydi.

Arif Nihat Asya’nın, sanat anlayışını “Hayal, hayal hâlinde kalarak gerçekle akrabalık kuramayacağı gibi gerçek de aslındaki hâliyle kaldığı sürece şiir değildir.” diye tanımladığını belirten Oktay, “Arif Nihat Asya’ya göre millî edebiyatın ilk şartı milleti ve milliyeti kabul edip karşı olmamaktır. ‘Öteki vasıflar bu şarttan sonra gelir, keza dünyaya giden yol da milletten geçer. Sanatçı ile seyirci, dinleyici veya okuyucu arasında hiç değilse yer yer ortak özellik anlayışları bulunmalıdır. Sanatçı konusunu muhatabının konusu hâline getirme kabiliyetinde olmalıdır. Dejenere olmayı gelişim sanmak hatasına düşülmemelidir. En iyi şair diye tanınanlar çoğunlukla yazdıklarını en merhametsizce tasfiye edenlerdir. Dünden bugüne kalanlar olduğu gibi bugünden yarına da kalanlar olacaktır. Böyleleri şarlatanlık yapanların dışındaki isimlerden çıkacaktır.’ demiştir.” Türk milletine adadığı “Bayrak” şiirini Arif Nihat’ın sesinden dinleten Oktay, “Arif Nihat Asya’nın Kıbrıs’ta görev yaptığı sıralarda nasıl bir iz bıraktığını anlatan İlter Veziroğlu, ‘Kıbrıs Türkleri, Arif Nihat’ın yaptığı hizmetleri asla unutmayacaktır. O, 1960-61 yılları arasında Kıbrıs’ta edebiyat öğretmenliği yaparken binlerce Türk gencine Türklük mefkûresi ve sanat sevgisi aşılamıştır. Kıbrıs Türkleri bu nedenle onu sevmiş, ona yürekten bağlanmıştır. O, bu millete hizmet etmek için gelmiş, kendisini bir ulvi dava uğruna adamış, asil bir kişiydi. Onun en iyi vasıflarından biri de memleket gerçekleri üzerine şahsi menfaatlerden uzak kalarak eğilmesiydi. Bu nedenle inandığı yolda başı daima dik, alnı açık olarak yürümüştür. Milliyetçi ozanı inandığı davadan hiçbir kuvvet döndürememiştir. Ölünceye dek milliyetçiliğin, vatanperverliğin en büyük tutkulusuydu. Bugüne dek yetiştirdiği binlerce öğrencisine millî şuuru ustalıkla işlemiştir. Samimiyet, vefakârlık ve iyilik gerçek ifadesini

onda bulurdu. Kıbrıs'tayken yalnızca öğrencileri değil halkı da ulusal dava üzerine bilinçlendirmeye gayret etmiş, ülkücülük, milliyetçilik sevgisini gönüllerinde tutuşturmayı başarmıştır. Kıbrıs Türkleri Yunanlara karşı direndiyse, davasından kopmamışsa rahmetli ozanın bunda büyük payı olmuştur.’ demiştir. Gelin görün ki her Türk milliyetçisi gibi üvey evlat muamelesi görmüş, pek çok antolojiye alınmamış, gazeteler ondan bahsetmemiş, belki bazı kesim tarafından şair olarak bile görülmemiştir.” dedi ve Atsız’ın “Baht utansın...” ifadesiyle konuşmasını sonlandırdı.

Program, soru-cevap kısmı ve teşekkür belgesinin verilmesi ile sona erdi.


PAYLAŞ

Resim Galerisi