Türk Ocakları Genel Merkezinin Cumartesi günleri düzenlediği “Ocakbaşı Sohbetleri”nde bu hafta, Prof. Dr. Cezmi Eraslan, “Yüzyılın Aynasında Sultan 2. Abdülhamit” başlıklı bir konuşma yaptı. Prof. Dr. Eraslan konuşmasına, “2. Abdülhamit Han, belki de, Osmanlı’nın son muktediri olarak değerlendireceğimiz bir siyasetçi ve devlet adamı. Ancak cumhuriyet döneminde Osmanlı eleştirisi yapılacağı zaman ‘eskiye vurma’ yöntemi tercih edildiği için, uzun bir dönem boyunca olduğunun tam tersi anlatılan, değerlendirilen bir isim. Ancak maalesef şu an ise olduğunun çok üstünde, ihtiyacı olmamasına karşın, her hususta abartmayla karşılaşılan bir siyaset adamı.” diyerek başladı.

2. Abdülhamit’i ve Tüm Tarihi Şahısları Dönemine Göre Değerlendirmek Gerekir

Prof. Dr. Eraslan, tarihi şahısların kendi döneminin şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Eraslan, 2. Abdülhamit’in bir Tanzimat Dönemi kişisi olduğunu söyleyerek, bu dönemin şartlarını doğru değerlendirmek gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Eraslan, “2. Abdülhamit, klasik dönemden bu zamana kadar bakarsak, belki de en zor dönemde tahta çıkmıştır. 1870’li yıllar Avrupa’da birçok denge değişikliğinin yaşandığı, yeni oluşumların ortaya çıktığı, Alman milli birliğinin kurulduğu ve bu yeni devletin, kurulur kurulmaz, sömürge yarışına dahil olduğu bir dönemdir. 1872’den itibaren Avrupa’da Almanya, İngiltere, Fransa ve Rusya arasında bir takım imparatorlar ligi oluşturma çabaları var. Bu dönemde Osmanlı, bu imparatorlukların ‘şark meselesine’ nokta koymak isteklerine engel olmak çabası içindedir. 1875 yılı da Osmanlı’nın ekonomik iflasını ilan ettiği tarihtir. Bu ekonomik buhran içinde 2. Abdülhamit’in bulduğu çare Düyun-u Umumiye İdaresi’ni kurmaktır. Bu tarihten itibaren zaten bağımsız bir Osmanlı Devleti’nden söz etmek mümkün değildir.” diyerek 2. Abdülhamit’in tahta çıktığı dönemi açıkladı.

İttihatçılar da Abdülhamit de Savaşın Kaçınılmaz Olduğunu Gördü

2. Abdülhamit’in 93 Harbi’nden itibaren dünya savaşının çıkacağını düşündüğünü belirten Prof. Dr. Eraslan, Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın silahlandırılmasının bunun kanıtı olduğunu söyledi.2. Abdülhamit’in kendi döneminin en gelişmiş teknolojisini Türk topraklarına getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Eraslan, “2. Abdülhamit’in dünya savaşının çıkacağından emin olduğunu görüyoruz. Boğazların, devletin ekonomik olarak düştüğü çukura rağmen, milyonlarca lira ile değeri ölçülen silahlarla korumaya alınması, İslam topraklarıyla iyi ilişkilere girmeye çalışarak İngiltere’nin Osmanlı ile müttefik olması için çalışılması bunun kanıtıdır. Günümüzde İttihatçıları savaşa girdikleri için suçlayanlar var. Osmanlı Birinci Dünya Savaşı’na zorunlu ve kaçınılmaz olduğu için girmiştir ve müttefik olarak önce İngiltere’yi istemiştir. Ancak Yunanistan dahi Osmanlı ile müttefik olmak istememiştir. Osmanlı da mevcut şartlara göre davranmıştır.” dedi.

2. Abdülhamit Dönemi Cumhuriyetin Politikalarını Belirleyen Dönemdir

2. Abdülhamit döneminin bilim, teknik, eğitim ve askeri alanlarda yenileşme dönemi olduğunu belirten Prof. Dr. Eraslan, bunlarla birlikte Osmanlı bürokrasisinin yabancı elçilikler tarafından satın alındığını söyledi. Tarihte her dönemin artı ve eksilerinin birlikte değerlendirilmesinin öneminin altını çizen Prof. Dr. Eraslan, “2. Abdülhamit döneminin kadroları Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’nı yaşamış bir kadrodur. Aynı zamanda bu kadro İstiklal Harbi’ni de yaşadı. Türkiye Cumhuriyeti altı asırlık yorgunluğun içinden çıkmıştır. O yüzden bizim her konuda başlangıcı 29 Ekim 1923 olarak görmememiz lazım. Bizim devletimiz öncenin artılarını ve eksilerini devralarak kurulmuştur. Dolayısıyla 2. Abdülhamit dönemi cumhuriyeti belirleyen dönemdir, cumhuriyetin politikalarını belirleyen dönemdir. Cumhuriyetin ilk yıllarında atılan adımlar da şu anın politikalarını belirleyen dönemdir. Çünkü o dönemden bu döneme ülke aynı, coğrafya aynı, dünya güçlerinin bu coğrafyada yapmak istedikleri aynı. Dolayısıyla bizim, eskiyi kötülemek, eskiyi yok saymak yerine eskinin tecrübesini günümüze taşımamız gerekir. Evet, cumhuriyetçiyiz, ancak Osmanlı’ya sövmemiz gerekmiyor. Evet geçmişimize de bağlıyız; Osmanlı’yı seviyoruz, ancak Osmanlı’yı sevmek Cumhuriyet’e sövmeyi veya Cumhuriyet’imizi kafir olarak görmeyi de gerektirmiyor. Enerjimizi böyle yanlış ve gereksiz şeylere harcamamamız lazım. 2. Abdülhamit döneminin şartlarını bilen, bundan dolayı da haddini bilen; devletini, milletini seven bir şahsiyettir. Bundan fazlasına da zaten gerek yoktur.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Program konuşmacıya teşekkür belgesinin verilmesi ve soru cevap kısmının ardında sona erdi.


PAYLAŞ

Resim Galerisi