TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

Almanya Başbakanı Sayın Angela Dorothea Merkel’e Mektup

Sayın Şansölye,

Bu mektubu size niçin mi yazıyorum?

Almanya ile Ülkemin özel ve organik bağları var. 1914 savaşında birlikteydik. Biz, Çanakkale ve Gelibolu’da destan yazarken, siz de yanımızda gözüktünüz.

1960’dan beri Almanya’nın imarında benim milletim Türkler yer aldı. Ülkenizin kalkınmasında ve gelişmesinde emeğimiz var, hakkımız var. Bu katkı, 4 Milyona yakın Türk nüfusuyla halen devam ediyor.

Doçentlik tezimi, Bonn Üniversitesi Pharmaseutische Biologie Enstitüsünde hazırladım. Küçük kızım Almanya’da doğdu. Hep Alman arabalarına bindim. Yani size bayağı yakın sayılırım. Ayrıca bir kadın Başbakan olarak başarılarınızı takdir ediyor, kadınları oldukça tanıyan ve kadının gücünü bilen bir Genetik Profesörü olarak,  güçlü Merkel’i seviyorum.

Bütün bunların yanında, 57 yıldan beri, bizi AB kapısında haksız yere beklettiğinizi de çok iyi biliyorum. 

Sayın Şansölye,

15 Temmuz’da Ülkemde, tarihte emsaline rastlanmayan bir vahşet yaşandı. Vatanımızı ve namusumuzu kendisine emanet ettiğimiz güvenlik güçlerimiz tarafından kahpece ve kalleşçe vurulduk ve öldürüldük. Aziz Milletimiz ve şerefli ordumuz küçük düşürüldü; zillete uğratıldık. Beş bin yıllık şanlı tarihe sahip Türk Milletinin ordusu değildi bu. Bunları ancak, “Haşhaşî (beyinleri uyuşturulmuş köle)” ifadesi tanımlayabilir. 

Bunlar toplumda olmaması gereken ruhsuz beşerlerdir. İnsan (Homo sapiens) öncesi, Homo erectus ve  Homo neanderthalensis diye sistematikte yer alan; sureta insan, ancak sîretâ insanlık dışı mahlûklardır. Kitabımız Kur’an bunları; “Kan dökmekte ve nifak sokmakta olan ruhsuz, insan öncesi yaratıklar (Bakara 2/30)” olarak niteler.

Sayın Şansölye,

Elbette her suçun bir cezası olmalıdır. Ancak, 15 Temmuzda işlenen zulmü ve katliamı, “sadece suç” diye tanımlamak mümkün değil ki…

15 Temmuz olayı Türk toplumunda öyle derin iz bıraktı ve öylesine büyük infial yarattı ki, 14 Temmuz 2004 tarih ve 5218 sayılı kanunla AB Müktesebatına uymak için kaldırılan idam cezası, 80 Milyon Türk’ün arzusu olarak yeniden dillenmeye başladı.

Sayın Şansölye,

Bizler Müslümanız; inancımıza göre bütün insanlar analarından Müslüman doğarlar. İnsan öncesi varlık olan beşere, Allah kendinden RUH üflediğinde beşer insan oldu.

Bütün canlılar; ceset ve can olarak düal yapıya sahipken; sadece insan ceset, can ve ruh olarak trial yapıya sahiptir. Ve “RUH; akıl, şuur, vicdan, irade, fıtrattan” oluşan beşli bir pakettir.

Ruhun yapısı İslam’dır; yani ruhu olana herkes Müslümandır. Bu kabule göre, dünyada 7 Milyar Müslüman vardır.

Bizim kitabımıza Kur’an, gelmiş geçmiş sadece bir tek dinden bahseder; İslam… “Allah katında tek din İslam’dır (Ali İmran 3/19).”

Yine Kur’an, bize bütün peygamberlerin Müslüman olduğunu söyler ve “Peygamberler arasında hiç ayırım yapmamamızı öğütler (Bakara 2/285).”

Hz. Muhammed bizim Peygamberimizdir. Aynı zamanda Hz. İsa da, Hz. Muhammed gibi bizim Peygamberimizdir. Fakat bütün Peygamberler arasında hayatı belli, kitabı tahrif edilmemiş ve dini uygulaması örnek alınabilecek tek Peygamber Hz Muhammed olduğu için biz O’nu örnek alırız ve getirdiği vahye uyarız.

Hz Muhammedin getirdiği vahye uymak ve O’nun yürüyen Kuran olarak örnekliğini hayatımıza geçirmek, bizim olmazsa olmazımızdır.

Sayın Şansölye,

Hz İsa’nın getirdiği İsevilik ile Hz Musa’nın getirdiği Musevilik de İslam’dır.

Çünkü İslam, dinlerden bir din değil, tek dindir

İslam bütün insanî değerlerin toplamıdır. Almanya’da ve Avrupa Birliğinde toplum tarafından kabul görmüş insanî değerlerin tamamı, Kur’an’da fazlasıyla vardır. İyi olan her şey İslam, bu iyiliği yaşayan herkes kendisi bilmese de Müslümandır.

İslam eski değil yeni olandır. İslam, korkuya dayalı değil, sevgiye dayalı olandır. Ve İslam, kolaydır.

Hepimizin İlahı olan Allah, bütün yarattıklarını korur; insanı ise, çok özel kurallar koyarak korur.

Sayın Şansölye,

Ülkemizde 11 Şubat 2015’de Özgecan isimli üniversite öğrencisi bir kızımız, güvenerek bindiği minibüsün şoförü ve iki yardımcısı tarafından tecavüze uğradı, elleri ayakları kesildi ve yakılarak işkenceyle öldürüldü. Biz de onlara hapis cezası verdik.

Norveç’te 22 Temmuz 2011’de düzenlediği saldırılarda 77 kişiyi katleden Anders Behring Breivik isimli sapık, muhakemesi esnasında zafer işaretleri yaptı, tahliye olduğunda öldürmeye devam edeceğini söyledi. Sizin Avrupa Birliği hukukunuz, bu sapığa 21 yıl ceza verdi. Bu ceza değil, cinayete teşviktir.

Şu açıktır ki, toplum dışı gayri insani yaratıklar, öldürmeye devam ediyorlar.

Sayın Şansölye…

Siz, biz, hepimiz insanımızı ve Özgecanları koruyamıyoruz, Norveç’te piknik yapan gençlerimizi koruyamadık, böyle giderse koruyamayacağız da…

Hâlbuki bizi yaratan ve koruyan Allah’ımız hepimizin kitabı olan Kur’an’da kuralı ne güzel koymuştur:

“Ey iman edenler! Öldürülmede kısas size farz kılındı. Ancak affedilirse kısas düşer. O zaman öldürülenin velisine diyet ödeyin. Bu Rabbinizden bir rahmettir. Kısasta sizin için hayat vardır (Bakara 2/178-179).”

Kısas; suça denk ve adil karşılık demektir; suçu kasten kimler işlemişse onlara uygulanır.

Kurandaki kısas ayetlerinin konusu ceza değildir, adalettir, rahmettir.

Kısasta hayat vardır. Katilin öldürülmesiyle kan davaları önlenir. Öldürüleceğini bilen insan, cinayete cesaret edemez.

Kısas, devlete ait bir idam cezası değildir, af edilebilir. Af, maktulün yakınlarının yetkisindedir. Af etmezlerse, mahkeme kararı gereği katili öldürürler.

Şimdiki mahkeme kararlarından taraflar tatmin olmuyor ve çıkışta birbirlerini öldürüyorlar.

İslam şefkatiyle ıslah edici, caydırıcı ve düşmanlıkları kaldırıcıdır. 

İslam’da hapishane yoktur, tutukevi vardır. Suç işleyen bir kimse, ya öldürülür, para, ya da sürgün cezasına çarptırılır; hapse atılmaz.

Sayın Şansölye…

Siz, Avrupa Birliği olarak ve biz TC olarak, bu hukuk ile insanımızı koruyamıyorsunuz. Bu konuda maalesef acz içerisindeyiz. Zavallı bir güçsüzlükle boğuluyoruz.

Bu haliyle idareciler, olmaları gerektiği gibi Aziz değil, zelil, İzzet sahibi değil, zillete mahkûm oluyorlar.

Aziz olmanın, yani üstün güçlü ve şerefli olmanın yolu, Allah-Kuran-Peygamberli olmaktan geçer (Nisa 4/139).

Kur’an insan hayatından çıkartılırsa, daha çok Özgecan’lar, Norveç sapıkları ve kalkışma cinnetlerine şahit oluruz.

Sayın Şansölye…

Yaratan, yarattığını nasıl koruyacağını da en iyi bilen değil midir?

Nasıl korunacağı belli insanın:

Ülkede Allah’ın adaleti olsaydı, sapık caniler, 3 günlük muhakeme sonunda ölüme mahkûm edilir, (Allah’ın emridir bu, farzdır, kaçamazsınız), 4. günün sabahı darağacının önüne getirilir; öldürülenlerin irade ve merhametine teslim edilirdi. Onlar ya infaz ederlerdi, ya af…

Adalet de yerini bulurdu.

Şimdi siz ne yapıyorsunuz? Kalkışma canilerinin hayatlarını korumak üzere bize telkinde bulunuyorsunuz. Tekininiz hukukidir ama,  Ama adil değildir.

Bu girişimle siz, ölenlerin velilerine ait olan bir hakkı kullanmaya kalkıyorsunuz? Bu hak sizin değil ki… Benim devletimin de değil, kimsenin değil… Babası, kocası, oğlu, kızı ölen siz veya benim devletim değilsiniz ki… Size ne, kime ne?

Hakkı lütfen sahibine teslim ediniz.

Sayın Şansölye…

Size bir teklifte bulunuyorum. Bize yaptığınız hatırlamayla birlikte, lütfen Avrupa Birliği Müktesebatına Bakara 178-179’u eklemek için gayret gösteriniz.  Bu, insanlığa yapacağınız en büyük hayır olacaktır.

AB içindeki etki ve gücünüzü biliyorum. Allah’ın size lütfettiği bu gücü, lütfen Allah yolunda kullanınız.

Lütfen Allah ile inatlaşmayınız.

Kimse Allahtan daha iyi bilemez.

Çünkü “Muhakkak şanı yüce Allah doğru söyler”

Saygılar, sevgiler sunuyorum Muhterem Şansölye…