TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

Kanada Büyükelçisinin Diyarbakır Ziyareti: Elin Vefası Zehrin Şifası
Orhan KAVUNCU

Türkiye’de yabancılar yine haddi olmayan işlere soyunuyor; bizim bazı “ağzı açık ayran delisi” yabancı hayranı bürokrat ve aydınlarımız da bunların beyanlarında hikmet arıyorlar. Bu davranışları düne kadar en hafif tabiriyle “garipseyen” bazı gazeteler de artık bu hikmetli sözlerden (!) medet ummaya başladı.

* * *

İstanbul’daki bir toplantıda yapılan konuşma 3 Kasım 2010 tarihli Zaman Gazetesinde “Dış Haber” olarak yer aldı:

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu'nun İstanbul'daki toplantısında bir konuşma yapan Venedik Komisyonu Başkanı Gianni Buquicchio, Türkiye'nin acilen yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Devletin artık halkına güvenmeme ısrarından vazgeçmesi gerektiğini vurguladı. Demokratik yollardan seçilen kurumların asker ve yüksek bürokrasinin nüfuzu altında olduğunu savundu ve böyle bir sisteme hakiki demokrasi denemeyeceğini ifade etti.

Burada değerlendirme konumuz adamın söyledikleri değil; onun söylediklerine hatta hak vermek de mümkün. Ancak Zaman Gazetesinin haberi veriş biçimi, batı karşısında lüzumsuz bir hayranlık gösterisi; tam bir aşağılık kompleksi tezahürü. Bir zamanların Karen Fogg gibi AB temsilcilerinin yönettiği bazı aydınların ve medya kuruluşlarının yerine Zaman Gazetesi ve kimi yazarları ikame edilmiş sanıyor insan. Ama bizden hatırlatması; atalarımız boşuna dememiş: “elden vefa, zehirden şifa”.

* * *

Kanada’nın Ankara Büyükelçisi Mark Bailey ve eşi, Büyükelçilik İkinci Kâtibi Timothy Mackey, güneydoğu illerimize bir gezi düzenlemişler. Gezi esnasında Batman Valisini, Diyarbakır Büyükşehir Belediye başkanını ziyaret ederek görüş alışverişinde bulunmuşlar (1 Kasım 2010 tarihli gazeteler).

Görüşmede Diyarbakır Başkanının söyledikleri yeni değil, zaten biliyoruz: “Kürt sorununu bir terör sorunu olarak kodlamamak lâzımdır. Şiddet elbette sorunumuz ama bu Kürt sorununun nedeni değil, şiddet Kürt sorununun çözülmeyişidir” dedi. Bunların cevabı bizce malumdur. Terör örgütünü Kürt sorununun sebebi değil sonucu sayan ve esasen bir “Kürt sorunu” olduğunu savunan Kürtçülerin Türkiye’deki Kürtçe konuşan topluluğu ne kadar temsil ettiğini de sorgulamalıdır Belediye Başkanı:

Bir zamanlar Danimarka Başbakanına “halkımızın isteği doğrultusunda Roj Tv’yi kapatmayın” diye başvuruda bulunan bu Belediye Başkanları, yine Danimarka’da yayınlanan ve peygamber efendimizi aşağılayan karikatürlere karşı Türkiye’deki en kalabalık protesto gösterisini yapan Diyarbakır halkının bu tavrını da Danimarka Başbakanına aktarmayı akıl edemezler miydi? Halkın asıl isteği bu idi, Roj Tv’nin kapatılmaması değildi.

Diyarbakır Belediye Başkanına da Zaman gazetesine hatırlattığımızı hatırlatalım: “elin vefası, zehrin şifası”; o kendisini Türk’ten gayri görüyor olabilir ama Kürtçe konuşan geniş kitle bu sözün ne demek olduğunu bilir.

* * *

Kanada Büyükelçisi de sorunu doğru anlamak ve tanımlamak gerektiğini söylüyor ve “Türkiye ile aynı yaşta olan Kanada benzer sıkıntılar yaşadı. Bizde Fransız, İngiliz kökenliler ve çeşitli ülkelerden gelen göçmenler olmak üzere üç kurucu kimlik vardır. Bunları bir arada yaşatmayı sonunda başardık. Farklı formüllere ilişkin tafsilâtlı bilgi vermeye ve deneyim paylaşmaya hazırız” diyerek Türkiye’ye model olabileceklerini ima ediyor.

Kanada Büyükelçisi’nin bu söylediklerinde ciddi mantık hatası, “bilinçli bir dezenformasyon” değilse bilgi eksikliği ve yanlışlık vardır. Türkiye ile Kanada’nın aynı yaşta olmasını bir kabul farklılığına bağlayıp mazur görsek bile aşağıdaki hususların tevili mümkün değildir:

  • Kanada’nın yazılı Anayasasında kurucu unsurlar tanımlanmış değildir. İngiltere’deki gibi bazı yazılı olmayan uygulamaların da model olarak kabulü mümkün değildir. Kaldı ki o uygulamalara göre, Kanada’da iki kurucu unsur vardır: Fransızca konuşanlar ve İngilizce konuşanlar.
  • Kanada devletinin üç kurucu unsuru diye bahsettiği unsurlar - İngilizce konuşanlar, Fransızca konuşanlar ve sonradan başka ülkelerden gelenler - kurucu unsur değil, var olan unsurlardır,
  • Bunların hiçbirisi Türkiye’deki Kürtlerin konumuna karşılık gelen bir konumda değildir,
  • Fransızca ve İngilizce konuşanların hamisi olan Fransa ve İngiltere arasındaki dengenin bir sonucu olarak bu iki etnik grubun varlığı kabul edilmiştir. Ancak bu kabul, Quebec’in Kanada’dan ayrılmasını isteyen Quebec milliyetçilerinin önünü tamamen kesmiş değildir. Kürtlerle Quebecliler arasında hiçbir konum benzerliği yoktur.
  • Kanada Anayasasında iki dil Fransızca ve İngilizce dışında bir eğitim dili tanımlanmamıştır.
  • Kürtlerin konumuna karşılık gelebilecek etnik bir Kanadalı gruptan bahsedebilmek için, Kanadalı yerlilerin ve yerlileşmiş İngiliz ve Fransızların bir yekûn teşkil etmesi gerekir. Tıpkı yaklaşık 900 sene önce atalarımız Anadolu’ya geldiklerinde burada var olan Kurmançlar ve Soraniler gibi ve sonradan onlara dönüşen Türkler gibi.
  • Oysa bugün Kanada’da yerlilerden hiçbir şey kalmamıştır. Sadece yerli Huron-Iroquis dilinde köy veya yerleşim anlamına gelen “Kanada” sözü ve olmayan “yerli” halkın haklarından bahsedilen anayasa maddeleri gibi sembolik bazı hususlar, ritüeller ve demonstratif birkaç bin insan.
  • Üstelik Quebec’teki bir avuç yerli azınlık da ayrılmayı istemiyor. Alberta gibi batı Kanada’daki İngilizce konuşulan İskoç asıllı eyaletlerde de Fransızların olmadığı bir devlet olma temayülleri devam ediyor.

Bütün bu mülahazalardan sonra Sayın Büyükelçiye sormak gerekiyor: Sahi Kanada’daki yerli halk ne oldu? Kanada’da farklı kimlikleri bir arada yaşatmaya muvaffak olduğunuzu düşündüğünüze göre bu yerlilerle de bir arada yaşayıp geldiniz. Onları yok etmediniz. Yok oldularsa bunu siz yapmadınız; kendiliklerinden yok oldular veya sizin teşhis edemediğiniz birileri gelip onları yok etti. Öyle mi sayın büyükelçi?

Gerçek şu ki, sizden farklı olanları insani bir varlık olarak saygı ve hoşgörüyle algılamak, dolayısıyla inanç ve kültürleriyle var olmalarını bir hak olarak kabul etmek sizin kültür kodlarınızda yok; bu konuda siz bize model olamazsınız değerli büyükelçi. Biz size model olabilirdik ama yerli bırakmadınız.

Biz Anadolu’ya bundan 900 sene önce geldik. O zaman bu topraklarda yaşayan her farklı etnik grup bugün varlığını bir şekilde devam ettiriyor. Siz ise Kuzey Amerika’ya 17. Yüzyılda, yani yaklaşık 400 sene önce yerleşmeye başladınız. Bu geçen 400 sene içinde Kuzey ve Güney Amerika’da yerli namına nerdeyse hiçbir şey kalmadı. Nasıl yok ettiğiniz deneyimini mi bizimle paylaşmaya hazırsınız?

* * *

Kanada’nın bize karşı vukuatı bundan ibaret değil:
2005’yılında Kanada parlamentosu, 1915 yılında Anadolu’da Ermenilere soykırım uygulandığına dair bir kararı kabul etmiş, ancak o zamanın hükümeti bu kararı benimsemediğini açıklamıştı. Geçen sene iktidarda olan Harper hükümeti tutum değiştirmiş ve parlamentonun bu kararını benimsediğini açıklamıştı. Bunun üzerine Türkiye de Kanada büyükelçisini geri çekmişti.
Oysa Kanada’nın Türkiye’ye tam da bu konuyla ilgili bir mahcubiyeti var; Ermeni teröristler 1982 yılında Ottawa büyükelçimiz olan rahmetli Coşkun Kırca’yı yaralamışlardı. Bu deneyime rağmen Kanada’nın yaptığına “şecaat arz ederken sirkatin söyler merd-i Kıpti” denmez mi?
Türkiye bunları unutmamalıdır. Gün gelir bunların hesabını sormak gerekir. O zaman belki de Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kanada’ya ve Amerikan kıtasının her yerine giden Avrupalıların kıtanın yerli halkına soykırım uyguladığına dair bir karar alır, hükümetimiz de bu kararı benimser.