TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

Türk Dünyasında Sular Mecraını Buluyor
Orhan KAVUNCU

Ankara Ekim ayının ilk günlerinde üç önemli toplantıya ev sahipliği yaptı. Bir toplantı da daha önce 29-30 Eylül tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşti.

AKSAKALLAR KONSEYİ

Bu dört toplantıdan ilki Aksakallar Konseyi İkinci Toplantısıydı. Aksakallar Konseyi, 3 Ekim 2009 tarihli Nahçıvan anlaşmasında Türk Konseyi bünyesinde oluşturulması öngörülen konseylerden birisidir. 29-30 Eylül 2011 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen toplantıda bir seri kararlar alındı. Bu kararlar arasında Türk Konseyinin bayrak ve amblemi için hazırlanan örneklerin Devlet başkanları Konseyine sunulması vardı.
Heyecan verici diğer bir karar “14. yüzyıla kadar olan ortak tarihin yazılması, bu kitapta çocukların ve gençlerin bilinçlenmelerini ve gurur duymalarını sağlayacak bir yaklaşım sergilenmesi, çatışmalı dönemlerin vurgulanmaması” şeklindeydi.

Türk Kültür Mirası olan eserlerin bir dökümünün çıkarılması ve bu eserlerin yıllık olarak UNESCO Dünya Mirası listesine dâhil edilmesi, UNESCO bünyesinde Türk Grubu oluşturulması kararları da kayda değer bir gelişmeydi.

Kazakistan’daki Türk Akademisi’nin uluslararası statüye kavuşturulması, bunun için gerekli mevzuatı hazırlama çalışmalarının Türk Konseyi Genel Sekreteri tarafından yürütülmesi kararlaştırılmıştı.

Ortak televizyon, “Türk Dünyası’nın Gururu” ödülü ihdas edilmesi ve nihayet Türk Dünyası Ortak Tarihinden çizgi filmler ve sinema filmleri yapılması, Türk kültürü ile ilgili roman ve tiyatro eserleri yazılması, bir gençlik festival düzenlenmesi gibi hususların da kararlar içinde zikredilmesi Aksakallar Konseyi’nin Türk Dünyasının bütünleşme problemlerine vakıf akil insanlardan oluştuğunu göstermektedir. Aksakallarımız Fettah Heydarov (Azerbaycan), Mirzatay Yoldaşbekov (Kazakistan), İşenbay Abdürrezakov (Kırgızistan) ve Mustafa İsen (Türkiye)’e teşekkür ediyoruz.

İŞ KONSEYİ ÜYELERİ HAZIRLIK TOPLANTISI

Türk Konseyine üye dört ülkenin işveren kuruluşlarının başkan ve temsilcilerinin bir araya geldiği hazırlık toplantısı 2 Ekim 2011 tarihinde Ankara’da TOBB’nin ev sahipliğinde yapıldı. Çalışma alanlarını ve işbirliği yapılacak alanları belirleyen taraflar 21 Ekim 2011 tarihinde Almatı’da toplanacak olan Türk Konseyi Devlet Başkanları zirvesine paralel olarak düzenlenmesi kararlaştırılan I. Türk İş Konseyi toplantısına kadar, çalışma gruplarına katılacak isimleri belirlemeye karar verdiler.

3 EKİM TÜRK DÜNYASI GÜNÜ

3 Ekim 2009 tarihinde Nahçıvan’da toplanan Türkçe Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları imzaladıkları anlaşmayla “Türkçe Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi” kurulmasını kararlaştırmışlardı. Daha sonra 16 Eylül 2010 tarihinde İstanbul’da toplanan zirve, bu anlaşmanın yıldönümlerinin “Türkçe Konuşan Ülkeler İşbirliği Günü” olarak kutlanmasını teşvik etmeyi kararlaştırmıştı.

Buna dayanarak Türk Ocakları Genel Merkezi (TOGM), TOBB ETÜ Avrasya Araştırmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi()AVAR) ve Avrasya Yazarlar Birliğiyle (AYB) beraber 3 Ekim 2011 tarihinde TOBB ETÜ Konferans Salonunda bir kutlama etkinliği gerçekleştirdi. Toplantı, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Günü” gibi uzun bir isim yerine kısaca “Türk Dünyası Günü” adıyla yapıldı.

Gündüz, Mübari Aşırlı ve Dr. Yakup Deliömeroğlu’na “Türk Birlik Günü” ile ilgili öncü teklif ve faaliyetlerinden dolayı birer plaket verildi. Daha sonra Türkiye’de Türk Dünyasına yönelik faaliyet gösteren kurumlar ve kuruluşlar kendilerini tanıttı, ne yaptıklarını, ne yapacaklarını anlattı.
Akşam bölümünde ise, Türk Dünyası Müzik Topluluğu Sanatçısı Cem Gürdal müziğiyle dinleyicileri Türk Dünyasında adeta uçan halıyla bir gezintiye çıkardı. Ardından değerli şef Muzaffer Şenduran Yönetimindeki Gazi Üniversitesi Gençlik Korosu, Yesevi Hikmetlerinden bestelenmiş ilâhilerden nefis bir konser sundu.

BAĞIMSIZLIKLARININ 20. YILINDA TÜRK CUMHURİYETLERİ (Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan)

Başta belirttiğimiz dört toplantıdan sonuncusu, 5-6 Ekim 2011 tarihlerinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün himayesinde, Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu’nun ev sahipliğinde yapılan uluslararası toplantıydı. Toplantı, düzenleme komitesinin oluşumu, devletin katkıları ve programın zenginliği itibariyle, Türkiye’nin kardeş cumhuriyetlerin bağımsızlığının yirminci yılına verdiği önemin ve bundan duyduğu sevincin görkemli bir ifadesiydi. Toplantı, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Üniversitesi, T.C. Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, T.C. Başbakanlık AKDTYK Atatürk Kültür Merkezi ve T.C. Dış İşleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından, adeta Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından düzenlenmişti.

Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Osman Horata, Dış İşleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül açış konuşmalarında birbirinden önemli değerlendirmeler yaptılar, tespitlerde bulundular. (Konuşmaların tamamı için bakınız: http://www.turkocagi.org.tr/modules.php?name=News&file=article&sid=4439 )

Toplantının iki gün süren sonraki oturumlarında Türk Cumhuriyetlerinin yirmi yıl içinde ulaştıkları seviyeyi, yirmi yıllık değişim sürecinde hangi problemlerin ortaya çıktığını, eğitim, ulaşım, ticaret, kültür, iletişim gibi alanlarda ikili ve çoklu ilişkileri analiz eden tebliğler vardı. Bu arada hazırlanmakta olan iki kitap projesi, “Avrasya’daki Türk Toplulukları: Yeniden Çizilen Sınırlar, İnşa Edilen Kimlikler” ve “Bölgesel ve Küresel Politikaların Kavşağında Orta Asya Türk Cumhuriyetleri” konuya ilgi duyan herkesi heyecanlı bir bekleyişe sevk etti.

Prof. Horata’nın açış konuşması önemli tespitler içeriyordu: Sovyetlerin dağılmasıyla ortaya çıkan tablo, yoksulluk ve düzensizlikti. Çünkü sistemin oluşturduğu ortak sistem dağılınca kardeşlerimiz gerçekten zor bir döneme girdiler. O zaman birçok uzman bu cumhuriyetlerin geleceğine karamsar bakıyordu. Kardeşlerimiz bu yirmi yılda, derlenip toparlandılar. Artık kimse bu cumhuriyetlerin var olma mücadelesini başarıyla tamamladığından şüphe edemez. Elbette problemler var, sıkıntılar var; ama dünya düzenine ayak uyduran, kurumsal yapılarını oluşturan kardeşlerimiz bunları halledebilecek durumdalar.

Cumhurbaşkanı Gül’ün “tek milletin 6 ayrı devleti bilinci içerisinde işbirliğimizi, dayanışmamızı güçlü bir şekilde ileriye taşıyacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın” sözü toplantının sonuç cümlesi gibiydi. Kardeş cumhuriyetlerin devlet başkanlarıyla her ortamda çok yakın ve samimi bir görüşme trafiği içinde olduklarını isim isim sayarak anlatırken sadece Kerimov’un ismini söylememesi, Özbekistan’la ilişkilerin hala istenen seviyeye ulaşmadığını gösteriyordu. Buna artık bir son vermek gerekir. Özbekistan’ın Türk konseyinin dışında kalması, iyice yadırganan bir durum haline geldi ve artık kabak tadı vermeye başladı.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun konuşması şu günlerde başlamış olan üniversitelerimizin açılış programlarında açılış dersi olacak niteliktedir. Geçen yüzyılın derinlikli bir değerlendirmesini yapan Davutoğlu, bu yüzyılda Türk Cumhuriyetlerinin geleceğini yirmi yılın dönüşümlerini üç düzlemde ele alarak anlattı: Jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik düzlemde cereyan eden olayları büyük bir vukufla ve analiz kabiliyetiyle ele aldı Dışişleri Bakanı.

İmparatorluklar kuran, kültürel bir hareketlilikle İran, Rusya, Hindistan ve Çin’i etkileyen Türkistan, son iki yüz yıldır bu etken konumunu kaybetti ve edilgen bir konuma düştü. Şimdi, Davutoğlu’nun ifade ettiği gibi, bu cumhuriyetler tekrar etken bir konuma evriliyorlar. Problemleri de “meydan okumalar” olarak ifade eden Davutoğlu, yine jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik düzlemde ele aldı. Eski etken dönemlerinde tek ve büyük imparatorluklar kuran kardeşlerimiz bu defa ayrı ulus devletler olarak her biri kendi ulusal vatandaşlık kimliğini oluşturuyorlar. Ama bölgenin asırlardır oluşan etnik yapısı bu ulus kimlikler içerisinde farklı etnik kimlikleri de iç içe geçmiş vaziyette barındırıyor. Bu kimliklerin hepsini bölgesel bir bütünlük içinde var etmek ve geleceğe taşımak durumundayız.

Davutoğlu’nun son cümleleri, kardeşlik hukukunun samimi ifadeleriydi. Türkiye olarak Balkanlar, Doğu Avrupa, Kafkaslar ve Türkistan’da cereyan eden dönüşümleri, istesek de dışarıdan bir izleyici konumunda kalarak değerlendiremezdik. Geleceği birlikte kurgulamak durumunda olduğumuz kardeşlerimizle dayanışma içerisinde, geleceğe birlikte yürümenin planlarını yapıyoruz. Her zaman yanlarında olduk ve olacağız. Elçilikleri olmayan ülkelerde Türkiye büyükelçilikleri onların elçiliğidir. Müracaat eden her Kırgız, her Özbek, her Tacik, Türkiye vatandaşı hangi muameleyi görüyorsa aynı muameleyi görecektir.

* * *

AB ile ilişkilerimiz başlayalı 50 yılı geçti. Bu kadar sürenin sonunda üye olup olmayacağımız, AB’nin bu haliyle nereye kadar gideceği belli değil. Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerimiz başlayalı yirmi yıl oldu. Yirmi yıl içinde Türk Konseyi gibi kurumsal bir örgütlenme ortaya çıktı. Toplam ticaret hacmimiz, 2011 yılı son itibariyle, 10 milyar doları geçecek gibi görünüyor.

Şimdi 21 Ekim 2011 tarihinde Almatı’da yapılacak olan zirveyi bekliyoruz. Daha önce on defa bir araya gelen Devlet başkanlarının bu toplantısında takvim sıfırlanıyor. Yani Almatı toplantısı 11. zirve olmakla beraber “Türk Konseyi Devlet Başkanları Birinci Toplantısı” adıyla yapılıyor.

Ekonomik alanda öngörülen İş Konseyinin işlerlik kazanmasını, 2013 yılında tamamlanacağı belirtilen İpekyolu demiryolu projesinin devam etmesini temenni ediyoruz. Dışişleri Bakanının konuşmasında ifade ettiği gibi her bir ülkenin kendi içinde mükemmel demiryoluna sahip olması büyük denizlere ulaşmayı sağlamıyor. Bunun için kuzey-güney, doğu-batı ekseninde işleyen uluslar arası nakliye yollarına gerek var. İpek yolu demir yolu projesi bu ihtiyacın önemli bir bölümünü karşılayacaktır. Zirvede, bunun yanında, eğitimde, bilim ve teknolojide işbirliği, kültürel alanlarda yakınlaşma, TÜRKSOY’un UNESCO’ya Dünya Mirası Türk Eserleri listesi hazırlaması, Türk Dünyası ortak televizyon kanalı kurulması gibi daha birçok kararın çıkması bekleniyor.

Zirvede alınan kararların takibi, bugüne kadar eksik kalan bir işti. Cumhurbaşkanları, bir kısmı tavsiye niteliğinde, bir kısmı teşvik ve temenni niteliğinde çok güzel kararlar alıyor, ancak bunlar sözde kalıyordu. Nahçıvan sürecinin en önemli özelliği, Türk Konseyi Genel Sekreterliği’nin bu kararları takip ediyor olması ve kararların yerine getirilmesi için ilgilileri uyarma ve görevlendirme imkânının olmasıdır.

Sözün sonu, Türk Dünyası cephesinde, bağımsızlıkların yirminci yılında geleceğe ümitle bakmamızı kolaylaştıran gelişmeler oluyor.