TÜRK OCAKLARI

GENEL MERKEZİ

Ata Yurduna Yapılan Kültür Gezisi

Daha önce sitemizde duyurusu yapılan Türkistan Kültür Gezisi programı gerçekleştirildi. Orta Asya Türk Coğrafyasına defalarca gidip gelen ve hatıralarını Ötüken Yolcuları, Türkistan Kazan Ben Kepçe ve İrandan Turan’a gibi eserlerde yayınlayan üyemiz Kadir Tosun’un organize ettiği ve Türk Ocakları Genel Sekreter Yardımcısı Osman Oktay’ın da katıldığı gezi 29 kişilik bir grupla gerçekleştirildi.

26 Mayıs günü başlayan Gezi, Türkmenistan ve Özbekistan olarak planlanmasına rağmen son anda Türkmenistan’dan toplu vize alınamaması yüzünden önce Kırgızistan’a sonra da Özbekistan’a gidildi. Bu durum haklı olarak gezinin bir moral bozukluğu ile başlamasına sebep oldu. Çünkü Türk Dünyası’na sevdalı, oraların hasretiyle yanıp tutuşan, binlerce kilometre uzakta bulunan kardeşleriyle kucaklaşmak için sabırsızlanan insanlar var ama kardeş bir devletin bürokrasisi buna engel oluyor. Başka devletler ülkelerine turist çekebilmek için tabir yerinde ise bin bir türlü şaklabanlık yapıp dokuz değil on dokuz takla atarken kardeş, soydaş, candaş Türkmenistan yetkililerinin bu tavrını anlamak ve Türkiye Dışişlerinin de hala bu konuyu çözememiş olması anlaşılır gibi değil.

Bu işin acı ve üzücü yönü idi.
Gelelim güzelliklerine…

Kırgızistan, hareket gününe nerede ise iki üç gün kala planlanmıştı ve ne gibi sürprizlerle karşılanacağı bilinmiyordu. Ankara’dan, Antalya’dan, Malatya’dan İstanbul’a gidip birkaç saat Atatürk Hava Alanı’nda bekledikten sonra beş saatlik bir uçak yolculuğu yaptıktan sonra Bişkek Hava alanına inildiğinde elbette herkes yorgundu ama dinlenmeye vakit yoktu. Eşyalar otele bırakıldıktan sonra önce Manas Üniversitesi’ne, ardından da Kırgız Türklerinin ünlü Destan Kahramanı Manas adına düzenlenen Manas Köyü ya da Parkı’na gidildi. Ardından acıları depreştiren, 75 – 76 yıl sonra da olsa yürekleri dağlamaya devam eden ve edecek olan, ünlü Kırgız Romancı Cengiz Aytmatov’un mezarının da bulunduğu Atabeyt ziyaret edildi.  Atabeyt, 1936 yılında insanlıktan uzak Rus komünistlerinin aralarında 12 Kırgız Bakan’ın da bulunduğu tam 137 Türk aydınını topluca katlederek bir kireç kuyusuna atıp yaktıkları yerdi. Aytmatov’un babası da onlar arasındaydı ve Aytmatov, vasiyeti üzerine oraya defnedilmişti.

Kırgızistan’da asıl hedef Issıggöl’dü. Çünkü Özbekistan’da mezarını bulup ziyaret etmeyi planladığımız Hive Hanlarından Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın “Şecere-i  Terakima” isimli eserinde okuduğumuz şu satırlar bize Türklerin ortaya çıktığı yeri şöyle anlatıyordu:

“…Yafes ölümüne yakın büyük oğlu Türk'ü yerinde oturtup diğer çocuklarına "Türk'ü kendinize padişah bilip onun sözünden çıkmayın" dedi. Türk'e "Yafes oğlu" diye ad taktılar. Çok terbiyeli ve akıllı birisiydi. Babasından sonra birçok yere gitti ve (birçok yeri) gördü. Bir yeri beğenip orada oturdu. Bugün oraya "Isıg Kol" derler.”

Issıggöl’e giderken Çu Nehri’nden geçildi ve sonra Balasagun’a sapıldı. Balasagun… İlk Müslüman Türk Devleti olarak bilinen Karahanlı Türk Devleti Hükümdarı Satuk Buğra Han’ın Başkenti. “Her şerde bir hayır aramak!..” Belki biz aramadık ama o hayır, o güzellik gelip bu geziye katılanları buldu. Türkmenistan vizesi verilmiş olsaydı belki de Balasagun görülmeyecek, Satuk Buğra Han hatırlanmayacak, orada hala ayakta duran minaresi görülmeyecek ve Türklerin kitleler halinde İslamiyetle nurlandıkları o diyara gitmek belki bir daha kısmet olmayacaktı. Osman Oktay’ın, minareye çıktıktan sonra o anda içinden gelen bir arzu ile içli bir ezan okuması dileriz Satuk Buğra Han’ın ruhunu şad etmiştir.

Issıggöl herkesi duygulandırdı. Hava rüzgârlı olmasına rağmen yaklaşık yarım saatlik bir vapur gezisi yapıldı ve grup adına Antalya’nın çilekeş ülkücülerinden Ali Yıldız gölün serin sularına atlayıp yüzerken Osman Oktay da Issıggöl için yazdığı şiirini okudu:

Gölcük, Karagöl, Acıgöl, Kurugöl
Göller içinde ilk gölüm Issıggöl
Nice denizler olsa da Türk’e göl;
Ege, Hazar, Karadeniz, Akdeniz..
Hasretle biz sana geldik Issıggöl

ÖZBEKİSTAN
Gezinin üçüncü günü olan 28 Mayıs’ta uçakla Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’ten Özbekistan’ın başkenti Taşkent’e gidildi. Şehir içinde yapılan tur adeta herkesin gönlünü açmış, gözlerini kamaştırmıştı. Grup üyelerinden “İşte şehir, şehircilik bu”,  “İşte meydan böyle olur, yeşil alan böyle tanzim edilir”, gibi sesler yükseliyordu. Bizler Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de kavşak noktalarına “meydan” deyip geçmişiz. Kızılay, Tandoğan, Konak, hatta Taksim meydan mıdır Allah aşkına? Meydan görmek isteyenler Taşkent’e, Semerkant’a, Buhara’ya ve hele hele İran’da İsfahan’a gitsinler!

Şehir içinden geçirilen Çırçık Nehri’nden dağılan sulama kanalları Taşkent’e ayrı bir güzellik katıyor. Şehir içinden akıp geçmesine, etraflarında parklar bahçeler olmasına rağmen bu kanallarda en küçük bir çöpün bile olmaması grup üyelerinin dikkatini çekiyor. Dikkat çeken bir yer daha var: Kemal Atatürk Caddesi. O cadde adeta bir sergi salonu gibi. Ressamlar ve başka sanatçılar eserlerini sergilemişler. Taşkent’te mahalle camilerinde minare yok ve ezan caminin içinde okunuyor.  Hz. Osman zamanında derlenip toplanan Kur’an-ı Kerim’in aslı ve kopyasının da Taşkent’teki bir müzede sergileniyor olması ise görenleri heyecanlandırıyor.

29 Mayıs günü hızlı trenle Semerkand’a gidildi. “Güzel şehirlerin birincisi ve İslamiyet’in kuvveti” olarak nitelendirilen Semerkand insanı hemen sarıp sarmalıyor. Sıcak, sımsıcak bir atmosfer. Yol boyunca görülen yeşillikler, bağlar, bahçeler ve şırıl şırıl akan sular insana ister istemez, “Yoksa Ortaasya için anlatılan kuraklık yalan mıydı?” dedirtiyor!

Uluğbey Medresesi ve Müzesi, Ortaasya’da medfun tek Sahabe olarak bilinen Peygamber Efendimizin yeğeni Kusam’ın (Kusam b. Abbas) türbesi “Şah-ı Zinde” (Yaşayan Şah), İmam Maturidi’nin Türbesi, Emir Timur Türbesi ve heykeli, Aslanlı Medrese, Bibi Hatun türbesi, Cuma Camii gibi pek çok eser, pek çok din ulusu, ulema kabri ziyaret edildikten sonra ertesi gün otobüsle Buhara’ya doğru yol alınırken Ali Yıldız, otobüsün iç mikrofonundan Semerkand’a veda etmenin hüznüyle orada yazdığı şiirini okudu:

“Şimdi gidiyorum selametle kal/Gönlüm sende kaldı yahşi Semerkand
Meydan meydan gönülleri fethettin/Uluğ Beğ’li, Maturid’li Semerkand.

Beş bin yılı bir şehre sığdıran/Şah-ı Zinde ile rahmet yağdıran
İmanını Buhari ile yoğuran/Türklük bereketi, Özbek Semerkand
Yıllarca ağıtlar yaktık adına/Şu bahtsız Türklüğün şanı adına
İçten dileğimiz, er muradına/Emir Timur yadigarı Semerkand.”

Daha sonra Timur’un doğduğu şehir olan Şehr-i Sebz yakınlarında otantik el ürünleri üretip satan Şerif Dede ve ailesi ziyeret edilerek alışveriş yapıldı.
Sarıkum Çölü’nden geçilerek Buhara’ya yaklaşıldığında yeniden bağlar bahçeler görülüyor. Sebebi, Ceyhun (Amuderya) Nehri’nden gelen sulama kanallarının çöl ortasında kurulu olan bu şehre hayat vermesi. “Kubbetü’l İslam” (İslamiyet’in Kubbesi” olarak nitelendirilen ve Türkiye’deki Müslümanlık anlayışının da doğduğu yer olan Buhara gerçekten insanı büyülüyor. UNESCO korumasında olan şehirde, tarih boyunca yapılan savaşlar ve Rus Çarlarının işgali, komünizm baskısı gibi sebeplerle tahrip edilenler dışında şu anda tescil edilmiş 997 eser varmış. Grubun kaldığı otelin çevresi de bu tarihi eserlerle dolu idi ve “Leb-i Havuz” olarak adlandırılıyordu.

“İyi düşün, iyi konuş, iyi davran” prensibi ile hareket eden İsmail Samani Türbesi, Hz. Eyyup makamı, Ark Kalesi, Kalan Camii, Mir-i Arap Medresesi ve “El işte gönül yarda” (Elin işte, gönlün Allah’ta olsun) diyen Şah-ı Nakşibendi Türbesi… Türkiye’de pek çok müridi olan Bahaaddin Nakşibendi’nin türbesinin üstü açık.  Bunu, O’nun açık havada uyumayı sevdiğine yoruyorlar.

Buhara’dan sonra yolculuk, “Minareler ve kubbeler şehri” olarak nitelendirilen Hive’ye, Türklerin soy kütüğünü çıkaran Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın ülkesine yapıldı. Görmek için merakla beklenen Seyhun (Amu Derya)  nehrinden geçilerek ulaşılan Hive küçük bir şehir ama her yer, her taş, her köşe, her bucak tarih…

Buharalı Rehber, Ebu’l Gazi Bahadır Han’la ilgili bir bilgiye sahip değildi. Müzeler gezilirken Ebu’l Gazi Bahadır Han’la ilgili belgelere rastlanılınca kendisine gösterildi ve mahcup oldu. Müzede  Ebu’l Gazi’nin çerçevelenmiş bir resmi de duruyordu. Bu mahcubiyetle soruşturup öğrendi ve  Pehlivan Mahmud türbesinin içinde Ebu’l Gazi Bahadır Han’la oğlu Enuşa Han’ın mezarlarının olduğunu öğrendi. Böylece bu gezi Türkiye’den bir grubun Ata Yurdu’nu ziyaret edip hasret gidermesinin yanında önemli bir sonuca da ulaşıyor ve 1700’lü yılların ortalarında Türklerin soy kütüğünü çıkaran tarihçi ve devlet adamı Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın mezarını gündeme getiriyordu.

 

Bişkek’te Kırgız Çadır Evleri
Manas Heykeli
Balasagun’da Satuk Buğra Han’ın Minaresi
Issıggöl’de Vapur Gezisi
Taşkent’te  Bağımsızlık Meydanı
Tuğla Kullanılan İlk Yapı Olarak Bilinen İsmail Samani Türbesi