Türk Ocakları Genel Merkezi, 3 Mart 2018 Cumartesi günü, “Suriye Türkleri ve Türk Ocakları” adlı bir panel düzenledi. Prof. Dr. Yusuf Sarınay'ın başkanlık yaptığı panele, konuşmacı olarak Prof. Dr. Mehmet Şahingöz ve Prof. Dr. Emrah Şenel katıldı. Prof. Dr. Sarınay, "Türk Ocakları Suriye Türklerini destekleyen bir kuruluş. 90'lı yıllarda Kosova'da, Karabağ'da, Bosna'da bağımsızlık fikriyle, insani yardımlarla bölgedeki Türklere destek olmaya çalışan Türk Ocakları, bugün de Türkiye'nin beka meselesi hâline gelen Suriye ve güney sınırları sorununda devletinin ve Suriye Türklerinin arkasındadır." diyerek programı açtı.

Prof. Dr. Sarınay ilk sözü Prof. Dr. Şenel'e verdi.

Anadolu Tüm Mazlumların Sığındığı Yerdir

Avrupa ülkelerinin insani konularda tutarsız davrandığını söylerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Şenel, "Charlie Hebdo saldırısının ardından 2 milyon insan teröre lanet yürüyüşüne katıldı. Birçok devlet adamı bu yürüyüşte ön planda durdu. Bunlar yapılması gereken şeyler. Teröre olan direncin toplum tarafından gösterilmesi önemli fakat neden Türk dünyasında, İslam dünyasında gerçekleştirilen saldırılara hiç tepki yok diye sormak gerekiyor. Arap coğrafyası karışmaya başladığında Batı buna 'Arap Baharı' ismini verdi. Bahar bombalarla, terörist saldırılarla geldi. Birçok insan evinden, işinden, ailesinden ve canından oldu. Biz Misak-ı Millî derken Musul, Kerkük, Batum, Batı Trakya'yı da düşledik. Buralarda yaşanan olaylara kayıtsız kalabilmemiz mümkün değildir. Türk Ocakları da Türk dünyasının sorunlarıyla ilgilenmeye devam ediyor." dedi.

Anadolu'daki Birliği Koruyamazsak Dördüncü Hazan Türkiye'nin Hazanı Olur

Türkiye'nin ve Türklerin tarihten gelen bir güvenilirliği olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şenel, ülkemizin yurtdışında zor durumlar yaşayan insanlar için bir umut olduğunu belirtti. Prof. Dr. Şenel, "Üç hazan yaşadık diyoruz ama neden diyoruz? Nedir bu üç hazan? Birincisi Kafkas hazanıdır. İkinci hazan Balkan hazanı, üçüncü hazan da Orta Doğu hazanıdır. Bu yıkımları biz Türkler ağır şekilde yaşadık. Son yaşadığımız hazanda Arap Baharı bomba oldu, açlık oldu, sürgün oldu, ölüm oldu. Biz de asla gazetelerde İran'a, Suudi Arabistan'a sığınan sığınmacı görmedik. Çünkü Türkiye mazlumun yanında milletinin desteğiyle durmuştur. Tabii bizim de kendi içimizde sorunlarımız oldu. Bu sorunlar çok büyük sorunlar, çok büyük hatalardı. Fakat beka meselelerimizin sert bir şekilde karşımızda olması, bizi bu hatalara bakmamaya itiyor. Çözüm süreci sonucunda şehirlerimiz bomba yığınağına döndü, FETÖ ile ortaklık 15 Temmuz gibi bir ölüm kalım mücadelesine yol açtı. Fakat şu an devletimiz güney sınırlarında yığınak yapan terör örgütleri ile mücadele ediyor ve Türk milleti, Türk Ocakları bütün olarak devletinin arkasındadır. Biz Türk Ocakları olarak insani yardımlarımızı bölge karışmaya başladığından beri yapıyoruz. Bazen Kızılay görevlisi gibi, bazen kıyafet vererek, bazen nakit para ile bazen evlerine gidip ihtiyaç listesi hazırlayıp ihtiyaçlarını gidererek yardımlarımızı yapıyoruz. Biz de zaman geçtikçe profesyonelleştik. İhtiyacın ne olduğunu yerinde görüp yardımlarımızı bilinçli bir şekilde yaptık. Umarım Anadolu'daki Türk birlikteliğini koruruz, umarım Türkiye bir ve bütün olmaktan başka bir şey düşünmez. Çünkü biz Kafkas göçmenini, Balkan göçmenini ve Suriye göçmenini aynı anda aynı toprakta yaşatıyoruz. Eğer bu bağ koparsa dördüncü hazan Türkiye'nin hazanı olur." diyerek sözlerini sonlandırdı.

Afrin'de Mağlubiyet Kabul Edilemez

Prof. Dr. Şenel'den sonra panel başkanı Prof. Dr. Sarınay sözü Prof. Dr. Şahingöz'e verdi.

Sözlerine Atatürk'ü anarak başlayan Prof. Dr. Şahingöz, Ankara'nın önünde Yunan topları patlarken Atatürk'ün Suriye'yi düşündüğünü söyledi. Prof. Dr. Şahingöz, "Atatürk, Ankara'nın önünde Yunan topları patlarken Süleyman Şah Türbesi'ni Fransızlarla yapılan anlaşmada madde olarak koydurup o türbeyi Türk toprağı olarak kabul ettirmiştir. Çünkü Atatürk her zaman Misak-ı Millî için uğraşmış ve Misak-ı Millî sınırlarının sağlanmasını Türkiye'nin en büyük hedefi olarak görmüştür. Bizim devlet adamlarımızın göremediğini yabancılar gördüler, Atatürk'ü anladılar. Misak-ı Millî'nin Türkler için ne kadar önemli olduğunu bilip, bizimle bu sınırlarda sürekli uğraştılar. Türkiye, Süleymaniye'de gerçekleşen çuval olayında kaybetti, Kobane'de kaybetti, Süleyman Şah'ta kaybetti ve artık Afrin'de mağlubiyeti kabul edemez bir noktaya geldi. Eskiden stratejistler 'Erzurum Yaylası tutulmazsa Anadolu kaybedilir.' derlerdi; şu an tehdit güneyden geliyor. Bizim, yani Türk milliyetçilerinin yaptığı uyarılara abarttığımızı düşünerek kulak asmayanlar, bugün sorunların çözümü için sınır ötesi operasyon mecburiyetinde kaldılar. Suriye'de yüzde sekizlik bir nüfusu olan Kürtler, Suriye topraklarının yüzde otuzunu yönetir hâle geldi. Başından beri yapılan yanlışlar silsilesinin sonucunda çok acılar yaşadık ama şu an başarılı bir askerî harekât düzenliyoruz. Fakat siyasi sonuç alınmayan askerî harekât, sonuçsuz kalmış demektir. Benim her zaman söylediğim Kıbrıs modelinin Suriye'de uygulanmasıdır. Yani gönül ister ki oradan hiç çıkmayalım fakat olur da bunu dünya siyasetinde kabul ettiremedik, o zaman Kıbrıs modeline benzer bir garantörlük sistemi kurmamız gerekir." diyerek sözlerine son verdi.

Türkleri Anadolu'dan Kimse Atamaz

Panelde son olarak panel başkanı Prof. Dr. Sarınay söz aldı. Prof. Dr. Sarınay, Türklerin kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan Anadolu'yu kendi kültürleriyle vatan hâline getirdiğini söyledi. "Birçok büyük imparatorluğa, medeniyete ev sahipliği yapmış bu coğrafyayı Türkiye hâline getiren Türkleri kimse bu topraklardan atamaz." diyen Prof. Dr. Sarınay, "Vatanımız sürekli teyakkuzda olmayı gerektiren bir vatan. 1914 yılında dönemin Türk Ocakları başkanı Ahmet Ferit Tek, Edirne, Rodos, Batum ve Süleymaniye'nin Anadolu'yu çevrelediğini ve bu dört kazığı sağlam tutmamız gerektiğini işaret etmiş. Biz Anadolu'yu sağlam tuttukça Türk dünyası da rahat nefes alır, tüm mazlumlar da sığınacak bir kapı bulur. Eğer biz zayıf olsaydık Afrin'e girebilir miydik? Türkiye kuşatılırdı ve çok daha ağır bedeller ödemek zorunda kalırdık. Afrin'in tarihî önemi büyüktür. Türk ordusu Birinci Dünya Savaşı'nda en son Afrin'de savaşmıştır. Türkiye bu tarihsel gerçeklikleri unutmadan askerinin ayağını sağlam bastırmalıdır. Biz çok ciddi imtihanlardan geçmiş bir milletiz. Biz zamanında önlemlerimizi alamadığımız için sınır ötesi bir savaşla güney sınırlarımızı korumaya çalışıyoruz. Türkiye nüfus politikasını doğru bir şekilde uygulayıp bölücü terör örgütünün bölgede yaptığı nüfus kaydırma işlemlerine de engel olmalı. Türk Ocakları da gerçekten önemli işler, önemli faaliyetler yapıyor. Bölge halkını yalnız bırakmıyor. Herkesin siyasi tartışmalardan sıyrılıp bölge halkına destek olması, devletimizin arkasında olması lazım." diyerek Türkiye'nin gerçekleştirdiği operasyonlarda milletin desteğine verdiği önemi vurgulayarak sözlerine son verdi.

Program soru cevap kısmıyla sona erdi. 

 


PAYLAŞ