Tarihte Bugün
  • 21.05.1864 Büyük Kafkas Sürgünü

Türk Ocakları Genel Merkezi, Ankara’da Türk Tarih Kurumu Konferans Salonu'nda, 20 Ocak 2018 Cumartesi günü, “Vefatının 40. Yılında Osman Turan ve Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi” adlı bir panel düzenledi. Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'ün başkanlık yaptığı panele, konuşmacı olarak Prof. Dr. Ali Birinci, Prof. Dr. Üçler Bulduk ve Yrd. Doç. Dr. Nasrullah Uzman katıldı.

Programın açılışını, Türk Ocakları Yönetim Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Atabey yaptı.

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, "Cumhuriyet’i âdeta Türk Ocaklılar kurdu." diyerek sözlerine başladı. Prof. Dr. Öz, Türk Ocaklarının eski Genel Başkanı Osman Turan'ın "Beşerî bir duygu olarak milletin bekası arzusu mevcut kaldıkça Türk Ocağı ve benzer müesseselere de daima ihtiyaç olacaktır." sözünü hatırlattıktan sonra 1959'da Osman Turan'ın dikkat çektiği beka meselesinin bugün hâlâ bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Öz, "Türk milletinin bekası arzusu, Türk milletine mensup olma, Türk milletini yüceltme, yükseltme arzusu var oldukça biz Türk Ocağı olarak var olmaya ve bu görevi ifa etmeye devam edeceğiz." dedi. Prof. Dr. Öz, Osman Turan'ın şahsiyetinden, tarihe ve ilme bakış açısından kısaca bahsettikten sonra sözü Prof. Dr. Ali Birinci'ye bıraktı.

Prof Dr. Ali Birinci, konuşmasında Osman Turan'ın hayat hikâyesine ve eserlerine değindi. Birinci, "Tam adıyla Osman Ferit Turan, 1914 Haziran'ında Bayburt'a bağlı Çatıksu'da dünyaya geldi. Ailesi, Trabzon'un fethinden sonra Van taraflarından bölgeye iskân edilen Kurtoğlulları sülalesindendir. Halk arasında Koronoğulları olarak anılmaktaydı. Ailesi varlıklıydı. Babası Hasan Bey, 1. Dünya Harbi'nde Şark Cephesi'nde şehit olmuştu. Tahsil hayatı, köyünden üç kilometre uzaklıktaki Çaykara'da başladı. Çaykara köyüne her gün yürüdü. Ortaokulu ise babasının arkadaşlarından yardım alarak Bayburt'ta okudu. Mustafa Kafalı Hoca'nın ifadesine göre, tarih şuurunda Bayburt şehrinin tarihî atmosferinin tayin edici bir rolü vardı. Ortaokulu bitirdikten sonra Trabzon Lisesinde iki sene eğitim gördü. Lisede ayaklı kütüphane olarak tanınıyordu.  Ağabeyi Mehmet Turan, Ankara'ya Makine Kimya Enstitüsüne geldiği zaman lise son sınıfta Ankara'ya geldi ve 1935'te liseyi Ankara'da bitirdi. 1935'te kanunu çıkan ancak 9 Ocak 1936'da eğitime başlayan, 28 Mart 1940'ta ilk mezunlarını veren ve Ankara'da fakülte adıyla açılan ilk kurum olan Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesinin yatılı talebelerinden oldu. Bu fakültede, Orta Çağ Tarihi Kürsüsü ile tarihçiliğe adım attı. Fakültedeki en büyük talihi, Ord. Prof. Dr. M. Fuat Köprülü'nün talebesi olmasıydı. Osman Turan mezun olduğunda, mezuniyetten iki ay sonra kendisinin de beyan ettiği üzere, Fransızca ve Farsça biliyordu. Mezun olduktan sonra Arapçaya da başladı, devlet tarafından İngiltere'ye gönderildiğinde de İngilizce'yi öğrendi." dedi.

SELÇUKLU TARİHİ ALANINDA BİR NUMARA

Prof. Dr. Ali Birinci, sözlerine Osman Turan'ın ilmî hayatından bahsederek devam etti. Prof. Dr. Birinci, "Osman Turan, Selçuklu tarihi sahasına Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce kaynaklara dayanarak girdi. Mezuniyetini takiben Fuat Köprülü Hoca'nın yanında Orta Çağ tarihinde burslu doktora talebesi oldu. Daha talebeliği sırasında yazılar yazmaya başlayan, tercümeler yapan Osman Turan, 10 Kasım 1941'de '12 Hayvanlı Türk Takvimi' araştırması ile doktor oldu. Ancak bu sırada büyük bir talihsizliği vardı. 19 Eylül 1941'de hocası Fuat Köprülü siyasete atılıp okuldan ayrılınca üzerine inanılmaz bir ders yükü binmişti. O zamanki talebelerinin anlattıklarına göre Osman Turan sabahlara kadar çalışır, kıpkırmızı gözlerle sınıfa girer, çok dalgın olurmuş. 1943'te Orta Zaman Türk Devletlerinde Türkçe Unvanlar adlı doçentlik tezini yazdı. 28 Aralık 1943'te doçentlik kadrosuna dâhil edildi. Doçent unvanını kazandığında 29 yaşındaydı. Doçentliğinden sonra Turan, çok az kaynağın olduğu Orta Asya tarihinden vazgeçti ve Anadolu Selçukluları tarihine yöneldi. Osman Turan ile aynı gün doçent olan Halil İnalcık'a 'Selçuklu tarihinde Osman Turan'ın yeri nedir?' diye sordum. İltifatlarında cimri olan İnalcık, hiç düşünmeden 'Bir numara. Osman Turan olmasaydı Cladue Cahen eserlerini yazamazdı.' diye cevap verdi. Turan, 1946-1947'de askerlik görevini yerine getirdi. Dönemin dekanı Enver Ziya Karal, fakültede öğretim elemanı sıkıntısı olduğu için askerliği ile ilgili bir dilekçe yazdı ancak dilekçeye red cevabı alındı. 1948'de önce İngiltere'ye sonrasında da Fransa'ya gönderildi." diye belirtti.

SADECE TARİH ALANINDA DEĞİL HER ALANDA İYİYDİ

11 Mart 1948'de Türk Tarih Kurumuna asli üye olarak seçildi. Fakat Türk Tarih Kurumuna ait kitaplarda Osman Turan'ın adı yoktur. Çünkü 20 Mart 1972'de Haysiyet Divanı kararı ile üyelikten çıkarıldı. Bu kararın gerekçesi bulunmamaktadır. Osman Turan'ın üyelik numarası 66 idi, daha sonra bu numara Fikret Işıltan'a verildi. Bu yolla âdeta Osman Turan maziden silinmeye çalışıldı. 1954'te siyasi hayata girdi. Bu arada gazete ve mecmualarda da oldukça fazla yazısı yayımlandı. 1 Kasım 1956'da II. Abdülhamid'in torunlarından Emine Satıa Sultan ile evlendi. Fakülteye kabul edilmediği için 1964'te yeniden siyasete girmek zorunda kaldı. 1969'da yeniden fakülteye girme mücadelesine girişti. Fakültesine dönemedi ve taşındığı İstanbul'da genç denecek bir yaşta 1978'de hayata veda etti." diyerek Osman Turan'ın hayatı hakkında bilgi verdi. Osman Turan'ın Türk tarihçilerinin en çalışkanı olduğunu, Türkiye'nin günlük meselelerine Osman Turan kadar ilgi gösteren başka kimsenin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Birinci, "Osman Turan'ın en küçük risalelerinde bile felsefi ve tarihî bir derinlik var." dedi. Atsız olayında da fakülteye geri dönmesinde onu çok seven Tahsin Banguoğlu'nun etkisinin büyük olduğunu söyleyen Prof. Dr. Birinci, "Osman Turan Hoca, sadece Selçuklu tarihinin mimarı değil aynı zamanda Türkiye'nin yakın meselelerinin de derin bir tarih tefekkürü ile tenkitini yapan adamdır." diye vurguladı ve sözlerini sonlandırdı.

Oturum Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, sözü Yrd. Doç. Dr. Nasrullah Uzman'a verdi.

HOCAMIN İZİNDEN GİTMEYECEĞİM

Nasrullah Uzman genel olarak Osman Turan'ın siyasi hayatından bahsetti. Sözlerine "Osman Turan kırk yaşındayken, 1954 yılında Demokrat Partiden Trabzon milletvekili sıfatıyla TBMM’ye girmek suretiyle aktif siyasete atıldı. 1954 yılına kadar aktif siyasete girmemekle beraber daima siyasetin içinde oldu. Avrupa'da geçirdiği iki yılda bile daima Türkiye'de cereyan eden olayları takip etti." diyerek başladı. Osman Turan'ın yakın çevresine, siyasete girmeyeceğini ifade ettiğini söyleyen Dr. Uzman, Osman Turan'ın Demokrat Partiden milletvekili olmasında öne çıkan sebepleri şöyle sıraladı: "Turan Hoca, hayatı boyunca hem ilmî hem fikrî faaliyetlerinden de görüldüğü üzere, aşırı sol hareketlere, komünizme karşıydı. Diğer bir sebebi de Demokrat Partinin dört kurucusundan biri, onun çok sevdiği hocası Fuat Köprülü idi. Fuat Köprülü'yü o kadar seviyordu ki, kendi çocuğu olmadığı için, ağabeyi Nazım Bey'in ikinci oğluna Fuat ismini vermişti. Osman Turan, milliyetçilik ve demokrasiyi birbirinde ayrılmaz olarak görüyordu. O dönemde Demokrat Parti de demokrasiyi temsil ediyordu.  Cumhuriyet Halk Partisi yüzünden çektiği zorluklar da bu sebeplere eklenebilir."

İLMİ VE FİKRİ EYLEME DÖNÜŞTÜRMEK

Daha sonra Osman Turan'ın aday olma sürecini anlatan Dr. Uzman, bu süreci "Demokrat Parti aday listeleri Türkiye genelinde hazırlanmadan yaklaşık bir ay önce Trabzon'un yerel gazetelerinde Hoca'nın Demokrat Partiden aday olacağı yönünde haberler çıkıyor. Bu haberler memnuniyetle karşılanıyor. Kafalı Hoca'nın ifadesine göre aday olmasında kendisine Millî Eğitim Bakanlığı sözü verilmesinin ve böylece düşündüklerini eyleme geçirebileceğini düşünmesinin etkisi büyüktü."  diyerek özetledi. Dr. Uzman, Osman Turan'ın el yazısıyla siyasete neden girdiğini şöyle ifade ettiğini söyledi: "Üniversite mesaimin en değerli zamanında kaderin sevkine tabi olarak mebus oldum. Bu durumdan şikâyetçi değildim çünkü ikisini bir arada yapacağıma inanıyordum. İlmî ve fikrî olarak düşündüklerimi siyaset ile gerçekleştirebilmek için milletvekili adayı oldum." Dr. Uzman, Osman Turan'ın 1957'de Demokrat Partiden, 1965 seçimlerinde de Adalet Partisinden milletvekili olarak seçildiğini söyledikten sonra "TBMM zabıtlarını taradığımızda, Osman Turan'ın Meclis kürsüsünden 1954-1957 arasında sadece sekiz konuşma yaptığını, 1957-1960 arasında hiç konuşma yapmadığını, 1965-1969 arasında da sadece bir konuşma yaptığını görüyoruz. Tüm bunlarla beraber Osman Turan'ın aktif bir tutum sergilediğini görüyoruz." dedi.

İKTİDARDAKİ MUHALİF

Dr. Uzman, Osman Turan'ın konuşmalarını genellikle parti grup toplantılarında yaptığını ve bu konuşmaların daha çok eleştiri merkezli olduğunu söyledi. Dr. Uzman, Turan'ın verilen vaatleri yerine getirmek, daha iyi şeyler yapabilmek için öz eleştiriye çok önem verdiğini söyledi. Fuat Köprülü'nün önce Dışişleri Bakanlığından akabinde de Demokrat Partiden istifa ettiğini ancak Osman Turan'ın istifa etmeyip mücadeleye devam ettiğini söyleyen Dr. Uzman, Turan ve Köprülü'nün siyasi hayatlarının burada ayrıldığını ekledi. Dr. Uzman, "DP milletvekili Mükerrem Sarol, CHP milletvekilleri tarafından nüfuz suistimali ve haksız kazançtan dolayı eleştiriliyor. Meclis’te komisyon kuruluyor, bu komisyon Mükerrem Sarol’u suçsuz buluyor ama Osman Turan, beraberindeki milletvekilleri ile muhalefet partisinden önce Mükerrem Sarol'un Yüce Divan'da yargılanması için mücadele ediyor." diyerek Osman Turan'ın ne kadar ciddi bir milletvekili olduğunu vurguladı.

YASSI ADA'DA OSMAN TURAN

Dr. Uzman, Osman Turan'ın 6 yıl 2 ay 13 gün Demokrat Parti milletvekilliği yaptığını söyledi. Yassı Ada yargılamalarında Osman Turan'a iki tane suç isnat edildiğini söyleyen Dr. Uzman, "Ona isnat edilen suçlardan biri haksız kazanç, diğeri de Anayasa’yı ihlal. Bu suçlar, o dönem DP milletvekillerinin hepsine karşı ileri sürülmüştü. Osman Turan, yargılamalar sırasında kendini savunmadı; sürekli olarak partisini savundu. Osman Turan, 1 yıl 3 ay 14 gün boyunca, 17 Eylül 1961'e kadar, tutuklu kaldı. Kendisi 27 Mayıs Darbesi'nden yaklaşık iki ay önce iki tane ciddi ameliyat geçirmişti ve bu sürede de sağlık problemleri devam ediyordu." diyerek sözlerine devam etti. Orada yazdığı, elli kelimeyi geçmeyen mektuplarında, ailesinden haber alma kaygısının ön plana çıktığı görülüyor diyen Dr. Uzman, "Osman Turan, bir mektubunda buradan çıkacağını, bir daha siyasete dönmeyeceğini ve parti ile kendisine isnat edilen suçların asılsız olduğunu söylüyor. Yazdığı mektuplarda İstanbul'daki üniversitelerin birinde veya DTCF'deki görevine geri dönme isteği göze çarpıyor. Zaten kendisi istifa etmeden milletvekili olmuştu." dedi.

OSMAN TURAN SİYASET ÜSTÜ BİR KİŞİLİKTİR

Sözlerine Osman Turan'ın Yassı Ada'dan sonra yaşadıklarını anlatarak devam eden Dr. Uzman, "Osman Turan fakülteye kabul edilmedi. Durum böyle olunca 1964 yılında Adalet Partisinde teşkilatlardan sorumlu genel başkan yardımcısı oluyor. Adalet Partisinde de DP'de bir benzerini yaptığı gibi Süleyman Demirel ile mücadele ediyor, onu ve partiyi sık sık eleştiriyor. Süleyman Demirel'i 'hiç bir ikaz ve tenkite uymayan lider' olarak tasvir ediyor. 1967 yılında ihraç edilmek suretiyle Adalet Partisinden uzaklaştırıldı. Osman Turan'ın dokunulmazlığının kaldırılması için 1965-1969 arasında dört kez fezleke düzenlendi. Ama bunlar neticesiz kalıyor. Osman Turan 1969 yılında da Milliyetçi Hareket Partisinden Trabzon milletvekili adayı oldu. Bu adaylığı, sembolik bir adaylık olarak nitelendirmek gerekir." dedi. Dr. Uzman sözlerini "Osman Turan'ı şu ya da bu partiyle bütünleşmiş kabul etmek, sınırlamak yanlış olur. Osman Turan, partiler üstü bir konuma sahiptir. Bugün de eserleri ve fikirleri ile milyonları etkilemeye devam etmektedir." diyerek sözlerini tamamladı.

Oturum Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, sözü Prof. Dr. Üçler Bulduk'a verdi.

Prof. Dr. Üçler Bulduk, Osman Turan'ın tarih, özellikle Selçuklu tarihi alanındaki yerinden, ilmî yönünden bahsetti. Prof. Dr. Bulduk sözlerine, "Osman Turan'ı tanımak, tarih alanındaki yerini öğrenebilmek için iki verimiz var. Birincisi Osman Turan'ın yazdıkları, ikincisi de Osman Turan'ı tanıyan muhitin yazdıkları. Faydalanabileceğimiz kaynak kişiler olarak Ali Birinci, Mehmet Altay Köymen hocaların yazdıkları eserler çok büyük önem taşır. " diyerek başladı. Prof. Dr. Bulduk, Osman Turan'ın ilmî çalışmalarının kısaca üç devreye ayrılabileceğini söyledikten sonra, " Birinci devre 1940-1944 arasındaki çalışmalardır. Özellikle fakülteye lisans talebesi olarak girdikten sonra ilmî çalışmalara başladı. Bu dönemde önce unvanlar, daha sonra 12 Hayvanlı Türk Takvimi hakkında ve daha birçok alanda makale yazdı. İlk makaleleri daha çok Umumi Türk Tarihi'ne yöneliktir.  Doçentliği sonrası ise ikinci devredir. Doçentliğini alması ile birlikte Selçuklu tarihi alanına ağırlık verdi. Bu dönemdeki çalışmalarını kıymetli kılan husus, çok zor bir alanda ilkleri gerçekleştirerek yayımlamasıdır. Osman Turan'ın üniversite dışında kaldığı dönemde yazdıkları ise üçüncü devreyi oluşturmaktadır. Daha kalıcı olan, daha geniş kesimlere ulaşan çalışmalarını bu dönemde yapmıştır. Selçuklular, Türk-İslam Medeniyeti, Selçuklular Zamanında Türkiye,  Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Selçuklular ve İslamiyet, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi gibi kitaplar bu devrenin ürünüdür. " dedi.

SELÇUKLU TARİHİ ALANINDA EŞSİZ VE HÂLÂ SEVİYESİNE GELİNEMEYEN ESERLER YAZDI

Prof. Dr. Bulduk, "Osman Turan Selçuklu tarihi alanında eşsiz eserler yazdı. Bu eserlerin seviyesine hâlâ ulaşılmış değil." dedikten sonra "1936 yılında Osman Turan, Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesine girdiğinde 27 profesör vardı. Bunların 14'ü yabancı, 13'ü Türk idi. Bu, bize şunu göstermektedir: O dönemde Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesinin amacı Türk gençlerini ilmî hayata hazırlamak, onları yetiştirmek ve bu öğrencilerin ileride belli yerlere gelerek genç Türkiye Cumhuriyeti'nin yücelmesine katkıda bulunmalarını sağlamak." diye belirtti.

Prof. Dr. Bulduk, Köymen’in “Türkler nasıl Türkistan’dan Anadolu'ya göçüp yerleştiyse Osman Turan da yerinde bir kararla, ataları gibi Asya Türk tarih ve medeniyetinden, Türklerin bu yeni vatanının tarihine geçti ve Anadolu'da karar kıldı.” dediğini belirttikten sonra "Osman Turan, Türk cihan hâkimiyetini millî, İslami ve insani duyguların ahenkli bir terkibi olarak niteler. Bu niteleme ile aslında diğer cihanşümul devlet anlayışları ile Türklerin anlayışları arasındaki farkı da ortaya koymuş olur. Nizam-ı âlem olarak tanımlanan bu anlayış ve ülkü, sadece dinî hissiyat veya hassasiyetle şekil bulmaz. Aynı zamanda Türklerin tarihin derinliklerinden getirdikleri ve geliştirdikleri tefekkür ve tecrübenin bir tezahürüdür.  Osman Turan, bu bilinçle Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi adlı eserinde İslam öncesi anlayışı öz olarak verir, ancak zamanın ruhuna uygun olarak elbette İslam vurgusunu daha fazla yapar. 19. yy.dan itibaren Türk münevverlerinin geliştirdiği sosyo-politik kavramlarda 'Türkleşmek, İslamlaşmak, muasırlaşmak' hedefi, Cumhuriyet ile birlikte Türk-İslam sentezine dönüşmüştür. Osman Turan, bu sentezi kendi özünde ve eserlerinde mükemmel bir şekilde ortaya koymuştur." diyerek sözlerini tamamladı.

Panel, dinleyicilerin sorularının cevaplandırılması ve Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'ün konuşmacılara hediye ve belgelerini takdim etmesiyle sona erdi.

 


PAYLAŞ

Resim Galerisi