“Herkesken etkilenmişimdir tabi ki, etkilenmemek mümkün değil ama ben aykırıyım.”

Resimlerinde hat sanatı, folklorik figürler, İslamiyet öncesi Türk sanatından kalan yazıtlar ağırlıklı olarak görülen, eski Türk damgalarını, Osmanlı tuğralarını, sembolleri, sosyal anlamlarını uzun süre inceledikten sonra tuvaline aktaran değerli resim sanatçısı Rauf Tuncer ile sanatı üzerine kısa bir söyleşi…

Rauf Tuncer kimdir?
1955 Rize doğumluyum. İlk ve ortaokulu Rize de okuyarak Rize Erkek İlköğretim Okulu’ndan 1974’te mezun oldum. 1979’da İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim bölümünü bitirerek Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde lisans eğitimimi tamamladım. Bir dönem ortaöğretim kurumlarında resim öğretmenliği yaptım, daha sonra öğretmenlikten ayrılarak İstanbul’da kendi atölyemi kurarak, sanat çalışmalarımı sürdürdüm. Bir dönem yurt dışında da çalışmalarıma devam ettim, ardından Türkiye’ye geri dönerek 1991 yılında Uludağ Üniversitesi güzel sanatlar bölümünde göreve başladım ve sonra da emekliye ayrıldım. Şimdi çalışmalarımı İstanbul’da sürdürürken birçok ülkede de projeler yapıyorum. Kunst Galeria, Anatolia Sanat galerisinin kuruculuğunu ve yöneticiliğini yaptım. Vitray konusunda yayınlanmış kitabım var. Atamira Sanat Dergisinin editörlüğünü yapmaktayım.

Eserlerinizin içeriğinden bahseder misiniz?
Orta Asya da görünen gerek İslamiyet öncesi gerek İslamiyet sonrası kültürel mirası günümüz sanat eserleriyle birleştiriyorum. Geçmişin değerlerini geleceğe taşıma endişesi ile çalışıyorum. Eski Türk damgalarını ve sembollerini Orta Asya ile ilgili uzun süren araştırmalarımdan sonra tuvalime yansıtmaya başladım. Türkiye de ilk kullanılan yazı ile son kullanılan yazıları karıştırdım. Bir dönemin folklorunun yansımalarını kullandım. Soyut resim çalışıyorum ben onun dışında sulu boya çalışmalarım da var. Kendi resmimi bulma adına yeni şeyler yapmaya çalışıyorum. Tabi ki yerel olmalı resmim. Kendi kültürüm ile alakalı olmalı, taklit asla aslını geçmez. Sanat tabi ki de evrenseldir, hangi kültür ile beslenirse o geçer ama tuvale. Benim mensubiyetim neye ait ise oyumdur. Medeniyetlerin alt kültürleri vardır. Ben Türk-İslam medeniyetine mensubum benim dünyam bu. Ben Türk gibi düşünürüm bir işimi yaparken de kültürüm ile yaparım. Yaptığım şey sanat eseri olduğu için evrenselleşir, resmin herkese sanat olduğu için hoş gelebilir. Geçmişe dönük çalışıyorum ben, Osmanlı o dönemde gerek mimari, gerek ise şiirler ile kültür varlığını oluşturuyor. Resim olarak ise dünyada tek. Kültürel değerlerimizi başka ülkelere yansıtabilmek onlarla aramızda bir etkileşim sağlayabilmek için eserlerimde kültürel değerlere yer veriyorum.

Bir eseriniz yaklaşık kaç günde tamamlıyorsunuz?
40 gün çalıştığım eser de var, üç gün çalıştığım eserde... Bazen aylarca sürebiliyor hatta. Büyük çalışınca özellikle gözüm almıyor, eksikler görüyorum buda çalışmayı zorluyor çünkü sonsuz, ölçü yok, bitti diyene kadar devam ediyorum. Bu zamana kadar 1000’in üzerinde resim yaptım. Bunlardan sadece 200 tanesi elimde kalan.

Resimlerinizi isimlendiriyor musunuz?
Resimlerimi isim bulmak zor geliyor bana. Yaparken öyle düşünmüyorum çünkü o gün yapıyorsun o kadar. Yaparken kafanda düşüncem oluyor yani bir endişem, o endişemi dile getiriyorum o anda yaşıyorum sonra hissetmiyorum o anki endişelerimi hatta bazen unutuyorum bile. Bir gün arkadaşın evinde asılı resme bakıyordum sanırım uzun uzun bakmışım, hoca hoca dedi neye bakıyorsun öyle? Dedim ki resme, dedi ki, ben senden bunu alırken bir avuç para verdim sana hatırlamıyor musun? Unutmuşum hatırlayamadım resmimi, endişemi, o anki hislerimi.

Özellikle tercih ettiğiniz renkler var mı?
Siyah dışında her rengi kullanırım hiç birini ayırt etmem ama siyah rengini kullanmam, siyah boyam bile olmadı benim hiç. Koyu renkleri siyah yerine tercih ediyorum.

Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
İnsanlar geliyorlar resimlerin ismini bile bilmiyorlar. Bir gün bir arkadaşımın sergisini açarken bir gazeteden eleştirmen geldi, resimleri inceledi. Eleştiri yazsını hemen o gün yazmış. Ertesi günde sergi açılacak resimleri astık eleştirmen açılışa geldi ver resimleri asarken içlerinden birini işaret edip bu resim yağlı boya mı sulu boya mı? Diye sordu. Adam eleştiri yazmış, sonra da bu soruyu soruyor. Eleştiri yazan biri bile maalesef bilmiyor.

Etkilendiğiniz bir sanatçı var mı?
Herkesken etkilenmişimdir tabi ki, etkilenmemek mümkün değil ama ben aykırıyım. Benim gibi çalışan yok, benim kadar özgün çalışan yok. Bu deliliği ben yaptım ilk kez, ben öndeyim.

Sanatı nasıl tanımlarsınız?
Kendini ifade etme aracı. Sanatın duygusu endişe, sanatçı bu endişeye çözümler getirmeye çalışıyor. Ben resim yapıyorum başkası heykel, bir başkası müzik ama herkes endişesini çözümlüyor. Var olan malzemelerim bana bu çözümlemede yardımcı oluyor.

Geleceğe dair hedefleriniz var mı?
Her resim sanatçısının gönlünden bir müze kurmak vardır. Ben de isterim elbette. Onun haricinde kalıcı olmak için bu işi yapıyorum. Bin sene sonra kalıcı olmak, hatırlanmak için. İnsan ömrü ortalama 70-80 yıl kalıcı olmak için bir şeyler yapmalıyım. Örneğin Mimar Sinan’ı yaptığı işlerden dolayı herkes tanır. Ben gittikten sonra da insanların beni tanımasını, hatırlamasını isterim. Üzerinde konuşulan şeyler, konuştukça kalıcı olur.

Söyleşi: Ebubekir İZNAYEV
Fotoğraf: Çılga GÜREL


PAYLAŞ