Malatya Türk Ocağı olarak bu haftaki sohbet programımızı da gerçekleştirdik. 

Bu haftaki konuşmacı misafirimiz İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hamdi Onay hocamızdı. Tasavvuf, tarikat ve cemaat ilişkileri üzerine bir sohbet yaptı. Onay özetle şunları söyledi;

“Tarikatlar ve tekkeler bizim tarihi serüvenimiz içerisinde önemli yer sahibidirler. Bir yere sefer yapılmadan evvel bu tarikat erleri oralara gider ve manevi iklimin oluşması içi çalışırlardı. Yine ele geçirilen bölgelere gider ve oradaki halkın İslam’ı tanıması için gayret gösterirlerdi. Yine Mevlevihaneler Cumhuriyet dönemine kadar hatta sonrasında da sosyal ve kültürel hayatın sürdürüldüğü önemli mekanlar olmuştur. Tabi medresenin zayıflaması, ilmiyenin ağırlığını kaybetmesi toplumun her kesiminde olduğu gibi bu tarikat ve cemaatlerde de bir yozlaşmaya yol açmıştır. Cumhuriyet kadrolarının devleti çağın gereklerine göre yeniden yapılandırma çalışmalarına karşı çıkmışlar ve kapatıldıktan sonra da yer altına çekilmişlerdir. Yer altına çekilince müstemlekecilerle iş birliği yapan cemaat ve cemiyetlere dönüşmüşlerdir. Kavgaları Cumhuriyet iledir. Bunların günümüze kadar gelen uzantıları da Cumhuriyet ile hesaplaşma düşüncesindeler. Cumhuriyet ne yazık ki sağlıklı bir nesil yetiştiremedi. Günümüzdeki cemaatlerin yine pek çoğu kendi ikbal ve çıkarları için İslam'ı bir kalkan olarak kullanmaktadırlar. Bunun istisnası yoktur. Milletimize en iyi gelen, toplumun her kesimi tarafından iyi karşılanan bir cemaatin eline fırsat geçince yaptıklarını 15 Temmuzda gördük. Bunlar İslam'ı şekli bir takım siretlerden ibaret sayıyorlar. Oysa İslam akıl dinidir, düşünce dinidir, birlik dirlik dinidir, akıl erdirme, ders çıkarma dinidir.

Kur'an'ı Kerim'de “Allah'ın ipine sımsıkı sarılın” buyurulmaktadır. Son dönemlerde çıkan meallere bakarsanız göreceksiniz ki neredeyse hepsi kendi cemaatlerinin ipini yazacak. Tefrikaya düşmemek lazım.

Bir adam Müslümanım diyorsa kimse ona şöyle yapmazsan, böyle giyinmezsen Müslüman olamazsın diyemez. Müslümanlar peygamber efendimiz gibi şartsız herkese kucak açmalı, herkesin saygısını kazanabilmelidir. Tasavvufta da esas olan budur. Yani mutasavvıf kendi anlayışı ve yaşantısı ile insanlara örnek olmalıdır. Tasavvuf bireyseldir. Tarikat ise bu işin kurumsallaşmış halidir. Tarikat için adab, erkan ve ezkar lazımdır. Tarikat Arapça yol demektir. Tasavvufta Allah’a varan yollar nefis sayısı kadardır. Dediğimiz gibi tasavvuf işi bireyseldir.

Bu alanda yanlış kullanılan kavramlardan biri de Mürşid-i Kamil’dir. Bir insanın ömrü böyle bir mertebeye ulaşmak için yetmez. Mürşid- kâmil olsa olsa peygamberimiz olabilir. Biz insanlar ise ancak ona ne kadar yaklaşabiliriz, onu düşünmeliyiz. Kişisel çıkarlarına ulaşabilmek için bu kavramları böyle özensizce kullanmaktadırlar. Kişi öncelikle yaşantısı ile çevresine örnek olmalıdır. Tasavvuf ehlindeki Allah korkusu bir canavardan, kendinden güçlü bir şeyden ürkme korkusu değildir. Allah’ı incitmekten korkmadır, sevgiden kaynaklanan bir çekinmedir.  Tasavvuf şeriatın gereklerini yerine getirmektir, ruhun saflaştırılmasıdır, nefsin terbiyesi manevi arınmasıdır.

Tasavvuf mistisizmden ayrıdır. Mistik düşünce batı kaynaklıdır. Benzeştiği yönler olabilir ama aynısı değildir. Birtakım sırlara vakıf olduğunu iddia eden ruhban sınıfı yoktur dinimizde. Sır da yoktur dinimizde. Yüce kitabımızda Allah’u Teâla: “"Biz sana her şeyi apaçık beyan eden kitabı indirdik" buyurmaktadır.

Tasavvufta esas olan hakikatleri almak, sırları konuşmak, halkın elindekileri almamaktır. Halktan hiç birşey almadan onlara vermektir, bu vesile ile onları İslam’ın güzellikleri ile buluşturmaktır. Ama günümüzde böyle mi? Tarikatlar insanlardan alıyorlar. “

Bu tarikat cemaat işlerinin Müslümanların birlik olmasını engellediğini belirten Onay ayrılığın felaket getirdiği ile ilgili ayetlerden bahsederek konuşmasını tamamladı. Sohbet programı sonrasında uzun bir soru cevap bölümümüz oldu.

Sayın hocamıza davetimizi kırmayarak bu önemli konu ile ilgili görüşlerini bizlerle paylaştığı için şükranlarımızı sunuyoruz.


PAYLAŞ